<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228</id><updated>2012-01-25T16:04:25.352+10:00</updated><category term='ilk cuma hutbesi'/><category term='helal'/><category term='SÜNNET'/><category term='hicret'/><category term='ihram'/><category term='kadir gecesi'/><category term='gençlik'/><category term='haya'/><category term='nezaket'/><category term='Sevgili Peygamberimiz'/><category term='namaz ve çocuk'/><category term='salebe'/><category term='infak'/><category term='imtihan'/><category term='çanakkale zaferi'/><category term='faiz'/><category term='kalp'/><category term='hak kavramı'/><category term='önemli günler'/><category term='yeni yıl'/><category term='sorumluluk'/><category term='hac'/><category term='Hz. Ademin Nasihati'/><category term='eğitim'/><category term='çocuk eğitimi'/><category term='tefsir'/><category term='misyonumuz'/><category term='mevlid kandili'/><category term='ilim'/><category term='tavaf'/><category term='şeytanın isimleri'/><category term='Genel Aff'/><category term='nefsin halleri'/><category term='cami'/><category term='sağlık'/><category term='Kudüs'/><category term='regaip'/><category term='İNSAN'/><category term='İsrailoğulları'/><category term='ramazan'/><category term='rahmet'/><category term='aşure günü'/><category term='Mescidi Aksa'/><category term='EMANET'/><category term='oruç'/><category term='hoşgörü'/><category term='kurban bayramı'/><category term='haram'/><category term='miraç'/><category term='islam'/><category term='DUA'/><category term='alim'/><category term='ibrahim suresi'/><category term='muharrem ayı'/><category term='SÖZLER'/><category term='israf'/><category term='ramazan bayramı'/><category term='kabir ziyareti'/><category term='Şehit'/><category term='sabır'/><category term='islam dininin amacı'/><category term='zekat'/><category term='iffet'/><category term='mescid'/><category term='Kuran-ı Kerimi&apos;de Çalışma Hayatı'/><category term='Kuran-ı Kerimi Anlamak ve Yaşamak'/><category term='Mekkenin Fethi'/><category term='din eğitimi'/><category term='ÖLÜM'/><category term='say'/><category term='ramazan ayı'/><category term='sır'/><category term='İşleri Ehline Emanet'/><category term='UNUTULAN BEŞ ŞEY'/><category term='furkan'/><category term='hicri yıl başı'/><category term='zamanın kıymeti'/><category term='umre'/><category term='muhasebe'/><category term='tevbe'/><category term='mikat'/><category term='Teravih'/><category term='Filistin'/><category term='mehmet akif ersoy'/><category term='nefis'/><category term='Fetih Hutbesi'/><category term='AİLE'/><category term='çevre bilinci'/><title type='text'>SIR HOCA</title><subtitle type='html'>ARAYANLAR İÇİN VESİLE</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>84</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3648657447009090894</id><published>2011-12-31T05:09:00.003+10:00</published><updated>2011-12-31T06:39:30.697+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İNSAN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mehmet akif ersoy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>MEHMET AKİF ERSOY’A GÖRE İNSAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IRRyQZiuWIQ/Tv4fHt2wdlI/AAAAAAAADZo/UOVk_dZ4Bdw/s1600/m_akif_ersoy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-IRRyQZiuWIQ/Tv4fHt2wdlI/AAAAAAAADZo/UOVk_dZ4Bdw/s400/m_akif_ersoy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5692021196471694930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beşer ve hayat dini islamın  beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Doğrudan Doğruya Kurandan Alıp İlhamı&lt;br /&gt;Asrın idrakine söyletmeliyiz islamı”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;sözleriyle insanlığın beslenmesi gereken  kaynağı  sunmuş, insanıda  böyle değerlendirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif’e göre insan yaratılışın büyük bir örneğidir. Dolayısı ile de yapacaklarına kendi karar verebilmeli, hür bir irade sahibi olmalıdır. Allah kâinatı insan için yaratmıştır. Yine Akif’e göre Kur’an’ın “Âdem’e secde edin.” emri de insanın değerini ortaya koymaktadır. Mehmet Akif Ersoy insan meselesini, yine İnsan adlı şiirde anlatmıştır. Akif  bu şiirde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala sen&lt;br /&gt;Muhakkar bir vücudum dersin ey insan, fakat bilsen&lt;br /&gt;Senin mahiyetin hatta meleklerden de ulvidir&lt;br /&gt;Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kainât sana tutsak olmuş, bütün varlıklar senin emrine girmiştir. Bu dünya senin koyduğun kurallara uyup egemenliğine boyun eğmektedir., Bu yüceliğin kıymetini bilmeyene Akif şöyle sesleniyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde, &lt;br /&gt;Vaad etmeseydi Allah cenneti, o'na bile etmezlerdi secde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İNSAN, İLAHİ TEKLİFLERİN EMANETGAHIDIR;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akif’in insanın sadece şu anla değil, başlangıç (mebde) ve sonuyla da ilgilendiğini (mead) buna ilaveten şu anında insan için çözülmesi gereken bir muamma olduğunu, yine insanın hal ile müstakbel arasında hale razı, müstakbele kani olmadan uğraşıp didinmekte olmasının nedenini, ilahi emanetin taşıyıcı olmasına bağladığını belirtmiştir. Akif’e göre insan ilahi tekliflerin emanetgahı, yaratılışın nüsha-ı kübrası, [2] tecelligah-ı ilahi olması hasebiyle daima hürmete layık bir varlıktır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Akif, insanın diğer canlılara üstünlüğünü bu şekilde belirtirken Allah’ın yanında insanın konumu hakkında,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İlahi, “Mâlike’l mülküm” diyorsun… Doğru, âmennâ &lt;br /&gt;  Hakîkî bir tasarruf var mıdır insan için? Aslâ!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; diyerek hakiki tasarruf sahibinin yalnız Allah olduğunu belirtir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Mehmet Akif’e göre, insanı kurtaracak, onun zorlukların üstesinden gelmesini sağlayacak güç yine insanın kendindedir. Bu düşüncesini bir şiirinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey yolda kalan, yolcusu Yelda’yı hayatın!&lt;br /&gt;Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın.&lt;/span&gt; [7]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ALLAH (cc) İNSANA EDEP ÖĞRETİYOR ;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif Ersoy’a göre Allah insanı terbiye etmektedir. Buna, Abese Suresi’ndeki Peygamber’i Allah’ın ihtar etmesini örnek olarak anlattığı bir vaazında sözlerine şöyle devam eder: “Cenab-ı Hak ümmete edeb öğretiyor, insanlık öğretiyor. Hem öyle bir surette ki: Eğer biz âdâbâ sarılmış olsaydık, bugün milletlerin en büyüğü olurduk.” [8] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;TEMBELLERİ ve TEMBELLİĞİ ŞÖYLE YERİYOR;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif Allah’dan utanılması gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde, tembellik edip yatanlara şöyle seslenir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey, bütün dünya ve içindekiler ayaktayken yatan!&lt;br /&gt;Leş misin davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.&lt;/span&gt; [9] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ALLAH’TAN UTANMAK NE İLE OLUR?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Mehmet Akif Allah’tan hakkıyla utanmak için belli bir bilgi seviyesine gelinmesi gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Lâkin ne demek bizleri Allah ile iskât?&lt;br /&gt;Allah’tan utanmak da olur ilm ile… Heyhât!&lt;/span&gt; [10]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ALLAH SEVGİSİ ve DİN KARDEŞLERİMİZİ NASIL OLMALI?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif’e göre Allah dediklerini fiilen yapan, işi sözde bırakmayan kullarını ve Allah’ın yolunda yekpare perçinlenmiş bir bina gibi O’nun düşmanları karşısında mücadele eden kullarını sever. [11] Esasen Akif pek çok şiir ve yazısında söz – fiil uygunluğu üzerinde durmuştur. O’na göre insan, söylediğini hatta inandığını, bizzat yaşayarak, yaparak yerine getirmelidir; bu gerçek samimiyettir ve Allah’ta kullarından bunu ister. Mehmet Akif bu düşüncesini bir yazısında şöyle izah etmiştir: “Lâkin ben Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşime karşı hiç buğz, nefret yok. İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umur-u batıniyedendir. Vücuduna hükm olunmak için hariçte asarı, tecelliyatı görülmek lazım. Yalnız hissiyat-ı kalbiye kâfi olsaydı, Cenab-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emr etmezdi. Kalben beni tanıyın, bu kadar kâfi derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahval-i kalbiyemizi, ahval-i vicdaniyemizi harici eşkâl ile görmek istiyor. O Allah ki, alimü’s sırrı ve’l hafiyyat’tır.”i[12] 24 saatden birini hakka vermeyene insan denilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ALLAH TEMİZLİĞİ,KİBAR OLMAYI SEVER,İSRAF VE PEJMURDELİĞİ SEVMEZ;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif Ersoy, Allah’ın kullarının şık ve temiz olmasını istediğini söyler. A’raf Sûresi’ndeki “Ey âdemoğulları, her namaz yeri için temiz libasınızı giyiniz, bir de yiyiniz içiniz, yalnız israf etmeyiniz; iyi biliniz ki Allah israf edenleri sevmez.”ii[13] Ayeti ile ilgili bir konuşmasında dinimizin her türlü ifrat ve tefritten uzak olduğunu erkeklerin şıklık adına takıp takıştırması ne kadar yanlışsa zühd adına paçavralarla gezmesinin de o kadar yanlış olduğunu belirtir ve Peygamber SAV’in elbisesine itina göstermeyen bir kişiye “Allah, verdiği nimetini senin üzerinde görmek ister. sahabeden Ömer’in, eski elbiselerle dolaşan birini, “Böyle miskin tavırlarla dinimizi öldürme” diyerek azarlamasını örnek olarak anlatır. [14] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ALLAH IN YARDIMI KİMLEREDİR BU ÜLKE NE ZAMAN VE NASIL GELİŞİR;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif, bir yazısında “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir” Hadisine yer vermiş ve İmanın tam olabilmesi için Müslümanların birbirlerini kendi canları gibi aziz bilmeleri gerektiğini, asr-ı saadetten fedakârlık örnekleri ile izah etmiştir. 15] “Allah’ın eli” tamlamasını Allah’ın yardım ve desteği anlamında kullanmıştır. Mehmet Akif'e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? diye O'da cevap vermiş. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Cuma Namazına gelen cemaat, Sabah Namazına da geldiği zaman.&lt;/span&gt; demiş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;MÜSLÜMANLAR GÜCÜNÜ NEDEN KAYBETTİ;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimatla başlayan batı hayranlığının ve batı kaynaklı pozitivist akımların etkisi ile dinin insanları geri bıraktığı görüşünü savunanlara karşı Akif, “Din bizim için mahz-ı [safi]hayattır. Allah merhametinden dolayı insanlığa dini, İslam’ı göndermiştir.” görüşünü savunur ve “İslam ülkelerinin geri kalmışlığı dinin emirlerini gereklerini yerine getirmemelerindendir” [16] sonucuna ulaşır. Nitekim aynı düşüncesini yaptığı bir konuşmasında “Şimdiye kadar ne kadar müzmahil olan akvam-ı İslamiyye varsa hep ahkâm-ı İlahiyyeyi ifa etmemek yüzündendir.”iii[17] Şeklinde ifade etmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tanzimatla birlikte başlayan, Batı hayranlığı etkisiyle “İslam gelişmeye engel oluyor; gelişebilmemiz için bu dini bırakmamız lazım” diyenleri, Hakk’ın sesleri adlı şiirinde şöyle eleştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hele i’lanı zamanında şu mel’un harbin, &lt;br /&gt;Bize efkâr-ı umûmiyyesi [hakkında bilgi] lâzım Garb’ın &lt;br /&gt;O’da Allâh’ı bırakmakla olur” herzesini, &lt;br /&gt;Halka îman gibi telkîn ile dînin sesini  &lt;br /&gt; Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün .&lt;/span&gt; [19] diye seslenmiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu konuda bir yazısında ise şöyle demiştir: &lt;br /&gt;“Müslümanlık, insanlığa, medeniyete aykırı bir din diyorlar… Ey cemaat-i Müslimin! &lt;br /&gt;Bu din, İrfan dini idi, hâlbuki biz bugün milletlerin en cahiliyiz. &lt;br /&gt;Bu din, akıllıca yiğitlik dini idi, gayret dini idi; biz ise şu zamanda milletlerin en miskiniyiz!” [20]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;MÜSLÜMANLAR VE EKENOMİK GÜÇ;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif Ersoy’a göre insanların çalışıp güçlü ekonomiye sahip olmaları, Allah’ın insanlığın terakkisi için gerekli kıldığı en başta gelen güçtür. Bu sebeble İslamiyet’te ekonomik güç sahibi olmak için çalışmak, ibadetlerin en faziletlisidir. Akif, bununla ilgili olarak yazdığı makalesinde ‘‘amellerin en üstünü helal kazançtır. Çoluk çocuğunu helal ile geçindirmek için uğraşanlar, Allah yolunda cihad edenler gibidir. Nefs temizliği için dünyayı talep edenler şehitler derecesindedirler” hadisine yer verir; devamında Akif, İslam’ın zenginliğe sadece teşvik ettiğini değil, zengin olabilmek için çalışmayı farz kıldığını belirtir. Bu hususta “Helali istemek her Müslüman üzerine farzdır” hadisini delil getirir. [21]&lt;br /&gt;Mehmet Akif; inançlı, hoşgörülü, faziletli ve Çalışkan insan istemekte, tembellik ve uyuşukluktan nefret etmektedir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökler Uyanık, Yer Uyanıktır. Dünya Uyanıkken Uyumak En Büyük Maskaralıktır !&lt;br /&gt;Tarih boyunca ve günümüzde insanın, iç ve dış tezatlar ve şartlarla menfaat, hırs, kin ve bitip tükenmek bilmeyen arzularıyla huzursuz olduğunu ve bezgin bir hayat sürdüğünü söyleyen "Akif, tıpkı kendinden önce gelen Ahmet Yesevi, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi gibi, ilhamını aldığı kaynağa, yani Kur'an-ı Kerim ve Hadisi şeriflere uzanmakta, oralardan insanlık anlayışına açıklık getirmektedir. İnsanlığa huzuru getirecek olan şey, Akif'e göre; sevgidir, hoşgörüdür, çalışmaktır. Tembellik, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmamasıdır. ve aşırı kıskançlık, huzurun en büyük düşmanıdır. Bu sebepledir ki, Akif, 'Yeis Yok' adlı şiirinde bunu şöyle ifade etmektedir: Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol/Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol". günümüzde insanın, kendisiyle ve çevresiyle barışık olup çalışmaktan huzur bulacağını sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece . .Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İki insan Çeşidi Vardır: Zaman Geçtikçe Hatalarıyla Yüzleşen, Zaman Geçtikçe Yüzsüzleşen...!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ye's (ümitsizlik) öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİPNOTLAR&lt;br /&gt;1] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e., c.1, s.208&lt;br /&gt;2] Süleyman Hayri Bolay, “Mehmet Akif’in Düşüncesinde Felsefe Meseleleri” Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif’i Anma Kitabı, Ankara, 1986&lt;br /&gt; 3] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (İsmail Hakkı Şengüler) , a.g.e, c.1, s.208&lt;br /&gt; 4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e. c.2, s.130&lt;br /&gt; 5] Bkz. Vahit İmamoğlu, Mehmet Akif Ve İnanan İnsan, İstanbul, 1986, s.16&lt;br /&gt; 6] Bkz.Bayram Dalkılıç, a.g.m.&lt;br /&gt; 7] Bkz.Vahit İmamoğlu, a.g.m.&lt;br /&gt; 8]Mehmet Akşf Ersoy, Sebil’ur – Reşad, 15 Mart, 1328, 9 Cemaziye’l Ahir 1330, c.8-1, sa.186-4, s.53-54&lt;br /&gt; 9] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz. M.Ertuğrul düzdağ), İstanbul, 2006, s. 25&lt;br /&gt; 10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz.ismail Hakkı Şengüler) a.g.e., c.2, s.180&lt;br /&gt; 11] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 24 Kanunsani, 1328-29 Safer 1331, c.9-2, sa. 230-248, s.373-376&lt;br /&gt; 12]Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 31 Kanunsani, 1328-7Rebiü’l-evvel 1331, c.9-2, sa. 231-49, s.389-395 &lt;br /&gt; 13] A’raf, 31iv[14] Mehmet Akif  Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 20 Eylül 1328, 22 Şevval 1330, c.9-2, sa.213-31, s.81-82&lt;br /&gt; 15] Mehmet Akif  Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 3 kanun-i evvel, 1336-23rebiü’l-evvel, 1339-c.18, sa.465, s.267-271&lt;br /&gt; 16] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.&lt;br /&gt; 17] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.v18] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.&lt;br /&gt; 19] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (haz. İsmail Hakkı Şengüler), c.2, s.142&lt;br /&gt; 20] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 31 Kanunisani 1328-7 Rebiülevvel 1331, c.9-2, sa. 231-49 [21] Mehmet Akif Ersoy, Sırat-ı Müstekim, 23 teşrinievvel, 1324, 10 Kasım 1908, c.1, sa.14&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3648657447009090894?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3648657447009090894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3648657447009090894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3648657447009090894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3648657447009090894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan.html' title='MEHMET AKİF ERSOY’A GÖRE İNSAN'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-IRRyQZiuWIQ/Tv4fHt2wdlI/AAAAAAAADZo/UOVk_dZ4Bdw/s72-c/m_akif_ersoy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1908516284675266531</id><published>2011-11-23T06:18:00.000+10:00</published><updated>2011-11-23T06:21:24.053+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='furkan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefsir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibrahim suresi'/><title type='text'>KALBİNİZLE ARANIZ NASIL ?</title><content type='html'>Merhaba Can Dostlar ;&lt;br /&gt;İbrahim Suresinin 23. Ayetini öğreniyorduk, güzel söz kelime-i tevhid olduğuna göre bizde bu hafta tevhidin yeri kalb üzerinde duralım.&lt;br /&gt;Ey Kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi senin dinin üzere sabit kıl. (1) Peygamber (SAV) böyle dua etmiş, başka bir hadis-i şeriflelerindede «Ey kalpleri yönelten Allahım! bizim kalplerimizi tâatın üzere yönelt (çevir) (2) buyurur.»&lt;br /&gt;«Dikkkat ediniz, insan vücudunda bir lokmacık et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün beden iyi olur ; bozuk olursa bütün beden bozulur. İşte o et parçası kalptir.» (3)&lt;br /&gt;İman meselesi ; gaflet edilecek, küçümsenecek, bir köşeye atılacak bir mesele değildir. O, insanın varlığı ve akıbeti ile ilgilidir, ya ebedi saadet yani cennet, yada ebedi huzursuzluk (cehennem). Bunlar imana bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmamın karargâh yeri ise kalptir. Kalbin hayatı ise imana bağlıdır. İslâm dininin nurunu muhteviyatında taşımayan kalp hastadır hatta kördür ve üzerinde bulunduğu vücut organları ise bu kör kalbin etkisi ile fesada gitmiştir.&lt;br /&gt;İmam-ı Rabbani Hazretleri : «İtikat ve iman arası tam temizlenmeden ve düzleştirmeden hiç bir amelin kıymeti yoktur.» buyuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu sözü kendimize ölçü alacak olursak, binbir güçlükle yaptığımız işlerimizin, ibadetlerimizin boşa çıkmaması için devamlı itikadımızı kontrol etmek ve imani konularda titizlik göstermek zorundayız. Aksi halde iman ve itikatımızı tehlikeye düşürecek söz ve fiillerle herzaman karşılaşabiliriz. Bunun için «Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi (Haktan) saptırma. Bize kendi katından bir rahmet ihsan et. Şüphesiz ki sen, çok çok bağışlayansın.» (4) diye duâ edeceğiz, Hakka ittibâ edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'min bedeni ve ruhi bütün kuvvetlerini Allah'ın nuru ile nurlanan kal¬bin kumandası altına verir. Kalbini temiz tutar, günah ve cehalet kirlerinden arındırır Çünkü kalp diğer azaların komutanı mesabesindedir. Komutan bozuk ve hasta olursa, şoför hasta ve sarhoş olursa bütün yolcuları felâkete sürükler. Dünya ile mü'minin durumu, gemi ile denizin benzeridir. Gemi içine su alırsa batar. Mü'min kalbine başka şeyler Allah sevgisinden başka şeyler sokarsa aynen içine su alan gemi gibi batmaya mahkum olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehli hakikat, mü'minlerin kalbindeki îmân-ı bir ağaca benzetmişlerdir. Bu ağaçta yedi dal vardırki, dalın birisi kalpte nihayet bulur, bunun semeresi, meyvesi; kul bununla bedendeki azaları ibâdete, Allah yolunda çalışmayı sevkeder, dalın birisi dile ulaşır ki bunun semeresi doğru olan sözleri konuşur, daim zikirle yar olup ibadetle meşgul olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalın biriside gözde nihayete erer, meyvesi, ürünü sadaka ve iyilik yapmaktır, dalın biriside kulak ta nihayete erer, meyvesi ise hakikat ve güzel sözler dinlemek, yine dalın birisi boğaza ulaşır. Onun semeresi helâl lokma yemektir. Dalın birisi ayakta sona erer, onun semereside camiye, cumaya, cemaate gitmek, hayır yolda çalışmaktır. Daim birisi nefis üzerinde nihayete ererki onun sonucuda şehvetlerin, nefsin ve şeytanın arzularının terkedilmesidir. (5)&lt;br /&gt;Öyleyse iman arsamızı iyi temizleyelim ki orada yabancı otlar,zehirli şeyler bitmesin. Mevzûmuzu Rasûlullâh S.A.V)'in duasıyla bitirelim :&lt;br /&gt;Allahım, bizim kalplerimizi muhabbetinin nuru ve zikrinle nurlandır. Ey izzet ve ikram sahibi. Allahım, kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, lisanımı yalandan, gözümü hıyanetten, temizle. Çünkü sen gözlerin hâin bakışını ve kalplerde, göğüslerde gizli olanı bilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım kalbimi nur kıl, (nurlandır.) lisanımı nurlandır, gözümü nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üstümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır. Nefsimi nurlandır. Ve nur için de büyüt, geliştir. (6) Nâr (ateş) nuru yakamaz.. Hak yola gir nûr ol, sana yakışan budur!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR : 1) Mişkâtül Mesabih Hadis No. 102/2) a.g.e. Hadis No. 89/3) Buharı, İmam 39, Müslim, Müsakat 107/4) Ali İmran 8/5) Ramazanoğlu Mahmut Sami (ks.) Muhasebe 4/20/6) Hadisler Keşful Hafa'dan alınmıştır. Allâhümme bölümü / 218-219&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1908516284675266531?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1908516284675266531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1908516284675266531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1908516284675266531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1908516284675266531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/11/kalbinizle-araniz-nasil.html' title='KALBİNİZLE ARANIZ NASIL ?'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-2387935083269240796</id><published>2011-11-13T06:16:00.001+10:00</published><updated>2011-11-13T06:17:59.677+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tefsir'/><title type='text'>SONSUZA KALACAK BİR SÖZ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-kBEQieNdltY/Tr7Ubq2Gk9I/AAAAAAAADY8/NdOsBZg-_uM/s1600/furkan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 156px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-kBEQieNdltY/Tr7Ubq2Gk9I/AAAAAAAADY8/NdOsBZg-_uM/s400/furkan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674206152356172754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;    &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;24,25. “Allah’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sözümüz vardı bizi insan eyleyen, Rabbimiz Adem’e (as) öğrettiği kelimelerle onu farklı kıldı. Her şey söz ile başladı, söz ile devam ediyor. Sözümüzün kalitesi bizi tanıtan en önemli sembol, bir ölçüde özün meyvesi sözdür, diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratılan her şey yok olacağına göre en sağlam/köklü/özlü söz O’nun kelamıdır/ayetleridir. Hadislerden, sahabenin (as) yorumlarından ve müfessirlerin ayetten anladığından çıkan yorumda budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetlerin bize dönük cephesi, insan ancak o köklerden beslenebildiğinde kendisinden sadır olan söz de değerli olacaktır. Nasıl ki ağaç topraktan su ve mineraller almak için köklerini derinlere uzatıyorsa insanda özünü/sözünü kıymetli kılmak için hakiki kaynağa ulaşmalı ve bu beslenme sonucu üzerinde güzel söz/meyve/yaşam görülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“13-RA’D: 28 – Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah’ın zikri ile yatışır.” Kalbimizin dalgalanması elimizde olan bir şey değil, hayatın içinde bir şekilde etkileniyoruz. Elimizde olan ise onu hakikat kelamıyla yatıştırmaktır. Nasıl besleneceğimizi açıklayan bu ayet meseleyi açıklıyor. Evet kalp kararıyor; çünkü bu dünya imtihan yeri. Ancak aydınlanacağı yol belli. İnsan kalbini sürekli istikamette tutamaya bilir; fakat onu nasıl yatıştıracağını ve besleyeceğini iyi öğrenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapçada mesel; içindeki parlak tasvir ve sağlam incelik dolayısıyla akılları esir alıp dimağlara hakim olan özlü ve akıcı söz anlamına gelir. Şimdi bizim mesel’emiz ne? Yani aklımıza ve kalbimizi esir alan söz kimin sözü? Biz hakiki kaynaklardan beslenerek akılları ve kalpleri tatmin edebilecek sözler söyleyebiliyor muyuz? Engin bakış sahibi olmak için derin ve köklü ufuklara bakmak şart. Kökü derinde sağlam (hakiki) ağaç (söz) bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayet kendi tefsirini o kadar güzel yapıyor ki aslında fazla söze gerek yok. Öyle bir cümle ki sayfalarca yazı kaleme alınsa ayetin derinliğinin kenarından belki geçebiliriz. Yazının devamında göreceğiniz gibi müfessirler kimi rivayet kimi dirayet usulüyle konuyu açıklamaya çalışmış. Allah hepsinden razı olsun. Hakiki söz tükenmeyen ve tüketilemeyen, yıllar geçse de her daim diri olan sözdür. Farklı zamanlarda kaleme alınan tefsirler de gösteriyor ki biz bu ayetler üzerine daha çok tefekkür etmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyilik her zaman uzun vadede başarılıdır, kötülük köksüz ağaç gibi bir anda serpilebilir; fakat çok kısa zaman içinde yıkılır gider. İyilik ise yavaş yavaş derinlere işleye işleye büyür ve asla yıkılmaz. Bugün buna şahit göstereceğimiz çok olay var. Bir çok düzen ve sistem yıkılıp gitmiştir; fakat bin dört yüz yıl önce kurulan son kurtuluş nizamı, sözünü söylemeye devam etmektedir. Rabbim bizlere o sözü duyacak kulak, hissedecek kalp, idrak edecek akıl versin. Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—————————————-0————————————————–&lt;br /&gt;Not: Her tefsirin altında kaynak belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmedin mi? Allah tertemiz bir kelimenin misâlini verir. Tertemiz bir kelime. La İlâhe illallah Muhammed ün Rasulullah. İşte o tertemiz kelime tıpkı tertemiz bir ağaç gibidir. Kökü yere yerleşmiş, sapasağlam tutunmuş, dalları ise gökyüzüne ser çekip yükselmiş tertemiz bir ağaç. Adem (a.s)’la başlar bu kök, Nuh (a.s) la, İbrahim (a.s)’la devam eder. Ve nihâyet son elçi Muhammed (a.s)’la birlikte tam tamına bu âlemde yer etmiştir, sapasağlam yerleşmiştir. Bu dinin, bu kelimenin, bu anlayışın, bu inancın gerçekliliği göklere kadar yükselmiştir. Ve zaten onun gerçekliliği de Allah tarafından tasdik edilmiş, onaylanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kelime La İlâhe illallah Muhammed ün Rasulullah kelimesidir. Allah’tan başka İlâh yoktur. Allah’tan başka sözü dinlenecek, hatırı kazanılacak, çektiği yere gidilecek, yasaları uygulanacak İlâh yoktur ve Muhammed (a.s) da O’nun Resûlüdür, elçisidir. İşte bu kelime, bu inanç hayatın tek değer ölçüsüdür. Kâinattaki sistem bu esasa dayanmaktadır. Tüm varlıklar bu sistemle iç içedir. Çünkü bu göklerin ve yerin üzerine kurulduğu yasadır. Gökler ve yer, göklerde ve yerde olanların tamamı işte bu tevhid esasına göre kurulmuştur. Tüm kâinatta Allah’tan başkalarını İlâh kabul etmeme yapısı vardır. Güneşler, aylar, yıldızlar, yerler, gökler, dağlar, taşlar, hattâ insanın tüm azaları sadece bu değişmez yasaya, Allah’a kulluk yasasına teslimdirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbinin izniyle bu ağaç her zaman, her mevsim meyvesini verir. Bu söz, bu iman o kadar verimlidir ki hayatını hayat sistemini ona dayandıran bir fert, bir toplum her zaman ondan meyvesini alır. Bu inanç kimin kalbine girmişse, bu kelime kimin ağzından dökülmüşse mutlaka ondan güzel meyveler, sâlih ameller, namaz meyveleri, oruç meyveleri, sâlih davranışlar, iffetli namuslu davranışlar, âdil hareketler dökülecektir. Resullerin davranışları, ahlâkları, Allah’ın razı olduğu bir hayat tarzının oluşumları, meyveleri görülecektir o kimsede, o ailede, o toplumda. Kim bu kelimeye iman ederse, bu inanç kimin kalbinde dal budak salarsa, hangi ülke, hangi toplum tevhid inancına sahip çıkarsa o toplumun, o ülkenin, o insanlığın amelleri de, eylemleri de, davranışları da, hayatları, hukukları da, eğitimleri de, sosyal yaşantıları da, her şeyleri de güzel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Allah insanlara misâllerini böylece verir. Umulur ki insan-lar tezekkür ederler, bunlarla yol bulurlar, akıllarını başlarına alırlar. Umulur ki onlar Rablerinin kendilerine lütfetmiş olduğu izzet ve şereften nasiplerini alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan birkaç kelime söyler ve müslüman olur. Bunun için uzun uzadıya merasimlere gerek yoktur. Sadece birkaç kelime; “Lâ ilâhe illallah Muhammedür Resûlullah.” Bunu söyleyen kimsede çok büyük değişiklikler meydana gelir. Söylemeden önce kâfirse, söylediği andan itibaren artık o müslümandır. Önceden pis idi, necis idi şimdi ise tertemizdir. Önceden Allah’ın gazabına mahkum iken şimdi rahmetine lâyıktır. Önceden cehennemlik iken şimdi cennet kapıları yüzüne açılmıştır. Önceden kâfir milletin, küfür toplumunun üyesi iken şimdi bu kelimeyi söylediği andan itibaren artık o İslâm ümmetinin üyesi olmuştur. Artık küfür toplumuyla bir ilgisi kalmamıştır. Yâni eğer bu kelimeyi baba söylemiş, ama oğlu söylememişse, ortada ne babalık kalır, ne de evlâtlık. Aralarındaki miras da kalkmıştır, mahremiyet de. Eğer bu kelimeyi kadın söylüyor, kocası söylemiyorsa aralarında ne kadınlık kalmıştır, ne de kocalık. Nikâh da bitmiştir. Bakın bir tek kelime insanı bambaşka bir insan yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki acaba ne var bu kelimede ki böyle insanı birden bire bambaşka bir insan yapıyor? Nedir bu kelime ki insanı babasına yabancı yapıyor, karısına yabancı yapıyor, kocasına yabancı kılıyor? Yâni altı harften meydana gelen bir kelimeyi iki dudağınızın arasından çıkardınız mı tıpkı sihirli bir değnek gibi insanı bambaşka bir insan yapıyor. Hayır, iş öyle değildir İslâm’da. İslâm’da bütün mesele sözün dizilişinde değil, onun mânâsında ve muhtevasındadır. Lâfızların tesiri onların mânâlarıyladır. Eğer bir adam bu sözün, bu kelimenin mânâsını anlamadan, muhtevasını kavramadan, bu söz onun içine girmeden, bu sözün tesiri onun düşüncesinde, fikrinde, ahlâkında, ticaretinde, bireysel ve toplumsal hayatında, hasılı tüm hayatında kendini göstermezse, yâni onun üzerinde bir değişiklik yapmazsa, zaman Rabbimizin şu âyetinin hükmü geçerli olur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır; bu sadece diliyle söyleyiverdiği, ağzıyla geveleyiverdiği bir sözdür, kendi lafıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Mü’minûn 100)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mânâsını anlamadan, ruhuna inmeden, ne dediğinin, hangi taahhüdün altına imza attığının farkına varmadan ağzının ucundan geveleyiverdiği bir sözdür o diyor Rabbimiz. Bu kelimeyi diliyle söylediği halde bu kelimenin gerektirdiği bir hayatı yaşamayan kişi tıpkı susayıp da su içmesi gerekirken suç içmeyip de eline tesbihi alıp sabaha kadar; su, su, su diye tesbih çeken kimse gibidir. Böyle yüz bin tesbih de çekse adamın susuzluğu asla geçmez. İşte aynen bunun gibi bir adam mânâsını anlamadan, gereğiyle amel etmeden günde yüz bin defa kelime-i tevhid çekse hiçbir faydası olmaz. Sadece diliyle bu kelimeyi söylemekle insan değişmez. Sadece bu kelimeyi söylemekle bir insan pis iken temiz olmaz, nefret edilen kimse iken sevilen kimse olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kelimeyi söylerken bizler çok büyük bir mesuliyetin altına giriyoruz demektir. Çok büyük bir taahhüdün altına imza atıyoruz demektir. Bu düşünce bizim tüm hayatımıza hakim olmalıdır. Bundan sonra hayatımızda başka şeye yer veremeyiz. Bu kelimeye muhalif olan her söz, her hareket, her düşünce, her eylem, her sistem yalan ve yanlış olacaktır. Bu kelimeyi söyledikten sonra artık siz bir kâfir gibi başıboş değilsiniz. Tüm iradenizi Allah’a teslim etmişsiniz ve artık bir kâfir gibi dilediğinizi yapamazsınız. Seçim hakkınız kalmamıştır. Allah sizin için neyi seçmişse onu yapmak zorundasınız. Bir kâfir gibi; ben bundan hoşlanmadım, bu benim mantığıma yatmadı deme hakkınız yoktur. Allah’ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden de uzak durmak zorundasınız. Çünkü siz; Allah’tan başka hayatıma karışı ilâh yoktur, O bizim de, dünyanın da sahibidir, yaratan O’dur, rızık veren O’dur, hayatımda tek yetkili Rab O’dur, yalnız O’na kulluk edilir, sadece O dinlenir, sadece O’nun çektiği yere gidilir, sadece O’ndan korkulur, sadece O’na bel bağlanır, sadece O’ndan istenir, O’ndan başka itaat edilecek, sözü dinlenecek yoktur dediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kelime ile biz Allah’la bir anlaşma akdediyoruz. Bu kelime ile biz kendimizi Allah’a satıyoruz. Bütün dünyayı da buna şahit tutuyoruz. Buna muhalefet ettiğimiz zaman tüm dünya, sema, arz, kendi dilimiz, elimiz, ayağımız bu yalanımızı hakkın huzurunda yüzümüze vuracaktır. Yâni hem dilimizle bu kelimeyi söyleyerek Allah’tan başka Rab, O’ndan başka ilah yok der, hem de Allah’tan başka rabler, ilahlar bulup onlara kul köle olmaya kalkışırsak bu kelimeyi dil ile söylemenin hiçbir mânâsı kalmaz. Evet, işte kelime-i tayibe budur. Kelime-i tayyibe İslâm’ın esasıdır. Bu kelimeyi tam anlamayan kişi, bu kelimenin gerektirdiği bir hayatı yaşamayan kişi hakiki müslüman sayılmaz. Kelime-i tayyibe doğru sözdür. Bu öyle doğru bir sözdür ki yeryüzünde bundan daha doğru hiçbir söz yoktur. Göklerde ve yerde her şey bu söze, bu sözün doğruluğuna şahittir. Göklerde ve yerde Allah’tan başka hayata karışacak ilah yoktur ve bizler, tüm varlıklar O’nun kulu ve kölesiyiz. Bu âlemde bundan daha büyük bir gerçek yoktur. Tüm kâinat bunu ikrar eder. Bu sözü söylemekle bizler, tüm varlıkların baş eğdiğine baş eğmiş, kul olduğuna kul olmuş oluyoruz demektir. Bu sözle bizler gökler ve yerlerle birleşmiş oluyoruz. Bildiğimiz bilmediğimiz sayısız ordular bizim safımızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Besairu’l Kur’an)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Görmedin mi ki Allah nasıl bîr misal getirdi? Güzel bir söz, kökü (toprakta) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gi­bidir. [16]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(24) «Görmedin mi ki Allah nasıl bir misal…» Bu Ayetin Tefsiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada hitap Hz. Peygamberedir. Bazı müfessirlere göreyse hitap, hitaba elverişli olan herkesedir. Allah Teâlâ’nın bir misal vermesi, açıklaması, onu yapması ve yerine uygun şekilde onu kul­lanması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«KelimeÂ Tayyibe» ile «ŞecereH Tayyibe» ifadeleri hakkında müfessirler aşağıdaki gibi değişik görüşler öne sürmüşlerdir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Beyhaki ile bazı müfessirlerin İbn Abbas’tan rivayet et­tiklerine göre, «Kelime-i Tayyibe», «Eşheduen lâ ilâheillallah» (Şe-hadet ederim ki: Allah’tan başka ilâh yoktur) demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- El-Esamm’dan gelen rivayete göre, «Kelime-i Tayyibe», Kur’an’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- İbn Bahr’a göre İslâm davetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Teşbih ve tenzihtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Mutlak mânâda Allah’ı övmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Her güzel sözdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Bütün taatlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Müminin kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili bu rivayetler gelmiştir. Tabari ile îbn Ebi Ha­tim son görüşü İbn Abbas’tan rivayet etmişlerdir. Ancak bu aye­tin zahiri ile çelişmektedir. Çünkü müminin kendisi için «Kelimen lâfzı sadece Hz. îsa için kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada müşebbehunbih olan «Şecer-i Tayyibe» ile kastedilen, müfessirlerin çoğuna göre hurma ağacıdır. Bu görüş, İbn Abbas, îbn Mesud, Mücahid, İkrime, Dahhak ve İbn Zeyd’den nakledil­miştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuayb b. Hebheb’ten şöyle rivayet edilmiştir: «Biz Hz. Pey-gamber’in (s,a) ashabından Enes’in yanında otururken, ona bir tabak dolusu hurma getirdiler. Enes Ebu’l-Aliye’ye; «Ey Eba’l-AlU ye, ye! Bu Allah’ın kitabında belirtmiş olduğu tayyib ağaçtandır» dedi.» (Abdurrezzak, Tirmizi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber’e «Busr» de­nilen hurmadan bir kap dolusu (veya bir salkım) getirildiğinde, mezkûr ayeti okuduktan sonra, «îste bu ağaç hurmadır» diye bu­yurdu. (Tirmizi, Nesei, İbn Hibban, Hâkim. Bu hadis için Tirmizi (yukarıdaki) mevkuf hadisten daha sahih olduğunu söylerken, Hâkim de bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Merduveyh’in îbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre bu ağaç, hindistan cevizi ağacıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taberi ile İbn Ebi Hatim’in İbn Abbas’tan rivayet ettiklerine göre, «Bu cennetten bir ağaçtır». Bazıları güzel meyva veren hur­ma, incir, üzüm, nar gibi ağaçların kastedildiğini söylemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«Şehadet» kelimesini bu sıfatlara sahip olan ağaca benzetme­nin nedeni şudur: Şehadet kelimesinin aslı ve menşei imandır. İman da müminlerin kalbine yerleşmiştir. İmandan çıkan dallar ve onun üzerine bina edilen salih amellerle temiz fiiller göklere yükselip giderler. Bunların üzerine terettüp eden Allah’ın sevap ve rızası da bu ağacın meyvasıdır. Bu meyva her an olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seleften bunu hurma ağacı ile yorumlayanlar, «Hin» kelime­sinin ne kadarhk bir zaman olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Beyhaki’nin Said b. Müseyyeb’ten rivayet ettiğine göre «Hin» iki aydır. Çünkü hurma ağaç üzerinde iki ay durabilir. Taberi’nin Mü-cahid’den rivayet ettiğine göre, bir senedir. Daha farklı görüşler de vardır. Sırf İbn Abbas’tan gelen görüşler bile değişiktir. Ancak en meşhur rivayete göre, o bunu altı ay olarak yorumlamıştır. Çünkü hurmanın meyva vermesiyle meyvanın yenilecek duruma gelmesi arasında altı aylık bir süre vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas, kardeşiyle «bir hin» kadar konuşmayacağına ye­min eden kimseye, «Eğer altı aydan önce konuşursan keffaret vermen gerekir» diye fetva vermiştir. Hanefiler de bu görüştedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların öğüt almaları için Allah Teâlâ misaller vermekte­dir. Çünkü darb-ı mesellerde alınacak öğütler vardır. Bu, akli mâ­nâları beş duyu ile görülen suretlerle tasvir etmektir. Böylece his ile hayal arasındaki münakaşa kalkmış olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24-25. “Güzel söz” diye tercüme ettiğimiz “kelime tayyibe” tamlaması “doğ­ru söz, sağlam inanç, kelime-i tevhîd yani “lâilâhe illellah”[45] peygamberlik, vahiy, âhiret” ve Allah’ın bütün mesajlarını ifade etmektedir. [46]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ’nın varlığına ve birliğine imanı yani kelime-i tevhîdi ifade eden “güzel söz”, kökü yerin derinliklerine sağlam bir şekilde yerleşmiş, gövdesi ve dalları gök yüzüne doğru yükselmiş, her zaman meyve veren bir ağaca benzetil­mektedir. Bu ağaç nasıl Allah’ın izniyle her zaman meyve verip faydalı oluyorsa “kelime-İ tevhîd” de o şekilde faydalıdır. O da müminlerin kalplerine yerleşip kökleşince onların davranışlarını etkilemekte ve imanın ürünleri, meyveleri onla­rın üzerinde görülmektedir. Onlar Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirme­ye çalıştıkları gibi, ilim, irfan ve güzel işleriyle de insanlık için daima faydalı ol­maya gayret ederler. Öte yandan ağacın diri kalması için nasıl sulama ve budama gibi bakıma ihtiyacı varsa kalpteki iman da böyledir. Eğer mümin faydalı ilim, gü­zel amel, zikir ve tefekkürle onu beslemezse o da zayıflayıp yok olabilir. [47]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[45] Şevkânî, III, 101&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[46] Esed, II, 506&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[47] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:III/286.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Görmedin mi, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalları ise göktedir.&lt;br /&gt;Güzel-Hoş Ağaç Örneği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel-hoş sözle güzel! ağaç arasındaki ve kötü sözle de kötü ağaç arasındaki benzer­liğe muhatapların dikkati çekilmiştir. Bu örnek, uyarmak ve öğüt vermek için verilmiştir. Nasıl ki iyi cins ağacın kökü yerde sabit olup gövdesi gökyüzüne yükseliyorsa, en güzel bir şekilde gelişip her mevsimde aralıksız olarak güzel meyveler veriyorsa, güzel sözün de aynı şekilde her zaman ve her yerde sürekli olarak iyi, faydalı etkisi olur. Cinsi kötü ağaç nasıl yerde sabit kalamıyor, gökyüzüne doğru yükselemiyor, meyve olarak da sadece en kötüsünü veriyor ve kolaylıkla sökülüp atılabiliyorsa, aynı şekilde kötü sözün de ne kökü, ne dayanağı, ne de faydası vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü ayet ise, yönlendirme ve tamamlama mahiyetindedir. Allah, kendisine inanan kimseleri, hem dünyada hem de ahirette sapasağlam, iyi ve faydalı sözle sebat içinde kılar. Zalimleri ise, yani kalpleri bozulmuş, sürekli günah ve sapıklık içinde olanları da, zulümlerinden dolayı bu Rabbani inayet ve korumadan mahrum bırakır. Gerçekleşecek olan son, sadece Allah’ın dilediğidir ve O’nun istediği şekilde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfessirlerin[24] Peygamber (s)’den ve sahabelerden naklettikleri hadislere göre, örneklerde geçen güzel ağaç hurma ağacıdır. Zira ondaki Özellikler, Örnekte verilen özelliklere uymaktadır. Kötü ağaç ise Hanzala ağacıdır (Ebu Cehil karpuzu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetlerin, mü’minler ile kafirlerin ahirette varacakları yerin açıklanmasından sonra gelmesi, önceki ayetler ile arasındaki ilişkinin varlığını açıkça göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatler son ayetin üslûp ve muhtevasına çekilmektedir. Üslûp ve muhteva, Allah’ın sapıklığa düşenlerin sapıklığını, inananların da imanını belirii kimseler üzerinde kesinleştirdiği izlenimini vermektedir. Açıklamaya göre, Allah’ın koruma ve sabit kılması mü’minin inanmasından sonra gelmektedir. Çünkü o, bu suretle niyetinin güzelliğini, arzusunun da doğruluğunu ispat etmiş olmaktadır. Allah’ın gazap ve saptırması da, zalim, sapık kafir için olmaktadır. Çünkü o bu özelliklere sahip olup, sürekli bu davranışlar içindedir. [25]&lt;br /&gt;Güzel Söz İle Kötü Sözün Mahiyeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah iman edenleri, dünya hayalında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içimle kılar, zalimleri de saptırır” ayeti, haddizatında özel bir öneme sahiptir. Ayet, örnekte geçen güzel sözden maksadın iman ve salih amel olduğunu, kötü sözden maksadın da küfür ve günah olduğunu vurgulamaktadır. Açıklamada imanın, sahibinin nefsinde yer etmesiyle onun hayrı idrak etmesini ve bu yolda devam etmesini sağlayacağı ve böylece huzurlu olup, dünya ve ahirette, her yerde Allah’ın rızasına, korumasına ve iyiliğe mazhar olacağı ifade edilmektedir. Bunun aksine olarak da küfür sahibinin içini köreltir ve onu kapkaranlık yapar. Arlık o kimse hertürlü günah ve kötülükleri fitneden, sıkılmadan işlemekten geri durmaz. Böylece hem kendisi, hem de çevresine kâbus haline gelir, Allah’ın gazabına, azabına layık olup yardım ve hidayetinden mahrum olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetin muhtevası, hem dünya, hem de ahirette karşılaşılacak halleri kapsamaktadır. Buhari’nin sahih hadis kitabının tefsir bölümünde naklettiği bir hadis, bu ayetin açıklaması mahiyetinde olup, insanlar ölüp kabirlerine defnedildikten sonra kendilerine yöneltilecek soruyla, onların verdiği cevabı da aktarmaktadır. Hadis şöyledir; “Müslüman kabrinde sorguya çekildiğinde, Allah’tan başka ibadete layık ilah olmadığına, Muhammed’in de O’nun elçisi olduğuna şehadet eder. İşte bu Allah’ın şu sözünün ifadesidir: “Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfessirler bu ayetin tefsirinde başka hadisler de nakletmişlerdir. Bunların bazısının, ayetin açıklama veya uygulaması olduğu, bazısının da kabir sorgusu ve kabirdeki nimet veya azap ile ilgili olduğu gözükmektedir. Sahih hadis kitaplarının müellifleri de bu konuda çok sayıda hadis nakletmişlerdir. Bunlardan birisinde, Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Allah’ın Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: “Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar”. Kabirde ona şöyle sorulduğunda: “Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir?” O da şöyle cevap verir: Rabbim Allah, dinim İslam, peygamberim de Muhammed’dir. Bize Allah katından apaçık deliller getirmiştir; ben de ona inandım ve tasdik ettim. Sonra ona şöyle denilir: Doğru söyledin; bu şekilde yaşadın, bunun üzerine öldün ve bunun üzerine diriltileceksin. Yine bu neviden olarak Berâ (r)’ın naklettiği şu hadîs vardır: “Ensardan bir adamın cenazesini defnetmek için Allah’ın Rasulüyle birlikte çıktık. Kabre geldiğimizde, yeri daha kazılmamışti. Allah’ın Rasulü oturdu, biz de çevresine oturduk. Başlarımızda kuş varmış gibi sessiz bir haldeydik. Elinde bir çubuk vardı, onunla toprağı çiziyordu. Nihayet başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Kabir azabından Allah’a sığının”. Bunu iki veya üç defa tekrarladı, sonra şöyle buyurdu: “Mümin bir kul dünyadan ayrılıp ahirete yöneleceği vakit, yüzleri güneş gibi parlak, bembeyaz melekler gökten onun yanına inerler, beraberlerinde cennet kefenlerinden bir kefen, yine cennet kokularından da bir koku vardır. Gelip gözün alabildiği kadar geniş bir alanda ona yakın otururlar. Sonra ölüm meleği gelip onun başucuna oturur ve şöyle der: Ey huzur bulmuş tatminkâr ruh! Allah’ın affına ve rızasına doğru çık! Ruh, damlanın kaptan süzülüp aklığı gibi, süzülüp çıkar ve ölüm meleği hemen onu alır, aldığında göz açıp kapayıncaya kadar elinde tutmaz, diğer melekler hemen onu alıp getirdikleri kefene, kokular içerisinde sararlar ve ondan yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusu gibi koku yayılır, sonra onu hemen alıp göğe yükselirler. Meleklerden yanından geçtikleri her grup: Bu güzel koku da nedir? derler. Onlar da: Falan oğlu filandır, derler, onu dünyada çağırdıkları en güzel isimleriyle tanıtırlar. Sonunda onu dünya semasına getirirler, ona kapının açılmasını isterler, kapı açılır ve her kat semadaki yüksek mertebeli melekler bir sonraki semaya ulaşıncaya kadar ona refakatçilik eder. Bu şekilde yedinci kat semaya getirilir ve Allah şöyle buyurur: Kulumun kitabını illiyyinde (yüceliklerde) yazın; sonra onu yeryüzüne döndürün. Çünkü ben onları ondan yarattım, yine oraya döndüreceğim. Sonra oradan tekrar çıkartacağım. Böylece ruhu cesedine iade edilir. Ve hemen iki melek gelir, yanına otururlar ve ona şöyle derler; Rabbin kimdir? O da: Rabbim Allah’tır, der. İkisi tekrar: Dinin nedir? derler, O da: İslam’dır, der. Onlar: Sizin içinizden gönderilen bu adam kimdir? derler. O da: O Allah Rasulüdür, der. Onlar: Bilgin nedir diye sorarlar. O da: Allah’ın kitabını okudum, O’na iman ettim ve tasdik ettim, der. Gökten bir münadî şöyle seslenir: Kulum doğru söyledi. Ona cenneti yayıp genişletin, cennet elbiselerinden giydirin ve ona cennete bakan bir kapı açın. Oradan ona cennetin havası ve kokusu gelir, Kabri göz alabil­diğince genişletilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu bir adam yanına gelir ve şöyle der: Seni sevindirip hoşuna giden her şey sana müjde olsun. Bugün vaadolunduğun gündür. Ona.; Sen kimsin? Yüzün hayırla gelen kimsenin yüzü gibi, der. O da; Ben senin salih amelinim, der. O zaman kabir sahibi: Ey Rabbim Kıyamet’i kopar, Kıyameti kopar, diye dua eder. Kafir kul ise, dünyadan ayrılıp, ahirete göç vakti geldiğinde, yanına gökten simsiyah yüzlü, beraberlerinde kalın yün elbiselerle melekler inerler ve göz alabildiğince geniş alana otururlar. Sonra Ölüm meleği gelip başucuna oturur ve şöyle der: Ey kötü ruh! Allah’ın azab, gazabı üzerine olduğu halde çık. Bedenine yayılır ve ıslak yünden demir kancalar çekip çıkarır gibi ruhunu çekip çıkarır. Onu aldığında, elinde bir an bile bekletmeden hemen onu alıp getirdikleri kalın elbiselere sararlar, ondan yeryüzünde bulunabilecek en kokmuş lâşe kokusundan daha kötü koku çıkar. Onu alıp hemen göğe yükselirler. Yanlarından geçtikleri her melek grubu; “nedir bu kötü, pis ruh” diye sorarlar. Onlar da; falan oğlu filan derler. Dünyada anıldığı en kötü isimleriyle onu tanıtırlar. Nihayet dünya semasına gelirler ve ona kapının açılmasını isterler ama kapı açılmaz. Sonra Allah’ın Rasulü şu ayeti okudu: “… onlara gök kapılan açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler…” (Araf, 40). Allah (c) şöyle buyurur. Kitabını yerin en altında, siccîn’de yazın. Ve ruhu şiddetle savrulup atılır. Sonra şu ayeti okudu: “Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de, onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir” (Hac, 31). Sonra ruhu cesedine döndürülür; iki melek gelip yanına otururlar ve ona şöyle derler; Rabbin kimdir? O da: Bilmiyorum, der. Onlar: Dinin nedir? derler. O da: Bilmiyorum, der. Onlar: Sizin içinize gönderilen bu adam kimdir? derler. O da: Bilmiyorum, der. Gökyüzünden bir münadî seslenir: Kulum yalan söyledi, ona ateşi yayın ve cehennemden bir kapı açın ki ona sıcağı ve zehiri gelsin. Kabri onu Öyle bir sıkıştırır ki, kemikleri birbirine geçer. Sonra yanına çirkin yüzlü, pis elbiseli, kötü kokulu bir adam gelir ve şöyle der: Seni rahatsız edip üzecek en kötü haberler sana müjde olsun, bugün, önceden vaadedildiğin o gündür. O da : Sen kimsin, yüzün şer, kötülük getiren kişinin yüzü gibidir, der. Ben senin kötü amelinim, der. Bunun üzerine kabir sahibi: Ey Rabbim Kıyamct’i koparma diye yalvarır”[26].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş sahih kitabın sahibi olan: Buhari, Müslim, Tirmizî, Ebu Dâvud ve Nesâî de Enes (r)’den bu hadisin bir kısmı içinde bulunan bir hadis rivayet etmişlerdir: Peygamber (s) şöyle buyurdu: “Bir kul kabrine konulup, dostları ondan ayrılıp gittiklerinde -ki o, onların ayak seslerini işitir, iki melek gelip, yanına oturur ve şöyle sorarlar: Bu adam hakkında (Muhammed) ne diyordun? Mü’rnin ise şöyle der: Şehadet ederim ki o, Allah’ın kulu ve elçisidir. Ona: Cehennemdeki yerine bak, Allah onun yerine sana cennette başka bir yer verdi, denir. Her iki yeri de görür. Ama kafir veya münafık ise, ona da: Bu adam hakkında ne diyordun diye sorulur, o da: Bilmiyorum, ama insanların söylediklerini söylüyordum, der. Bunun üzerine ona, “Ne bir şey öğrendin, ne de okudun” denir ve demirden tokmaklarla öyle bir vurulur ki, bağırışını insanlar ve cinlerden başka her yaratık işitir”[27].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naklettiklerimizden başka, konuyla ilgili birçok hadis vardır. Ama maksat bu kadarla hasıl olduğundan, bunlarla yetiniyoruz[28]. Ayetin açıklaması veya tatbiki olarak, nakledilenler üzerine şu yorumu yapabiliriz: Madem ki ayetin içeriği ve ruhu kapsam olarak çok geniş olup, dünya ve ahirette olan her konuma değinmekledir; o halde hadislerde anlatılanlar da örnek olarak verilmiş ve Allah’ın mü’min kimsenin konumunu sağlamlaştıracağı, kafirin konumunu ise her yerde desteksiz, zayıf bırakacağı vurgulanmak istenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabir sorgusu, mükâfatı ve azabı konusunda şunu söyleyebiliriz: Bu konuda hadisler nakledilmiştir; bu konularda akd, mantık bir sınırda durur, öteye geçmez. Kur’an’da geçen bu tür haberlerin durumu da aynıdır. Bunları yapmaya Allah’ın gücünün yeteceğine inanılır ve bunların anlatılmasında da bir hikmet olduğu kabul edilir. Burada hikmet olarak ilk akla gelen, mü’min kimseyi tatmin etmek, onu şevklendirip konumunu sağlamlaştırmak ve iman etmeye heveslendirmektir. Kafiri de korkutup konumunun çirkinliğini ortaya koymaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadislerin metinlerinden, özellikle de uzun hadisten anlaşılıp istifade edilecek hususlar bunlardır. Allah daha iyi bilir. [29]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[24] Bkz. Taberi, Begavi, İbn Kesîr, Tabresi ve Hâzin tefsirleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[25] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/98-99.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[26] Bkz. İbn Kesir tefsiri. Müfessirin kaydettiğine göre bu hadisi Ebu Davud! Ağmeş’ten, Nesâî ve İbn Mâ-ce de Mınhâl b. Amraveyh’den rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[27] Bkz. Tâc, c.1, s.338-339.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[28] Bkz. Tâc, c.1, s.339-340 İbn Kesir, Taberi, Begavi, Hâzin tefsirleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/99-102.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Et-Tefsir’ul Hadis)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı. Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25- (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünde koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaca benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Allah, inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder, Allah zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28- Baksana şunlara, Allah’ın nimetini nankörlüğe çevirdiler, (onun nimetine şükredecekleri yerde nankörlük edip inkara saptılar) kavimlerini de helak yurduna kondurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29- Yaslanacakları cehenneme götürdüler. Ne kötü duraktır o!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30- Allah’ın yolundan şaşırtmak için O’na eşler koştular, De ki: “(Şimdilik) eğlenin, gideceğiniz yer ateştir.”&lt;br /&gt;Sözlük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel söz: Bu söz, lailahe illallah Muhammedürrasûlüllah’tır.Güzel ağaç: Bu ağaç hurma ağacıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü söz. Ki, bu inkar sözüdür. Kötü ağaç gibidir. Gövdesi sökülmüş, koparılmış. Sağlam söz ile. Bu söz, ‘lailahe illallah’tır. Ve ahirette. Kabirde, dolayısıyla melekler ona Rabbini dinini ve peygamberini sorarken onların sorduğu sorulara cevap verir. Allah’ın nimetini değiştirdiler. Yani tevhid ve İslâmı inkar et­iler ve şirkle değiştirdiler. Helak yurdu. Yani cehennem. Allah’a eşler koştular. [18]&lt;br /&gt;Açıklama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âyetler tevhid, yeniden dirilme ve cezayı izaha devam ediyorlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey Rasul “görmedin mi, bilmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı? Güzel söz”[19] mü’minin söyleyeceği lailahe illallah’ kelimesi; “kökü (yerde) sabit, dalları gökte yükselen güzel bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle” kudreti ve emri altına almasıyla her zaman sabah akşam yaş ve kuru olarak “yemişini verir.”Şu halde ‘lailahe illallah Muhammedun Rasûlüllah’ kelimesi, kul için her vakit salih amel meyvesi verir. Bu “kelime, kişinin kalbinde ve ondan doğan salih amel arasında Allah’ın huzuruna yükselir.”Allah öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.”Yani bu âyetlerde kafir ve mü’min için misal getirdiği gibi öğüt alırlar diye inanan ve inanmayan insanlar için de misaller getirir. Ki belki onlar öğüt ve ders alırlar da inanıp salih amel işler ve böylece Allah’ın azabından kurtulurlar. “Kötü sözün” kafirin kalbindeki inkar kelimesinin “durumu da gövdesi yerden koparılmış sabit olmayan “ve ancak acı, kötü lezzetli ve bereketsiz meyve veren “kötü ağaç” kendisinde odun olma dışında fayda olmayan, bir ağaç “gibidir.” Allah inananları dünya hayatında da ahirette de doğru söz olan kelimeyi şehadet istikameti üzere tutar. Bu vaad, Allah’ın sadık mü’min kullarına her ne kadar fitne ve bela olsa da ölünceye kadar onları iman üzere sabit kılacağını vaad etmesidir. Ahirette onları iman ve İslâm üzere sabit kılması, ahiret yurdunun başlangıcı olan kabirde iki melek onlara Rabbini, dinini ve nebisini sorarken olacaktır.[20]Şu halde Allah onları sağlam sözle, ki bu imandır, bunun aslı da ‘la ilahe illallah Muhammedurrasûlüllah’tir ve salih amel demek olan İslâm’la sabit kılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah” mü’minlere hidayet vermesine karşılık “zalimleride saptırır.” Yani onları kendi tercihlerinde serbest bırakır. Zorla imana getirmez. Onları sağlam söze muvaffak kılmaz, dolayısıyla onlar küfr üzere ölürler, helak olurlar ve hüsrana uğrarlar. Bunun sebebi onların şirkte ısrar etmeleri, şirke davet etmeleri, inandıkları için mü’minlere zulüm ve işkence yapmalarıdır.”Allah dilediğini yapar.”Bu, Allah’ın hür iradesini ortaya koymaktadır. Bu sebeple Allah dilediği kimseyi iman üzre sabit kılar, dilediği kimseyi de kendi yaptıklarından dolayı saptırır. O’na itiraz ve inkar söz konusu olamaz: Çünkü Allah, hiç kimseyi zorla imana veya küfre saptırmaz. Herkes kendi iradesiyle dinini seçer. Dolayısıyla Allah’ı hidayet vermesinde ve saptırmasında asla zorlama olmaz. .”Ey Rasûl görmedin mi?” senin bilgine ulaşmadı mı? Allah’ın nimeti, Rasûlüllah’ın getirdiği, içinde hidayet ve hayır olan İslâm’ı değiştirdiler. Allah’ın Rasûlünü ve getirdiklerini yalanladılar, küfre razı oldular. Bununla da küfre teşvik ettikleri ve yalanlamaya cesaretlendirdikleri kavimlerini helak yurduna kondurdular. Yani dünyada savaş alanlarında öldürttüler, ahirette de ebedi cehenneme girmelerine sebep oldular. Dolayısıyla Bedir’de helak olan cehenneme kâfir olarak gitti. Daru’l-bevar: Alev ve hararetiyle insanların yanacağı cehennemdir. “Orası” kavimlerini yerleştirdikleri “ne kötü duraktır.” “Allah’ın yolundan şaşırtmak için ona eşler koştular.” Yani Allah’ın nimetini küfürle değiştirenler ki, bunlar Mekke kafirleridir. Allah’a ibadet edecekleri ortaklar koştular. Bu ortaklan Lat, Uzza, Hubel, Menat isimli batıl ilahlarıydı. Bunları ortak yaptılar ve başkalarını Allah’ın rızasına ve yüce komşuluğuna ulaştıracak İslâm’dan saptırmak için onlara ibadete çağırdılar.De ki: İçinde bulunduğunuz dünyanın malıyla” faydalanın. Şüphesiz gideceğiniz yer, “işinizin sonu cehennemdir.” Şöyle ki: Eğer ölünceye kadar şirk ve isyanda ısrar ederseniz, Öldükten sonra cehenneme gideceksiniz. [21]&lt;br /&gt;Sonuç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Manaların zihinde anlaşılması için misal vermek güzel bir eğitim tarzıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Âyette imanla küfr, tevhid kelimesiyle küfr kelimesi ve bunlardan herbirinin meydana getireceği hayır ve şer arasında mukayese yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Allah, mü’minlere, iman üzere ölebilmeleri için, onları iman üzere sabit kılacağını ve kabir azabından, münker ve nekirin sorularına cevap vermekte de yardım edeceğini vaad etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Âyeti kerimede “faydalanın” diye yüce Allah’ın kafirlere hitap etmesi, emir ve mübahlık için değildir. Kafirleri tehdit ve korkutmak içindir. [22]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/370-371.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[19] Güzel söz ‘lailahe illallah’ kelimesidir. Güzel ağaç da mü’mindir. Burada örnek verilen ağaç hurma ağacıdır. Rasûlüllah: “Ağaçlardan bir kısmı vardır ki, yaprağı dökülmez. İşte o, mü’minin benzeridir. O ağaç hangisidir bana ha­ber verin?” buyurmuş, sonrada “hurma” demişlerdir…” Mü’minin hali hurma gibidir. Eğer sen onunla beraber olursan, onunla beraber oturursan ve istişare edersen, her şeyinden faydalanılan hurma gibi sana faydası dokunur” buyurul-m ustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[20] Nesai’nin, Bera’dan rivayetine göre; “Allah iman edenleri dünya hayatında da ahirette de iman ve İslâmla istikamette tutar.” âyeti kabir azabı hakkında inmiştir. Denilir ki: Ölüye “Rabbin kim?” denir “Allah” der, “dinin nedir?” denir, “Mu-hammed (s.a.v.)’in dinidir” der.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/371-373.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/373.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*En Kolay Tefsir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hak Kelimesi İle Batıl Kelimesinin Misâli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24-25- Allah’ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dallan göğe doğru olan —Rabbinin İzniyle her zaman meyve veren— hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar. [42]&lt;br /&gt;Bazı Kelimeler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayandı, mesel verdi. Arapçada mesel; içindeki parlak tasvir ve sağlam incelik dolayısıyla akılları esir alıp dimağlara hakim olan özlü ve akıcı söz anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabit: Kökü toprağa yerleşmiş olan. Allah’ın dilediği her anda yemişini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İctisas: Cüssenin tamamını almak, kökten koparılmış Kalplerine yerleşen söz. [43]&lt;br /&gt;Önceki Ayetlerle İlişkisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki ayetlerde bahtiyar mü’minler ile bahtsız kafirlerin ve asilerin akıbetleri anlatıldı. Bu ayetlerde ise Cenab-ı Allah güzel söz, yani islam kelimesi ile murdar söz, yani şirk kelimesi için misal verdi ki, her iki durum arasındaki fark ortaya çıksın. Nefse daha fazla etki etsin diye bu misalde maddi elbiseler üzerine manevi elbiseler geçirilmiştir, öteden beri araplar misalleri sözlerinin en kıymetlisi yapmış, hikmetlerle ve eşsiz inci tanelerim andıran güzel kelimelerle diğer sözlerinden yarı bir özelliğe sahip kılmışlardır. Aklı ve ruhu çok etkiliği için, darb-ı meseller araplar arasında yayılmıştır. [44]&lt;br /&gt;Açıklama:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey muhatap! Bilmez misin ki, Cenab-i Allah nasıl misaller vermiş, bunları seçip, beğenmiş, layık oldukları yere bırakmış; güzel sözü güzel ağaca benzetmiştir. Güzel sözden maksat, îslamın şehadet kelimesidir. Ya da iyi olan her sözdür. Güzel ağaçtan maksat, hurma ağacıdır, diyenler olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Allah, güzel sözü güzel ağaca benzetmiştir. Güzel söz, yani islam kelimesi, mü’minin güzel amelleri, semâya yükselir. “Güzel söz O’na çıkar, îyi ameli de Allah’a yükselten O’dur”[45]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Mü’min kimse hak sözü söyledikçe ve kelime-i şahadeti telaffuz ettikçe, bu sözleri ve kelimeleri göğe yükselir, bol sevaptan payını alır. Cenab-ı Allah bu güzel sözü, kökü yerde sabit bulunan, dallanan ve gövdesi de göğün ortalarına doğru yükselen bir ağaca benzetmiştir. Bu ağaç, Allah’ın dileyip kolaylaştırmasıyla ve yine O’nun belirlediği vakitte hoş ve temiz meyvelerini verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet meyvesinden bir çok insanın yaralandığı meyveli güzel ağaç gibi müminin kalbine hidayet girdiği, kalbi de nurla ve müslümanlıkla dolduğu zaman kendisinden nur ve hayır fışkırır. Bu sayede birçok kimsenin yüreği iyiliğe ve aydınlığa kavuşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Allah, insanlara işte böyle Örnekler verir. Bu darb-ı meseller sayesinde insanlar konuları daha çok kavrar, İbret alırlar. Çünkü bu meseller, onları makûlattan ve tasavvurlardan alıp mahsûsata ve elle tutulur, gözle görülür, kulakla işitilir maddi şeylere götürürler. Böylece onlar, meseleyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlarlar. Evet bütün bunlar onların Öğüt ve İbret almaları içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü sözün, yani küfür kelimesinin ve benzeri sözlerinin misali, kötü bir ağaç olan Ebu Cehil karpuzudur. Bunun toprakta yerleşmiş, sabit bir kökü yoktur. Bilakis kökleri ve damarları, yerin yüzeyindedîr. Koparılması çok kolaydır. Bunun kökü yerden koparılmıştır. Kararı ve yerleşikliği yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle yüksek kişilikli ve derin inançlı kimseler, her zaman yemiş veren ve yemişinden İnsanların yararlandığı ağacı andıran güzel sözün sahipleridir. Güzel ağaç misali bu güzel söz, onların ruhlarına kök salmış, dallan da yüksek alemlere yükselmiştir. Bu güzel söz hurma ağacına ne kadar da çok benzemektedir. Kökü toprağa yerleşmiş, dalları semaya yükselmiştir. Yemişi de her zaman vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zayıf kişilikli şehvet perestlere gelince onlar, tad ve eser bakımından Ebu Cehil karpuzunu andıran kötü kelimenin, küfrün sahipleridirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Allah inananları, kendilerini dinlerinde fitneye düşürecek ve itikadlarına olumsuz yönde etkide bulunacak kimselerle karşılaştıkları takdi­de, hayret verici nitelikleri anlaşılan güzel söz ve sağlam kelimelerle tespit eder. Bakın ey kardeşim, Bilal’e bakın. Suheyb’e bakın. Resuhıllah’ın diğer sahabilerine bakın. Allah onları dünya hayatında, ahiret hayatının duraklarından biri olan kabirde de sağlam sözle tespit edmiştir. Kıyamet zamanında da itikadları sorulduğu zaman hiç duraklamadan ve de tereddüt etmeden cevap verirler. Alışık olmadıkları kıyamet halleriyle karşılaştıklarında ürküntüye kapılmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Katede el-Ensarî, Ebu Hüreyre ve Esma binti Ebu Bekir (R.A.)’dan şu manada bir hadis rivayet edilmiştir: “Mü’min bir kimse vefat ettiğinde (defnedildikten sonra melekler tarafından) mezarında oturtulur. Kendisine: Rabbin kimdir! diye sorulur. “Allah’tır,” der. Kendisine: Peygamberin kimdir? diye sorulur. “Abdullah oğlu Muhammed” dir, der bu sorular defalarca kendisine sorulur. Sonra ona Cehennemin bir kapısını açarlar ve: Eğer hakdan sapsaydım, bak işte cehennemdeki yerim bu olacaktı, derler. Sonra cennetin bîr kapısını açarlar ve : Hakta sebat ettiğin için, bak işte Cennetteki yerin burası olmuştur.” derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafir de öldüğünde (defnedildikten sonra melekler tarafından) mezarında oturtulur. Kendisine: Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? diye sorarlar. Bilmiyorum, insanların (Bu hususta bazı şeyler) söylediklerini duyardım, diye cevap verir. Kendisine bilemedin, derler. Sonra Cennetin bir kapısı açılır ve kendisine: Eğer hakta sebat etseydin, yerin burası olacaktı, denilir. Daha sonra cehennemin bir kapısı açılır ve kendisine: Haktan saptığın için, yerin işte burası olmuştur, denilir. “Allah, inananları, dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder. (O sözden asla ayrılmazlar)” ayeti kerimesinin anlamı işte budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü istidatlı oldukları ve nefsin şehvetleri doğrultusunda, bir eğilim içine girdikleri için, zulmedenleri Allah işte böyle saptırır. Onları haktan batıla meyi ettirir. “Nefsini temizleyen iflah olmuş; onu kirletip örten, ziyana uğra-mıştır”[46] Allah, dilediği işi yapar. Çünkü her şey O’nun elindedir. O’nun gücü her şeye yeter. [47]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[42] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/282-283.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[43] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/283.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[44] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/283-284.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[45] Fatır: 10.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[46] Şems: 9-10.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[47] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/284-285.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Furkan Tefsiri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Görmedin mi Allah sana nasıl bir mesel getirmiştir: Güzel bir kelime, kökü sabit ve dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Ki o, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir durur. Allah insanlara meseller getirir. Olur ki onlar çok iyi düşünüp, ibret alırlar. Kötü bir kelimenin meseli (hali) de, toprağın üstünden koparılıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki. onun hiçbir sebatı yoktur” (İbrahim, 24-26).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki Cenâb-ı Hak, bedbahtların halleri ile sa’îd (mutlu) kullarının hallerini açıklayınca, her iki topluluğa âit hükmün durumunu beyan eden bir misal zikretmiştir. İşte bu da, getirilmiş bu mesellerdir. Ayetle ilgili birkaç mesele vardır: [102]&lt;br /&gt;Birinci Mesele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki Cenâb-ı Hak, dört sıfatla nitelenmiş olan bir ağaç zikretmiş, sonra da güzel kelimeyi (sözü) bu ağaca benzetmiştir. [103]&lt;br /&gt;Güzel Söz, Verimli Ağaç Gibidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Sıfat, bu ağacın ‘güzel” olmasıdır. Bu birkaç manaya gelebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Ağacın görünüşünün, biçiminin ve şeklinin güzel olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kokusunun güzel olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Meyvesinin güzel olması, yani, ondan elde edilen meyvelerin son derece lezzetli ve hoş olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Bu ağacın, fayda bakımından güzel olması, yani, meyvelerinin yenilmesinden nasıl lezzet ve tat alınıyorsa, aynı şekilde ağacın kendisinden de çok faydalanılması… Ayetteki “şecere-i tayyibe” tabirini, bütün bu izahlara, birlikte hamletmek gerekir. Çünkü bu hususların birlikte bulunması, lezzetin mükemmel olmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Sıfat, ayetteki “Kökü sabit” ifadesidir. Bu, “Kökü sağlamlaşmış. bakî, sökülmekten, kesilmekten, yıkılmaktan ve yok olmaktan emin” demektir. Bu böyledir, çünkü boş olan bir şey, yıkılma ve sona erme durumunda olursa, onu elde etmeden dolayı bir mutluluk hâsıl olsa bile, hep yok olupsona erecek diye korkulması dolayısı ile, meydana gelecek olan hüzün (endişe) son derece büyük olur. Ama hâlinden, onun bakî, dâim, yıkılmaz ve sona ermez olduğu bilinince, onu elde etmekten duyulan sevinç son derece büyük, onu bulmaktan ötürü duyulan sürür son derece mükemmel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü Sıfat, ayetteki “Dalları gökte olan” ifadesidir. Bu sıfat, o ağacın durumunun, şu iki yönden mükemmel olduğunu gösterir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Ağacın dallarının yüksekliği ve boy atmadaki gücü, kökünün sağlamlığına ve toprak altındaki köklerinin sebatına delalet eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Ne zaman ağacın boyu yüksek ve çok boylu olsa, yeryüzündeki pisliklerden ve evlerin çöp ve atıklarından uzak olur. O zaman da onun meyvoleri bütün şaibelerden temizlenmiş, son derece güzel ve hoş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü Sıfat, ayetteki “O, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir” ifadesidir. Bundan murad şudur”Bahsedilen ağaç, bu sıfatla muttasıftır; Bu sıfat da, onun meyvelerinin dâima ve her zaman mevcut olması, meyveleri bazan bulunan bazan bulunmayan diğer ağaçlar gibi olmamasıdır.” İşte Allah Teâlâ’nın bu Kitab-ı Kerim’de bahsettiği ağacın izahı budur. Kesin olarak bilinir ki, böyle bir ağacı elde etme arzusu son derece büyük olur. Akıllı olan bir kimsenin onu elde etme ve ona sahip olma imkanını bulduğunda, ondan gafil olması ve onu elde etme hususunda gevşeklik göstermesi mümkün değildir. [104]&lt;br /&gt;Allah’ı Tanımadaki Lezzet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu iyice anladığın zaman biz deriz ki: Marifetullah ve rnuhabbetullah’a, Allah’a hizmete, O’na itaate dalmak, bu dört sıfat bakımından bu ağaca benzemektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Sıfat, ağacın güzel olmasıdır ki bu tahakkuk etmiştir. Hatta biz deriz ki, hakikatte güzel ve leziz olan, marifetullah (Allah’ı bilmek)tir. Çünkü, belli bir meyveyi elde etmekle (yemekle) meydana gelen lezzet, meydana gelmiştir. Çünkü bu meyveyi yemek, bedenin yapısına uygun birşeydir. İşte bu uygunluk ve uyumun söz konusu olmasından dolayı, bu büyük lezzet meydana gelmiştir. Beri tarafta ise, nefs-i natıka ve kutsî ruh cevherine uygun düşen şey, ancak marifetullah, muhabbetullah ve bunlardan huzur ve itminan duymaya dalmadır. Böylece bu marifetin (bilginin) gerçekten leziz olması gerekmiştir. Hatta deriz ki, meyveyi yemekten dolayı alınan lezzetin, nefs cehverinin (ruhun), marifetullah ile aydınlanmasından elde edilen lezzetten çok değersiz olması gerekir. Bu fark ise, birkaç yönden izah edilebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci İzah: Maddi olarak hissedilen ve idrâk edilen şeyler ancak, hissedenin, hissolunan şeyin yüzeyi ile temas etmesi neticesinde idrâk edilirler. Ama “Hissedilenin cevheri hissedenin cevherine nüfuz etmiştir” denilmesine gelince, durum böyie değildir. Çünkü cisimlerin birbirlerine hulul etmeleri imkansızdır. Beri tarafa gelince, marifetullah, marifetullahın nuru ve bununla aydınlanma, nefis cevherine (ruha) sirayet eder ve onunla birleşir. Sanki nefis, bu aydınlanma hâsıl olduğu zaman, bu aydınlanmanın olmasından önceki nefisden başka bir nefis haline gelir. İşte bu iki durum arasında bulunan pek büyük bir farktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci İzah: Yenen meyveden duyulan lezzette olan şey, bir tadma kuvvetidir. Hissolunan, idrâk edilen şey ise, belli bir taddır, Beri tarafta ise, idrâk eden, hisseden şey, kutsî nefis cevheridir. Bu nefis (ruh) ile bilinen ve hissedilen şey de, Allah Teâlâ’nın zâtı, onun celâl ve ikram sıfatlarıdır. Binâenaleyh bu iki lezzetten, birisinin diğerine nisbetle durumu, idrâk edilen bu iki şeyden birisinin diğerine nisbetle durumu gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü İzah: Güzel bir meyveyi yemeden doğan lezzetler, meydana gelir gelmez, hemen yok olurlar. Çünkü lezzet ctyle birşeydir ki, çabucak kaybolur ve süratte değişir. Cenâb-ı Hakkın, kemâl ve celaline gelince,bunların değişmesi ve değişikliğe uğraması imkansızdır. Nefis cevherinin bu mutluluğu kabul etme kabiliyetinin değişmesi de imkansızdır. Binâenaleyh bu açıdan da, iki durum arasında büyük bir fark olduğu ortaya çıkmıştır. Bil ki dl’ iki şey arasındaki fark, nerede ise sonsuz bakımlardan olabilecek kadar çoktur. Fakat akl-ı selim sahibi olan bir kimse, diğerlerine dikkatini çekmek üzere zikredilen bu üç izah ile yetinebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Sıfat, ağacın kökünün sabit olmalıydı- İşte bu sıfat, marifetullah ağacında daha kuvvetli, daha mükemmel olarak mevcudJur. Bu böyledir. Çünkü bu marifetullah ağacı kutsî nefis cevheri içinde kök salmıştır. Bu cevher, var olma ve bozulma (kevn-u fesâd)dan uzak, değişmekten ve yok olmakta, i beri bir cevherdir. Yine bu kök salmanın, yardımı ve meded-ü inayeti, Cenâb-’ Hakk’ın celâlinin tecellisinden gelmektedir. Bu tecelli ise, Allah Teâlâ’nın, zâtında .nurun nuru ve zuhur ile tecellinin mebdei olmasının zarurî neticelerindendir. Bu ise, Kaybolması ve yok olması aklen imkansız olan şeylerdendir. Çünkü Allah Teâlâ, zâtından dolayı vâcibu’l-vücûddur, aynı zamanda bütün sıfatlarında da yine vâcibu’l-vücûddur. Binâenaleyh değişme, yok olma, zeval, cimrilik ve vermeme gibi sıfatlar O’nu.n hakkında düşünülemez. Böylece kökü sabit olarak vasfedilen ağacın, ancak (marifetullah) ağacı olduğu kesinlik kazanır. [105]&lt;br /&gt;Marifetullahın Meyveleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki Marifetullah ağacının da, ilahî âlemin göklerinde yükselen dallan ve cismâni alemin göklerinde yükselen dalları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, pek çok kısım olup, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Allah’ın emrine ta’zim göstermek” ifâdesi, bütün bu kısımları içine alır. Marifetulla hin ruhlar alemindeki, cisimler alemindeki delillerini, felekler ve yıldızlar âleminin hallerini ve süflî âlemin (dünyanın) hallerini iyice tefekkür etmek ile, muhabbetullah, zevkullah, zikrullah’a devam, bütünüyle Allah’a itimad (tevekkül) ve Allah’ın dışındaki herşeyden kesilmek, şu kısımlara dâhildir. Bu kısımları iyiden iyiye araştırıp zikretmek, şu anda istenilen zor şey değildir. Çünkü bunlar, sonsuz denecek kadar çok olan muhtelif hallerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinicisine gelince, bunlar da pekçok kısımdır. Hz. Allah’ın mahlûklarına şefkat duymak” ifâdesi, bütün bunları kendisinde toplamaktadır. Rahmet, re’fet, müsamaha, günahlardan geri durma, insanlara iyilik yapmaya ve onlardan kötülüğü uzaklaştırmaya gayretetme ve kötülüğe iyilikte mukabele etmek, bunlara delildir. Bu kısımlar da sonsuzdur. Bunlar, Marifetullah ağacının; sabit olan dallarıdır. Çünkü insan, Marifeti Allah’a ne kadar çok dalarsa, ondaki bu haller de, o nisbette daha mükemmel, dalla güçlü ve daha üstün olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü Sıfat, bu ağacın, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verip durmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binâenaleyh bu Marifetullah ağacı, bu sıfata, maddi ağaçlardan daha layık ve müstehaktır, Çünkü Marifetullah ağacı, bu halleri iktizâ ettirmektedir ve bunların meydana gelmesinde de müessirdir. Sebep, müsebbepten (sonuçtan) ayrılmaz Dolayısıyla, Marifetullah ağacının kalb toprağında kök salmasının tesiri, kalbin, nazarının ibretle bakar hale gelmesidir. Nitekim Cenâb-ı Hak da, “işte ey akıl ve basiret sahiplen, siz ibret alın” (Haşr 2) buyurmuştur. Yine bunun tesiri, Allah Teâlâ’nın, O kullarım ki) onlar söze kulak verirler de onun en güzeline uyarlar” (Zumer. 18) şeklinde de beyan ettiği gibi, onun işitmesinin hikmetle olması; “adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Velev kendinizin (…) aleyhinde olsun”(Nisa, 135) buyruğunda da belirtildiği gibi, konuşmasının doğruluk ve sıdk olmasıdır. Nitekim, Hz. Peygamber’de (as) “Aleyhinize de olsa, doğruyu söyleyin” buyurmuştur. Marifetullah ağacının, insanın kalb toprağında kök salması ne kadar kuvvetli ve mükemmel olursa, bu tesirlerin ondaki zuhuru da, o nisbette fazla olur. Çoğu zaman, insan bu meseleye dalar da gördüğü her şeyde Hak Teâlâ’yı görecek bir hale gelir ve çoğu zaman, bundaki terakkisi artar da, gördüğü herhangi birşeyde, ondan önce Allah’ı görür bir hale gelir. İşte Allah Teâlâ’nın “Rabbinin izniyle her zaman yemişini verip durur” buyruğu ile kastedilen budur. Yine zikrettiğimiz bu şeyler, nefsanî ilhamlara ve rûh cevherlerinde bulunan ruhanî melekelere bir işarettir. Sonra nefisten her an, her lahza ve her saniye, bu ağacın meyveleri gibi güzel söz, salih amel, huzû, huşu, ağlama ve tevâzû yükselir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetteki “Rabbinin izniyle” kaydında dikkate şayan bir incelik var. Çünkü bu yüce hallerin ve yüksek derecelerin meydana gelmesi esnasında bazan, insan bunlar, bunlar olduğu için, bunlardan dolayı sevinir; bazan da yükselir ama. bunlar bunlar olduğu için, bunlardan dolayı sevinmez, ancak bunlar Allah’dan olduğu için sevinir. İşte o zaman sevinci aslında, bu hallerden dolayı değil de, mevlâsından dolayı (mevlası için) olmuş olur. Bundan ötürü muhakkiklerden birisi şöyle demiştir: “Kim irfanı, irfan olduğu için seçerse (alırsa), fâni olanı kabul etmiş olur, Kim de irfanı, irfan olduğu için değil, onunla bilinenden dolayı tercih eder (alırsa), vuslat (Allah’a kavuşma) denizine dalmış olur.” Yaptığımız bu izah ve tafsilatlandırdığımız bu açıklama ile, Allah Teâlâ’nın bu kitabında zikretmiş olduğu şu misâl, kudsiyyet alemine, Allah’ın Celâlinin huzuruna ve O’nun kibriyasının saraylarına ulaştıran bir misaldir. Binâenaleyh biz, Allah Teâlâ’dan daha çok rahmet ve hidayet talep ediyoruz. O, semîdir, icabet edendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerden birisi, bu meseli izah için, zikredilmesinde sakınca olmayan şöyle bir söz söylemiştir: Allah Teâlâ. imanı ağaca benzetti. Çünkü ağaç, ancak üç şey olursa ağaç diye isimlendirilmeyi hak eder: Derin kök, ayakta duran bir gövde ve yüksek dallar. İman da böyledir; ancak üç şeyle tamam olur: Kalbdeki marifetullah, dildeki ikrar ve bedenlerle amel etme… Allah en iyisini bilendir. [106]&lt;br /&gt;İkinci Mesele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşşaf sahibi şöyle demiştir: “Kelimeten tayyibeten kelimesinin mansub olmasıyla iligili iki izah bulunmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Bu, mahzûf bir fiilin mef’ûlü olarak mansub olup, bunun takdiri, “Hoş bir kelimeyi, hoş olan bir ağaç gibi yapmıştır”şeklindedir. Bu ayetteki “Allah bir mesel getirmiştir” ifadesinin bir tefsiridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Mesel ve kelime kelimelerinin darebe fiilinin mef’ûlü olarak mansub olmaları caizdir. Yani, “Allah Teâlâ, hoş kelimeyi bir mesel yapmıştır” demektir. ifâdesi, mahzuf bir mübtedânın haberi olup, bunun takdiri de “O güzel bir ağaç gibidir” şeklindedir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu husustaki üçüncü bir görüşe göre ise Hallu’l-Ukad adlı eserin sahibi şöyle demiştir: “En uygun olanı, “kelime” lafzını, beyân kabul etmektir. kelimesindeki kâf da, “güzel bir ağaç gibi” manasında olmak üzere nasb mahallindedir. [107]&lt;br /&gt;Üçüncü Mesele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbas (r.a.): “Kelime-i tayyibe, “Lâ ilahe illallah” sözüdür” demiştir. Şecere-i tayyibe, ekseri müfessirlerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görüşüne göreyse, hurma ağacıdır. Keşşaf sahibi: “Bu, hurma, incir, üzüm ve nâr ağaçları gibi, meyvesi hoş olan her meyveli ağaçtır. Cenâb-ı Hak buradaki ağaç ile, meyvesi güzel olan ağacı kastetmiştir, ama sözden anlaşıldığı için, bunun hangi ağaç olduğunu belirtmemiştir” demiştir. Asluhâ demek, “Bunun kökü, yani bu güzel ağacın kökü sabittir; ve dalları, yani üst kısımları, semâdadır. Semâdan murad ise göktür, havadır. Çünkü senden yukarıda olan her şey, semâdır. Bu ağaç, yemişini, yani meyvesini ve yenilecek şeylerini her an verir” demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müfessirler, bu zaman hususunda ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas: “Bu, senenin altı ayıdır. Çünkü ağacın meyveye durmasıyla, meyvenin devşirilmesi arasında altı ay bulunur” demiştir. Bir adam İbn Abbas’a gelip: “Kardeşimle, bir zamana, bir “hîn”e kadar konuşmamaya and içtim” der. Bunun üzerine o da “Hîn, altı aydır” der ve bu ayeti okur. Mücâhid ve İbn Zeyd: “Bu, bir senedir; çünkü ağaç seneden seneye meyve verir” demişlerdir. Saîd İbnu’l-Müseyyeb: “Bu, iki aydır; çünkü, hurmanın meyve verme müddeti, iki aydır” demiştir. Zeccâc: “Bizim dil alimlerinden gördüklerimizin hepsi, “hîn” kelimesini, “vakit” kelimesi gibi, ister uzun ister kısa olsun her zaman hakkında kullanılan bir isim olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Buna göre, “Her zaman yemişini verir durur” ifadesinden maksat, “gece ve gündüz; yaz kış; her saat ve her vakit ondan istifâde edilir” manasıdır” demiştir. Müfessirler “Bunun sebebi şudur: Çünkü hurma ağacı, eğer meyvesi toplanmaz da üzerinde bırakılırsa, insanlar bütün sene boyunca ondan istifade edebilirler” demişlerdir. Ben de diyorum ki: Bu alimler, her ne kadar ayetin kelimelerinin manalarını ortaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koymada isabet etmiş iseler de, esas maksadı anlayamamışlardır. Çünkü Allah Teâlâ bu ağacı, bahsedilen o sıfatlarla nitelemiştir Dolayısıyla bunun hurma ağacı veya bir başka ağaç olduğunu bilmeye ihtiyacımız pek yoktur (!) Biz, bahsedilen dört sıfatla mevsûf olan bu ağacın, bu ağaç dünyada ister bulunsun ister bulunmasın, her akıllının onu elde etmeye gayret etmesi gereken kıymetli bir ağaç olduğunu zarurî olarak anlamaktayız. Çünkü bu sıfatlar, elde edilmesi arzulanan şeylerdir. Müfessirlerin “hîn” kelimesi hakkındaki ihtilafları da bu kabîl bir ihtilâftır. İşleri en iyi bilen, Allahdır. [108]&lt;br /&gt;Mesel Getirmenin Gayesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ daha sonra “Allah insanlara meseller getirir. Olur ki onlar, çok iyi düşünüp ibret alırlar” buyurmuştur. Bu “Darb-ı meselde, daha çok anlatma, daha çok hatırlatma ve ibret verme ve manaları daha iyi ortaya koyma bulunmaktadır” demektir. Bu böyledir zira sırf aklî konuları, his, hayâl ve vehm anlayamaz. Binâenaleyh, bu konulara mahsûsât aleminden benzer olan şeyler zikredildiğinde, his, hayâl ve vehm, bu çekişmeyi terkeder, makûl ile mahsûs olan birbirine mutabık olur, böylece de tam bir anlayış meydana gelir; bu şekilde de matluba ulaşılmış olur. [109]&lt;br /&gt;Kötü Söz Kötü Bitkiye Benzer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teâlâ “Köf” bir kelimenin meseli (hali) de, toprağın üstünden kopanlıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki, onun hiçbir sebatı yoktur” buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki, “Kötü ağaç” Allah’ı bilmemektir. Çünkü o afetlerin ilki, korkuların başı, bedbahtlıkların da en başta gelenidir. Allah Teâlâ, bunu, şu üç sıfatla muttasıf olan bir ağaca benzetmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Sıfat, onun kötü bir ağaç olmasıdır. Bazı âlimler, bunun sarımsak ağacı olduğunu, çünkü Hz. Peygamberin, sarımsağı şecere-i habise” (kötü ağaç) diye nitelediğini söylemişlerdir: Yine bunun, pırasa olduğu; Hanzala (Ebu Cehil karpuzu) olduğu, çünkü onda çok zararlar bulunduğu; aynı şekilde bunun diken ağacı olduğu da söylenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki bu tafsilata ihtiyaç yoktur. Çünkü ağaç bazan, kokusu sebebiyle, bazan tadı sebebiyle, bazen şekli ve görünüşü sebebiyle, bazan da birçok zararlara sebeb olduğu için kötü olabilir. Bütün bu özellikleri kendisinde toplayan bir ağaç her ne kadar mevcut değil ise de, bu özellikleri bilindiğine göre, ona teşbihte bulunmak, gayeye ulaşmak için yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Sıfat: Ayetteki “toprağın üstünden koparıhvermiş’” tabiridir. Bu sıfat, “şecere-i tayyibe”nin, “kökü sabit” şeklindeki sıfatına mukabil zikredilmiştir, kelimesi, kökünden koparıldı” anlamındadır. Bunun masdarı olan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ictisâs” kelimesinin esas manast, cüsseyi tamamen çekip almaktır. , ifâdesi de, “Onun, ne gövdesi ne de kökleri var” demektir. Allah’a şirk koşmak da böyledir. Onun da, ne bir delili, ne bir sebatı, ne de bir kuvveti vardtr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü Sıfat:”0nun hiçbir sebât] yoktur” ifadesidir. Bu sıfat, birincinin tamamlayıcısı gibidir ve “Onun bir istikrarı yok” demektir. Arapça’da (Sebat ettir-sebât etmek) denilmesi gibi, denilir. Bir hüccet ile desteklenmemiş söz, işte burada buna benzetilmiştir. O da sabit, dayanıklı değildir; binâenaleyh, yıkılıp gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bil ki kötü söz hakkında yapılan bu benzetme, son derece mükemmeldir. Çünkü Allah Teâlâ, bu ağacı, çok zararlı ve bütün faydalardan hâlî olarak nitelemiştir. Zararlı oluşuna, habise tabiriyle işaret etmiştir; her türlü faydadan uzak olmasına da, “toprağın üstünden kopanlıvermiş. Onun hiçbir sebatı yoktur” ifadesiyle işaret etmiştir. Allah, en iyisini bilendir. [110]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[102] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/545-546&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[103] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/ 547&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[104] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/547-548&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[105] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/548-549&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[106] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/549-550-551&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[107] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/551&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[108] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/551-552&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[109] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/552&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[110] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/552-553&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb)&lt;br /&gt;Mutluluğa Kavuşanların Güzel Sözü Ve Bedbahtların Çirkin Sözü İçin Verilen Örnek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- 25- Allah’ın hoş bir sözü, kökü sağlam, dalları göğe doğru olan ‘Rabbinin izniyle her zaman meyve veren’ hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah, onlara misal veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- Çirkin bir söz de, yerden koparılmış kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Allah, müminleri dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar, kâfirleri de saptırır. Allah, dilediğini yapar.&lt;br /&gt;Belagat:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’ın… nasıl misal verdiğini görmüyor musun?” cümlesi, mutluluğa erenler ve bedbahtların haline hayret ifade eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hoş bir sözü,… hoş bir ağaca benzeterek” ve “Çirkin bir söz de kötü bir ağaca benzer.” cümlelerinin her ikisinde de mürsel ve mücmel teşbih vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kökü” ile “Dallar” ve “Hoş” ile “Çirkin” lafızları arasında tezat sanatı var­dır. [39]&lt;br /&gt;Kelimeler ve İbareler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’ın nasıl misal verdiğini” onu yerinde zikrettiğini “görmüyor musun?” Misal: İdrak edilen bir hususta aralarında benzerlik olan bir sözün açıklanmak için diğerine benzetildiği söz, demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’ın, hoş bir sözü,” Hoş söz: “Lâilâhe illallah” (Allah’tan başka ilâh yoktur) kelime-i tevhidi, İslâm daveti ve Kuran’dır. “kökü sağlam” toprağa kök salarak sağlam “dalları göğe doğru olan” en tepesi göğe doğru uzamış olan “Rabbinin izniyle” Allah Tealâ’nın meyve vermesi için belirlediği “her vakit meyve veren hoş bir ağaca” bu ise hurma ağacıdır “benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın ameli de göğe ulaşmıştır. Bu amellerin sevabı her zaman ona ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsanlar ibret alıp iman etsinler diye Allah onlara misal veriyor.” Açıklıyor. Çünkü bu benzetme sayesinde insanlar daha çok anlayıp, öğüt alırlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çirkin söz” Küfür söz sabit olmayan yerden kopartılmış “kökü olmayan kötü bir ağaca benzer…” “Ebu Cehil karpuzuna benzer.”"Allah müminleri dünya hayatında ve ahirette” hesap alanında onlara itikatları sorulduğunda ve hasrın o korkunç halini gördüklerinde kemküm etmesinler, diye onların nezdinde delille sabit olup kalplerine yerleşen “sağlam bir söz üzerinde tutar.” Böylece dinleri hususunda fitneyle karşılaştıklarında ayakları kaymaz.” Denilmiştir ki: “Bu ayet, kabir suâli esnasındaki sebatı ifade etmektedir. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri hadiste de bildirildiği gibi iki melek onlara, Rab-lerini, dinlerini ve peygamberlerini sorduğunda doğru cevap verirler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, kendilerine zulmeden “kâfirleri de saptırır,” onlar hakka ulaşamaz ve doğru cevabı veremezler, bilâkis hadiste de bildirildiği gibi ‘Bilmiyoruz’ derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah dilediğini yapar.” Allah, hiçbir itiraza mahal bırakmadan dilediği bazı kimseleri sağlam bir söz üzerinde tutarken bazılarını da saptırır. [40]&lt;br /&gt;Ayetler Arası İlişki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Tealâ, bedbahtların durumunu, cehennem ateşinde karşılaştıkları azabı, mutluluğa erenlerin hallerini ve Rableri katındaki kurtuluşu elde etmelerini açıkladıktan sonra, bu iki grubun halini ve aralarındaki farklılığın sebebini manevi şeyleri idrak edilebilen şeylere benzeterek beyan eden bir misal zikretmiştir. Çünkü Kuran’da pek çok defa zikredildiği gibi bu benzetme metodu, manaların zihinlere yerleşmesini sağlar. [41]&lt;br /&gt;Açıklaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Muhatab! Allah’ın nasıl bir misal vererek onu en uygun yerde zikrettiğini görmüyor musun? Bu misal, kelime-i tevhid, İslâm ve Kuran’m daveti, demek olan hoş bir sözün, şu dört özelliğe sâhib hurma ağacı manasmdaki hoş bir ağaca benzetilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bu ağaç, güzel görünüşlü, güzel kokulu, güzel meyveli ve çok faydalı bir ağaçtır. Yani, meyvesi lezzetli, istifadesi fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Onun kökü, toprakta sağlam, devamlı ve yerleşmiştir. Kökünden koparılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Dallarının göğe doğru yükselip, yerin çürümüş bitkilerinden uzaklığı sebebiyle heybetli bir görünüşe sahiptir. Verdiği meyveler, temiz, güzel ve her türlü sunilikten uzaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Rabbinin iradesi, yaratması ve kolaylaştırmasıyla belirlediği her vakitte meyve verir. Ağaçların,senede bir kere meyve vermeleri sebebiyle bu durum, Allah’ın tayin ettiği zaman hükmündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Abbâs (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, “‘Lâilâheillâllâh’ kavli ve Şecere-i tayyibe” Hurma ağacıdır. Şecere-i tayyibe kavlinin, hurma ağacı olduğu görüşü aynı şekilde îbn Mesud (r.a.)’dan da nakledilmiştir. Yine bu görüş, Enes ve İbn Ömer (r.a.) kanalıyla Rasulullah (s.a.)’dan da rivayet edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buhari’nin İbn Ömer (r)’den rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.)’ın huzurundaydık. Bize; bana, müslüman adama benzeyen -veya müslüman adam gibi olan-, yaprakları yaz ve kış dökülmeyen ve Rabbinin izniyle her zaman meyve veren bir ağaç söyleyin, dedi.” İbn Ömer (r.a.) devamla “Onun hurma ağacı olduğunu tahmin ettim. Fakat baktım ki Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) konuşmuyor. Ben de konuşmayı uygun görmedim. Hiç kimse bir şey söylemeyince Rasulullah (s.a.) “O, hurma ağacıdır.” buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte Allah, insanlara böyle misaller veriyor”. Çünkü verilen misaller, daha çok anlamaya, öğüt ve ibret almaya ve manaları zihinde canlandırmaya vesile olmaktadır. Zira sadece akılla anlaşılan manaların, idrak edilebilen hususlara benzetilmesi, manaları zihne iyice yerleştirip, ondaki gizlilik ve şüpheleri ortadan kaldırmaktadır. Böylece bu manalar, elle dokunulabilir eşyalara dönüşmektedir. Dolayısıyla bu ayet, insanları bu misâlin büyüklüğünü düşünmeye, onu kavramaya ve maksadını anlamaya çağırarak, onların dikkatlerini bu noktada yoğunlaştırmaktadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra Allah Tealâ, küfür sözünün misâlini zikretmiştir: Küfür ya da şirk sözü olan çirkin sözün özellikleri, Ebû cehil karpuzu ve benzeri ağaçlar demek olan kötü ağacın vasıflarına benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Bekir Bezzâr mevkuf olarak İbni Ebî Hatim’in de merfu olarak Enes (r.a.)’den rivayet ettikleri hadiste Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Ayette zikredilen ağaç Ebu Cehil karpuzudur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayette kötü ağacın şu üç özelliği bildirilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bu ağacın meyvesinin tadı kötüdür veya içindeki zararlı maddeler sebebiyle kötüdür ya da kokusu kötüdür. Bu, Ebû Cehil karpuzudur. “Sarımsak ya da diken” olduğu da söylenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Bu ağaç, kökünden koparılmış ve toprakla bağlantısı kesilmiştir. Aynı şekilde Allah’a şirk koşmanın da ne bir delili, ne devamlılığı ne de kuvveti vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Bu ağaç, bir yerde yerleşmiş ve sabit değildir. Bu özellik, ikincisini tamamlar mahiyettedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar, kötülüğün en üst seviyesindeki özelliklerdir. Öyleki kötülük ve pislik, zarara işaret ettiği gibi kökünden koparılmak ve sabit olmamak da hiç­bir işe yaramadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisinin birlikte açıklanmasıyla hak ve batıl sözler arasındaki fark ortaya çıkmış olur. Öyleki kelime-i tevhid ve iman sözü demek olan hak söz, kuvvet­lidir, devamlıdır ve insanlara fayda sağlar. Buna karşılık şirk ya da küfür sözü demek olan batıl söz, zayıf ve zararlı olup devamlı ve istikrarlı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak söz ehli, müminler, batıl söz taraftarları ise kâfirler ve asilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından Allah Tealâ, hak söz ehlinin dünyada ve ahirette maksatlarını elde ettiklerini haber vererek şöyle buyurmuştur: “Doğrusu ahirette, dünyada ağızlarından çıkan, delil ve burhanla kalplerine yerleşen iman sözü sebebiyle Allah’ın cömertliği ve sevabı müminler için devamlıdır.” Bundan maksat şudur: Allah’ı bilme ve O’na itaattaki sebat, Allah Tealâ katında sevap ve cömertliğin devamını gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya Allah’ın, dünyada Bilâl ve diğer sahabeler gibi çeşitli işkencelere maruz kalmalarına rağmen dinleri hususunda fitneye düşürmeyerek, müminleri sabit kılması ve orada onları sağlam bir söz üzerinde tutmasıdır. Öyleki dinleri hususunda fitneyle karşılaştıklarında onların ayakları kaymamıştır. Meselâ Allah, Uhdûd Ashabı’mn işkence ederek dinlerinden çevirmeğe uğraştığı, ayrıca testerelerle kesilen, vücutları demir taraklarla taranan kimseleri dinleri üzerinde sabit kılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahirette sabit kılınmaları ise hesap meydanında inançları ve dinleri sorulduğunda kemküm etmemeleri ve hasrın o korkunç hâlinin onları şaşkına çevirmemesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilmiştir -ki bu görüş meşhurdur- “Bu kavilden maksat, kabir suâli anındaki sebattır. Dünya hayatından maksat; yaşama süresi ve ahiret ise; kıyamet günü ve hesap günü demektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütübü Sitte, Berâ b. Azib (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Müslüman, kabirde sorguya çekildiğinde Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehâdet eder. İşte bu, ‘Allah, müminleri dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar.’ ayetidir.” Bu hadisi, Ebû Hureyre (r.a.) de rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda geçen aynı hadisi İbni Ebî Şeybe yine Berâ (r)’dan şöyle rivayet etmiştir: O, Rasulullah (s.a.)’ın ayet hakkında şöyle buyurduğunu rivayet eder: Allah’ın kişiyi dünyada sabit kılması, kabirde iki meleğin ona gelip de ‘Rabbin kim1?, Dinin ne?, Peygamberin kim?’ diye sorduğunda ‘Rabbim Allah, dinim İslâm, Peygamberim Muhammed (s.a.)’dir’ diye cevap vermesidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Davud, Osman b. Affân (r.a.)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Rasulullah cenazenin defnedilmesini bitirdiğinde yanında durur ve ‘Kardeşiniz için af dileyip, sebatını isteyiniz. Zira o, şu anda sorguya çekiliyor.’ buyururdu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Razî şöyle der: “Meşhur olan görüş şudur: Bu ayet, kabirdeki iki meleğin sorgusu, Allah’ın sorgu esnasında mümine hak sözü telkin etmesi ve onu hak üzere sabit kılması hakkında varittir.”[42]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra Allah Tealâ, kâfirlerin âkibetini şu şekilde açıklamıştır: “Allah, kâfirlerin sevabını kazanmalarına engel olur.” Veya iman için gerekli olan yeterli hazırlığı yapmadıkları için onları ve sapıklıklarını öylece bırakmış, arzu ve şehvetlerinin peşinde koşmaları için onlara mühlet vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da kabirde dinleri ve inançlarından sorguya çekildiklerinde onları tereddüt içinde kemküm eder vaziyette bırakmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Cerir, İbni Ebi Hatim ve Beyhakî’nin rivayetinde İbn Abbâs (r.a.) şöyle der: “Kâfirin canı alınacağı zaman yanına melekler gelerek yüzüne ve ar­kasına vurmaya başlarlar. Mezara girdiğinde ise oturtularak ‘Rabbin kim?’ diye sorulur. Hiç bir cevap veremez. Allah Tealâ, ona Rabbini hatırlamayı unutturur. Yine ‘Sana gelen peygamber kim?’ diye sorulduğunda ona yol gösterilmez ve yine hiçbir cevap veremez. İşte bu, ‘kâfirleri de saptırır’ aye­tidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Allah Tealâ, iki grup hakkındaki mutlak irade ve takdirini beyan ederek şöyle buyurmuştur: “Allah dilerse doğru yolu gösterir dilerse dalâlete düşürür.” İnsanlar, fitnelerle karşılaştıklarında yerlerinde sabit-kadem olamazlar ve ilk darbede ayaklan kayar. İşte bu, onların dünyada sap­tırılmalarıdır. Bu kâfirler, ahirette ise daha çok sapmış ve daha çok ayakları kaymıştır. Sapıklık, gerekli hazırlığı yapmamanın ve nefsin arzularıyla hareket etmenin neticesidir.” [43]&lt;br /&gt;Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetler, şu hususlara işaret etmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- İman veya Lâilâheillâllah Muhammedun Rasulullah (Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed, O’nun peygamberidir.) sözü ya da müminin kendisi demek olan hoş söz, sabit ve ebedi, iyi ve faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes (r.a.), Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şüphesiz iman, sabit ve yere çakılmış bir ağaca benzer: İman, bu ağacın gövdesi, namaz kökü, zekât tepesi, oruç dalları, Allah yolunda eziyet çekmek bitkisi, güzel ahlâk yaprakları ve Allah’ın haramlardan el çekmek ise onun mey-vesidir.” En doğru görüşe göre, “Hurma ağacı”dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;el-Gaznevi ve Taberânî İbn Ömer (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mümin, hurma ağacı gibidir. O ağacın her şeyinden istifade edilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Misaller ve benzetmeler, özellikle de akledilenlerin, hissedilip idrak edilenlere benzetildiği teşbihler, hatırlama, öğüt ve ibret alma, anlatma, duyulan ve vicdanlan harekete geçirme ve dikkatleri bu misallerde yoğunlaştırma hususunda daha tesirlidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Küfür sözü olan çirkin sözün sabit ve devamlı olması mümkün değildir. Hiçbir yaran yoktur. Ne makbul bir delile ne de sahih bir burhana dayanır. “Kötü Ağaç” en doğru görüşe göre “Ebû Cehil karpuzu”dur. Enes (r.a.)’in rivayet ettiği hadis, daha önce zikredilmişti. İbn Abbâs (r.a.), Mücâhid ve diğer alimler de bu görüştedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde kâfirin de ne bir delili, ne sebatı, ne de bir hayn vardır. Yap-tıklanna mesnet teşkil edecek bir esâsa sahip değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Ayetin gayesi insanlan imana davet edip, şirki reddetmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Allah, müminleri dünyada hak ve iman üzere sabit kılar, ondan asla gerilemezler. Kabirde de onları sebat ettiren doğruyu ve imanı telaffuz et­melerini ilham eder. Çünkü tekrar diriltilene kadar ölüler hâlâ dünyadadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde ahirette hesap esnasında da onlara doğruyu ilham eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Allah, dünyada küfürleri sebebiyle saptıkları gibi kabirde de kâfirlerin delillerini hükümsüz kılar. Onlara hak sözü telkin etmez. Mezarlarında onlar sorguya çekildiklerinde “Bilmiyoruz.” derler. Melek de onlara “Bilmez olasıcalar.” diye beddua eder. Ve o anda -gelen rivayetlere göre- gürzlerle (başı eğik demir çubuklarla) dövülürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Allah dilediklerine azab eder dilediklerini saptırır. Denilmiştir ki: “Bu ayetin nüzul sebebi Rasulullah (s.a.)’tan rivayet edilen şu hadisedir: O, münker ve nekîr meleklerinin sorgusunu ve ölünün verdiği cevapları anlatırken Ömer (r.a.) ‘Yâ Rasulallah O zaman aklım başımda mı olacak?’ diye sordu. Rasulul­lah (s.a.) ‘Evet’ deyince Ömer (r.a.) ‘O halde bu bana yeter’ dedi. Bunun üzerine Allah Tealâ, ‘Allah, müminleri sağlam bir söz üzerinde tutar.’ ayetini indirdi.” [44]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[39] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/202.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[40] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/202-203.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[41] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/203.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[42] Razî, XIX/122.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[43] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/203-206.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[44] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/206-207.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Et-Tefsirü’l-Münir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı. Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ağaç, Rabb’inin izniyle yemişlerini her zaman ve­rir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, düşünebil­sinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çirkin bir söz de, gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya haya­tında hem de âhirette sapasağlam tutar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah güzel söz ile çirkin sözü ağaca benzeterek anlatmakta­dır. Şimdi âyetlerin açıklamasını yaparak neticelere varabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. “Güzel söz, kökü yerde, dallan gökte olan güzel bir ağaca benzer.” Âyette geçen hJk ke­lime, “söz, düşünce, dava, kelime-i tevhîd, bilgi” anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;Kelime Kelimesinin Kur’ân’daki Manaları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Tevhîd inancı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âl-i İmrân 64′de bütün ilâhî dinlerin buluşması gereken müşterek nokta belirlenirken kelimeye yer verilmekte ve bunun “tevhîd inancı” anlamına geldiği ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“De ki: Ey kitap ehli, sizin ve bizim aramızda müşterek olan şu kelimeye gelin.” İşte bu müşterek ke­lime, “tevhîd inancı” olmaktadır. Âyetin devamı, şirki ortadan kaldıran ifadelerle örülüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Vaad&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rabb’inin kelimesi (vaadi), doğruluk ve a-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dâlet bakımından tamamlanmıştır” (En’âm 6/115). Tabii ki buradaki ke­lime (vaad), “verilen söz” anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Dava&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kâfirlerin kelimesini (dava­sını) bütünüyle yere düşürdü. Allah’ın kelimesi (davası) ise üstün ve yü-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ce kaldı” (Tevbe 9/40). Âyetin içeriğine bakıldığında buradaki kelimeye bu manayı vermek doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Karar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şayet Rabb’inin katında önceden belirlenmiş bir kelime (karar) olmasaydı, düştükleri bütün ayrı­lıklar çözümlenmiş olurdu” (Yûnus 10/19). Âyetteki ilgili kelime “Al­lah’ın kararı” anlamını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Söz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ve bunu, daha sonra gelenler ara­sında yaşamaya devam eden bir söz olarak söyledi ki insanlar düşünsün­ler” (Zuhruf 43/28).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Hz. îsâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor” (Âl-i İmrân 3/45). Buradaki kelime de Hz. îsâ’dır. Aynı şekilde Âl-i İmrân 39′da da Hz. Yahya kelime olarak isimlendirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimenin çoğul ve yüklem kalıbının manalarını burada detaylan-dırmak istemediğimiz için konuya dönmek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah İbrahim 24′de, yani yorumunu yapmakta olduğumuz âyette kelimeye bir de “güzel, temiz, hoş” anlamına gelen tayyib sıfatını eklemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeyi hangi anlama alırsak, tayyib kelimesine de ona uygun bir mana vermemiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeye “söz” dersek, tayyibe kelimesine de “temiz, doğru, sağlam ve faydalı” anlamını verebiliriz. Her ikisine birden “bereketli söz” de denebilir. Ama âyetin devamında ağaç, kök ve dallar gibi keli­meler geçince, “sağlam, faydalı ve bereketli, yani verimli” manaları daha uygun düşmektedir. “Dava” manasını kelimeye verince, tayyibe de “sağlamlık, yücelik” anlamını vermemiz gerekiyor. O zaman sağlam ve yüce olan davayı Yüce Allah ağaca benzetmiş olmaktadır. Kelimeye “bilgi” dersek, tayyibe de “doğru ve faydalı” manasını verebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama buradaki kelime ve tayyib kelimelerine giydireceğimiz mana İbrahim 22′ye göre olacaksa, kelimeye “Allah’ın vaadi”; tayyibe de “hak” yani “gerçek” anlamını verebiliriz. kelime-i tayyibe ifadesi va’de’1-hak olarak manalandırılabilir. Bu mananın uzak olduğunu söylemek doğru değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah temiz düşünceyi, sağlam davayı, faydalı ve bereketli bilgiyi ya da tevhîd inancını ifade eden sözü ağaca benzetmektedir. Bu ağaç kökü yerde, dallan gökte olan güzel, sağlam, bereketli bir ağaçtır. Ağacın kökleri yerde, yani yerin içinde olunca sağlam olmaktadır. Şid­detli rüzgarlar bile onu kökleri ile söküp atamaz. Tevhîd kelimesinin kökleri de insanın gönlündedir. Şeytanın, nefsin ve sahte felsefelerin onu söküp yıkması mümkün değildir. Eğer Allah’ın gerçek olan vaadini bu ağaca benzetirsek, hak olan sözün yerde kalması mümkün değildir. “Gü­zel kelimeyi” “dava” anlamına alırsak, Allah’ın davasının kökleri yerin derinliklerinde, dalları da yücelere ulaşmaktadır diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru, verimli ve faydalı olan sözün, bilginin verimli ve sağlam bir ağaç gibi kökleri ilâhî vahyde, dalları da göklerde, yani yücelerde olmalıdır. Bu benzetmenin devamı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “O ağaç, Rabb’inin izniyle yemişlerini her zaman verir.” Köklerinin yerde, dallarının gökte olmasının yanında bu ağacın, meyvelerini de Allah’ın izni ile her zaman verme özelliği var­dır. Bu âyette “ağacın Rabb’i” ifadesi yer almaktadır. Burada Allah ile ağacın ilişkisi gündeme getirilmekte, ağacın meyvesini Yüce Allah’ın izni ile verdiğine işaret edilmektedir. Demek ki, Allah’ın izni olmadan ağaç bile meyvesini veremez. Ama temiz sözler her an Allah’ın izni ile meyvesini veren ağaç gibi bereketli ve faydalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada şu soruyu sorabiliriz: Yüce Allah’ın, bu benzetme ile misal vermesinin amacı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumunu yapmakta olduğumuz İbrahim 25′in sonunda bu soru cevaplandırılmaktadır. “Allah, insan-lara böyle örnekler verir ki, düşünebilsinler.” Demek ki, bu örneğin ana amacı yetezekkerûndur. Bu kelime “hem düşünmek hem de öğüt almak” anlamı taşıdığından “düşünüp öğüt almak” şeklinde de manalandırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu âyetleri hayatımıza uyarladığımızda şu neticeyi çıkartıyo­ruz: Öğretimde öğrencilere temiz, doğru, verimli ve faydalı bilgiler öğre­tilmelidir. Eğitimde de sağlam, temiz ve doğru değerler aşılanmalı ve yaşatılmalı, öğrencilere doğru ve iyi davranışlar kazandırılmalıdır. Onla­rın gönüllerine kök salacak ama, onları göklere çıkar gibi yüceltecek bilgi ve değerler ekilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekilen bu bilgiler onların beyinlerinde düşünceye; gönüllerinde de öğüde dönüşmelidir. O bilgi ve değerlerin sentezinden yeni düşünceler üretmelidirler. Ama o düşüncelerin kökü beyin ve gönüllerde olduğu halde yemişlerini yücelerde vermelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim bu amacına ulaştığında, insanlığa çok büyük bir hizmet sunmuş olacak ve onlara mutluluk getirecektir. Madem ki Yüce Allah insanları düşünebilmeleri için eğitimini yapıyor, din ve genel eğitim de aynı amacı önüne koymalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Çirkin bir söz de, gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzer.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah tayyibe kelimesinin karşıtı olarak iLui- habîse kelimesine yer vermiştir. Tayyibe “güzel” dersek, habîse “çirkin”; tayyibe “temiz” dersek, habîse “pis”; tayyibe “verimli, faydalı” dersek, habîse “verimsiz, zararlı” dememiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, “kötü, çirkin, verimsiz, faydasız ve doğru olmayan söz­ler, davalar, düşünceler, bilgiler”, “kökü olmayan ve o nedenle ayakta duramayan ağac”a benzemektedir. Böyle bilgilere sahip olan nesiller de köksüz olduğu için meyve de veremez, başkalarının etkisinde kalıp he­men yıkılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sapasağlam tutar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) “Sağlam sözle iman etmek” ifadesini “kelime-i tevhîd” olarak manalandırmak doğru olandır. O zaman 24. âyette geçen “temiz kelime”, “kelime-i tevhîd”i, yani tek tanrı inancını ifade etmektedir. İşte bu âyette, Yüce Allah’ın, “tek tanrı” olduğunu itiraf edip kalbi ile tasdik edenler kasdedilmektedir. Bu iman tarzının kökleri gönülde, yemişleri de ağız­dan çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Sağlam sözden kasıt genel anlamda “tevhîd” de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i. “Gevşeklik göstermeyin, ü-züntüye kapılmayın. Eğer inanıyorsanız, üstün gelecek olan sizsiniz” (Âl-İİmrân 3/139).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gevşememek, üzülmemek, korkmamak ve üstün olmak dünya ha­yatında sağlam kalmanın en büyük delilidir. Gerçek imana sahip olanlar üstündürler. Onların üstün olacağının fermanını bu âyetle Yüce Allah vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu imana sahip olan toplumların, siyasetleri, ekonomileri, nesilleri ve kültürleri konusunda hiç endişe, korku ve üzüntüleri olmayacaktır. Dünya toplumları arasında hayatın her dalında üstün olanların gelecek için endişe ve korkuları olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde bunların âhirette de korku ve üzüntüleri olmayacaktır (Bakara 2/62).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ii. “Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarında onları yaygaraya boğ; mallarına ve evlatlarına ortak ol; kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan insanlara aldatmaktan başka bir şey vadetmez. Şurası muhakkak ki, benim kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. Koruyucu olarak Rabb’in yeter” (İsrâ 17/64-65).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu âyetlerden anlıyoruz ki, şeytan insanı doğru yoldan çıkarmak için bütün ordu ve vesvese silahlarını kullanmaktadır. O, bu silahlan”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kullanırken sahte vaadini de öne sürmektedir. Yüce Allah, kendisine kul olan, O’nu birleyip O’nun emirlerini yerine getiren kullarını şeytana kar­şı koruyacak ve onun üstünlüğünü yok edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte dünya hayatında şeytana karşı imanını sağlam tutma budur. Bu şekilde dünyada sağlam kalan da âhirette sağlam kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iii. “Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratları­na erdirecek. Gönüllerini şadedecek ve onları kendilerine tanıttığı cenne­te sokacak. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam tutar” (Muhammed 47/4-7).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muradına erdirmek, gönüllerini şâdetmek, cenneti vermek ve a-dımlarını sağlam bastırmak yukarıdaki sorunun cevabı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde dünya hayatında Yüce Allah bu insanların, adım attıkları alanda sağlam basmalarını temin edecektir. Bu adım, siyasette, ekonomi­de, eğitimde ve ilim alanlarında olabilir. İleriye adım atıldığında Yüce Allah onu sağlamlaştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya hayatında her attığı adımı sağlam atan, teşebbüs ettiği her faaliyetten insanlık için fayda çıkaran insanlar Allah’ın desteğine sahip­tirler. İşte bütün bunlar, gönüldeki sağlam imanın getirilen olmaktadır. Düşünen beyin ile sağlam imana sahip olan gönül bir araya gelince, dün­ya ve âhiret hayatı Allah tarafından sağlamlaştırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan anlıyoruz ki, din eğitimi Yüce Allah’ın lütfunu, yardımını, desteğini yeryüzüne indirebilecek beyin ve gönülleri hazırlamalıdır. Bu alt yapı olmadan ilâhî lütuf gelmez. İnsanın sağlam imanı Arş-ı A’lâ’ya çıkma kudretine sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın sahte ve yalan sözünün peşine takılan insanların, beyin ve gönüllerinden zorları vardır. İşte bu insanları Yüce Allah zâlim ilan et­mektedir. Çünkü onlar beyin ve gönüllerinin haklarını vermeyip bu hak­ları gaspediyorlar. “Allah ise zâlimleri saptırır.” Yani bu ifade, “Allah, beyni ve gönlü sapan insanların sapkınlığını tescil eder” anlamındadır. Kul sapmadan Allah onu saptırmaz. Nasıl gönlünde sağ­lam iman olanı sağlamlaştırıyorsa, gönlünü saptıranı da saptırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan şu gerçek de bilinmelidir: “Allah dilediğini yapar.” Yüce Allah’ı ne yapacağı konusunda yönlendirecek bir güç yoktur; O, dilediğini yapacak sonsuz güce sahiptir. Zaten O, her an dilemekte, her an yapmakta, her an bir iştedir. O’nun için dinlenmek, yorulmak ve bıkmak diye bir şey söz konusu değildir. Ama onun en çok dikkate aldığı değer, insan beyni ve gönlünde olanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[18] Bayraktar Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yayınları: 10/216-223.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-2387935083269240796?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/2387935083269240796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=2387935083269240796' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2387935083269240796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2387935083269240796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz.html' title='SONSUZA KALACAK BİR SÖZ'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-kBEQieNdltY/Tr7Ubq2Gk9I/AAAAAAAADY8/NdOsBZg-_uM/s72-c/furkan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-299135104025162698</id><published>2011-11-11T00:28:00.003+10:00</published><updated>2011-11-11T00:53:28.950+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhasebe'/><title type='text'>KENDİNİZİ TARTABİLİRSİNİZ!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Lj6N020UY0E/TrvlTUCDRqI/AAAAAAAADYw/xPAx3RQIVi4/s1600/cam_rahle2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Lj6N020UY0E/TrvlTUCDRqI/AAAAAAAADYw/xPAx3RQIVi4/s400/cam_rahle2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5673380275560859298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;    إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَى&lt;br /&gt;    يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا&lt;br /&gt;    Nisa 142&lt;br /&gt;    142 - Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba Can Dostlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    • Sabahleyin yatağından kalktığında ilk aklına gelen şey dünya veya dünya ile alakalı bir şey ise sen artık dünyanın oğlusun. Ahiretin oğlu olmak, sana çok uzaktır. Uyandığınızda ilk aklınıza gelen, mânâ ise müjdeler olsun sana...&lt;br /&gt;    '• Oturduğun mecliste iyi bir inşanın aleyhinde konuşulduğunda, içinde bir sevinç hissi seziyorsan, bu haline çok ağla. Çünkü bu hal müslümana ait olmayan bir haldir. Sende, amelleri kökten yeyip bitiren hased hastalığı başlamıştır.&lt;br /&gt;    •' Ezan-ı Muhammedi okunduğunda, ona karşı bir hürmet, saygı duymuyorsan imansız gitmenden korkulur. Çünkü sende dînî basite, hafife almak illeti baş göstermiştir.&lt;br /&gt;    Karşına birden bire kadın çıkıyor ve sen buna bakışlarını kaydırıyor ve gözünü alamıyorsan, gözünün yapmış olduğu zina seni manen cünüplüğe sevketmiştir. O halin ile namaz kılarsan, feyiz alamazsın, mana ile irtibat kuramazsın.&lt;br /&gt;    Faizli muameleler veya haram işleri takib etmende zerre kadar için de bir ürperti, korku hissetmiyorsan, sen kötülüğü kabullenmişsin demektir. Şunu bil ki küfre rıza küfürdür.&lt;br /&gt;    Ahlaksızlığa rıza ahlaksızlıktır.&lt;br /&gt;    İslam davası ile ilgili müsbet yönde bir haber alıp sevinmiyor, menfi bir habere kulak verince üzülmüyorsan, okuduğun kelime-i tevhidi yeniden gözden geçir. Müslümanın derdi ile dertlenmiyen bizden değildir, hadisine kulağını aç...&lt;br /&gt;    Seccadeni serip namaza kalkmak istediğinde, içinden bir iştahsızlık tembellik başlıyorsa, Allah korusun bu bir münafıklık alametidir. Çünkü onlar namazlarına üşene üşene kalkarlar...&lt;br /&gt;    '• Dini bir mevzu anlatıldığında uyukluyor, boş söz ve dedi kodu yapıldığında uykun kaçıyorsa bilki senin burnuna şeytan nefesini üflüyor. O güzel meclislerden istifade etmeni istemeyen şeytanın aleti olma.&lt;br /&gt;    İslamın hayata hakim olmasında şu yaşına kadar niyetini ve tavrını ortaya koymadıysan, sana ancak bir Hadis-i Şerifi nakletmekle cevap vereceğiz :&lt;br /&gt;    «Her kim, cihad etmeden veya cihad etmeyi gönlünden geçirmeden ölürse, münafıklığın bir şubesi üzerine ölür.» B. Meram : 4/90&lt;br /&gt;    Kıldığımız namazlar bizi kötülüklerden alıkoymuyorsa şu hadise kulak verelim ;&lt;br /&gt;    «Sahibini Allah'a yaklaştırmayan namaz, bilsin ki Allah'tan uzaklaştırıyor, demektir.»&lt;br /&gt;    İşte öyle namaz kılarsan böyle karşılık verilir. Sarılır, toplanır sonra bir paçavra gibi suratına çarptırılır.&lt;br /&gt;    Dükkan komşusunu kıskanıyorsan, bil ki Allah'ın yapmış olduğu taksimata karşı geliyorsun. Yüce Mevla kimini fakirlikle, kimini zenginlikle imtihan eder. Kimini sıhhati ile, kimini hastalıkla, kimini evladla kimini hanımıyla imtihan eder. Bunu bil de Allah'ın yapmış olduğu taksimata bütün samimiyetinle güven.&lt;br /&gt;    Oturmayı, çay içmeyi rahatlık olarak; namaz kılmayı külfet olarak kabul ediyorsan, sen çoktan ölmüşsün. Diri olsaydın, ruhunu rahatlatacak olan namazı sever ve onu bir angarya kabul etmezdin. Ve «Hele şu namazı kılalım da rahat rahat oturup çayımızı içelim» demezdin.&lt;br /&gt;    Evdeki çocuklarınıza islamla hakim olamıyorsan, bil ki başka bir şeyin hakimiyyeti altına girmişsin. Sana hakim olmayan da Kur'an olmadığına göre, kimin hakimiyeti altına girdiğini kendin bil.&lt;br /&gt;    Bunları okuyun ve ibret alın ey akıl sahipleri.&lt;br /&gt;    Piri Sır, Bu Bir Sırdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-299135104025162698?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/299135104025162698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=299135104025162698' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/299135104025162698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/299135104025162698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/11/kendinizi-tartabilirsiniz.html' title='KENDİNİZİ TARTABİLİRSİNİZ!'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Lj6N020UY0E/TrvlTUCDRqI/AAAAAAAADYw/xPAx3RQIVi4/s72-c/cam_rahle2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-2272463390837183488</id><published>2011-05-19T05:42:00.003+10:00</published><updated>2011-05-19T05:53:06.091+10:00</updated><title type='text'>YENİ SİTEMİZ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-fGdL5ZiT9Es/TdQjmenke8I/AAAAAAAADV8/cMjeZSCZlds/s1600/ayakiz_sevgili.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 245px; height: 252px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-fGdL5ZiT9Es/TdQjmenke8I/AAAAAAAADV8/cMjeZSCZlds/s400/ayakiz_sevgili.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608146579944143810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sitedeki eski yazılar duracak. &lt;br /&gt;Güncellemeler yeni sitemizden devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1&gt;&lt;a href="http://sirhoca.wordpress.com/"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yeni Sitemiz : SIR HOCA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-2272463390837183488?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/2272463390837183488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=2272463390837183488' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2272463390837183488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2272463390837183488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/05/yeni-sitemiz.html' title='YENİ SİTEMİZ'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fGdL5ZiT9Es/TdQjmenke8I/AAAAAAAADV8/cMjeZSCZlds/s72-c/ayakiz_sevgili.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7376749330092629322</id><published>2011-04-08T00:13:00.000+10:00</published><updated>2011-05-19T05:46:38.706+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehit'/><title type='text'>Kur'an ve Sünnet Işığında Şehitlik Kavramı</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/RyDPgN-rkZI/AAAAAAAAAnk/BcrM9VZHJ1A/s1600-h/HPIM2870.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/RyDPgN-rkZI/AAAAAAAAAnk/BcrM9VZHJ1A/s320/HPIM2870.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125324528362951058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Can dostlar merhaba.&lt;br /&gt;Sizlerle şehit ve şahadetin çeşitleri konusunda kısa bir hasbihal edelim. Rabbimiz azze ve celle ala Kur’an-ı hakiminde...&lt;br /&gt;"Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah'ın lütfundan kendilerine vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler ve arkalarından henüz onlara kavuşmamış olanları, kendilerine bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler." (Ali İmran, 3/169–170)&lt;br /&gt;Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Allah (c.c.), yolunda cihad için çıkan kimseye kefildir. Kim sadece benim yolumda cihad etmek ve bana iman ettiği ve peygamberlerimi tasdik ettiği için evinden ayrılırsa, bu kimse onu cennete koyacağımı veya elde edeceği mükâfatıyla evine çevireceğimi garanti etmiş olur."&lt;br /&gt;"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara, 2/154)&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR&lt;br /&gt;Şehitlik, ne büyük bir makam. Şehadet şerbetini içip de mahzun olan olur mu hiç ? Onlar Allah (c.c.) yolunda, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yolunda ve nihayet din-i İslam uğruna ölenlerdir. Yüce Mevla’nın adını yüceltmek ve O’nun bize lütfettiği İslam’ı korumak maksadıyla ölürler. Ne mutlu bir son, ne muazzam bir makam…&lt;br /&gt;İşte sırdaşlarım;&lt;br /&gt;Şehitler sağdırlar. Şehitler Allah'ın misafirleridirler. Şehitler Allah katında rızıklandırılırlar. Şehitler için Peygamberlerin bile gıpta ettikleri makamlar vardır. Şehitler cennette diledikleri yerlere gidebilirler. Şehitlerin şefaati makbuldür. Şehitler kıyamet gününde gördükleri ikramdan dolayı tekrar diriltilip Allah yolunda savaşarak tekrar şehid olmayı arzulamaktadırlar.&lt;br /&gt;Hz. Halid bin Velid yaklaşık yüz savaşa katılmıştır. Bu savaşlarda vücudunun çeşitli yerlerinden yaklaşık yüz yara almış ve ölümcül hastalığa yakalanarak cihad meydanlarında değil de yatağında öleceğini anlayan Hz. Halid (r.a.), ölümden korktuğu için değil şehit olamadığı için ağlamıştır.&lt;br /&gt;Can dostlarım;&lt;br /&gt;Şehitler üç kısımdır. Dünya ve ahiret şehidi, dünya şehidi, ahiret şehidi.&lt;br /&gt;1- Allah yolunda İslam düşmanlarıyla çarpışarak savaş meydanında şehid olan kimse dünya ve ahiret şehididir. Çoğunluğa göre üzerine namaz kılınmaz ve yıkanmaz. Ancak İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye göre yıkanmaz ama üzerine namaz kılınır. &lt;br /&gt;2- Dünya şehidi, görünüş veya ganimet gibi şeyler için kâfirlerle savaşarak öldürülen kimsedir. Ahirette ona hiçbir mükâfat yoktur. &lt;br /&gt;3- Ahiret şehitlerine gelince- Suda boğularak, bir duvar enkazı altında kalarak, taun gibi salgın hastalıklar sonucunda ölen veya dini, malı ve namusu için öldürülen kimselerdir.&lt;br /&gt;Sırra gark olanlar;&lt;br /&gt;Şehitlerin efendisi Hz. Hamza (r.a.)’dır. O büyük bir aşkla yeğeni olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bağlıydı. O’nun cesareti dillere destandı ve hatta gördüğü hiçbir şeyden korkmazdı. Öyle ki cesareti şiirlere konu olmuş “ Ey Hamza gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru, ama heybetini gizli tut, yürüyüşün ölümü korkutuyor…” Gibi satırlarla örnek bir sahabe olmuştur. &lt;br /&gt;Can kardeşlerim;&lt;br /&gt; Daha yakın tarihimizde Kurtuluş Savaşında göstermiş oldukları kahramanlıklar ile adlarını altın harflerle tarihe yazdıran Çanakkale Şehitleri. “Düşman siperleriyle siperlerimiz arası 7-8 metreye kadar yaklaşmış. Ön siperdeki kahramanlarımız şehit oluyor, arka siperdekilerde öleceğini bile bile hemen ön sipere koşuyorlar ve onlarda şehit oluyor. Bilen Kur’an-ı Kerim okuyor, bilmeyen Kelime-i şehadet getiriyor…”  O anın yüksek ruh halini… M. Akif Ersoy, İstiklal şairimizin; şöyle dile getirir. “ … bir hilal uğruna Ya Rabb ne güneşler batıyor…” dizeleri her şeyi kısaca özetliyor… Dostlar bakınız Rabbimiz bunların akıbetini şöyle anlatır.&lt;br /&gt;”Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz. Onları hidayete erdirecek ve durumlarını düzeltip-ıslah edecektir. Ve onları, kendilerine tarif edip-tanıttığı cennete sokacaktır.” (Muhammed, 4-6) &lt;br /&gt;Cumanız mübarek olsun. &lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7376749330092629322?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7376749330092629322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7376749330092629322' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7376749330092629322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7376749330092629322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/10/kuran-ve-snnet-inda-ehitlik-kavram-sr.html' title='Kur&apos;an ve Sünnet Işığında Şehitlik Kavramı'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/RyDPgN-rkZI/AAAAAAAAAnk/BcrM9VZHJ1A/s72-c/HPIM2870.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3787285046349719947</id><published>2011-03-08T01:06:00.000+10:00</published><updated>2011-03-09T06:06:51.132+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şehit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çanakkale zaferi'/><title type='text'>"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rablerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar./ Sır</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-LEXr0b6NI/AAAAAAAAA2I/uEsrvfLP6TU/s1600-h/ki020.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-LEXr0b6NI/AAAAAAAAA2I/uEsrvfLP6TU/s400/ki020.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179918432608184530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR &lt;br /&gt;Zafer haftamız mübarek olsun. RABBİMİZ şöyle buyurur. “Müminlerden öyle er kişiler vardır ki Allah’a verdiği sözü asla bozmaz. Onların bir kısmı o yolda canını vermiş, bir kısmı da canını vermek/ şehit olmak için fırsat beklemektedir. Onlar Verdikleri sözü asla değiştirip bozmazlar. Allah onları sadakatlerinden dolayı mükafatlandıracaktır. (1) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR O söz nedir? Yüce yaratıcıya kul olacağına, iyi günde kötü günde Allah’ın ve O’ nun elçisinin yanında, yani yolunda olacağına dair ezelde Allah ile yaptığı ahitleşmedir. Allah bu ahdine sadakat gösterip bu yolda can verenleri “şehid” olarak , cennet nimetlerinde sorgusuz sualsiz buluşan, peygamberlerle, sıddıklarla anılan biri olarak nitelemiştir.Yüce dinimiz İslam kutsal sayılan değerlere büyük önem vermiştir. Bu değerlerin korunmasına çalışırken şehit ve gazi olanları övmüştür. Bu hususta Yüce Mevla’mız; "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rablerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar. Allah'ın lutf-u kereminden ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmayan müstakbel şehit dindaşlarına da kendilerine hiçbir korku olmayacağına ve üzüntü hissetmeyeceklerine dair de müjde vermek isterler." (2) buyurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimizin: ”Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmek istemez. Sadece şehit, gördüğü itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister” Şehitliği gönülden arzu eden bir kimse şehit olmasa bile sevabına nail olur.”(3) müjdesi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz de: "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim." (4) buyurmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR&lt;br /&gt;Ecdadın "ölürsem şehit, kalırsam gazi" inancı, nice zorlukları aşmada onlara yardım etmiştir. Böylece kendilerinden sayıca çok üstün durumda bulunan ordulara karşı pek çok zaferler elde etmişlerdir. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, ecdadımızın taraf olduğu savaşların hepsinde meşru bir müdafaa vardır. Yoksa sömürgeci ve yayılmacı bir anlayış, ya da sadece toprak elde etme emelleri yoktur, işte bu savaşların yakın tarihimizde en önemlilerinden biri de her yıl Mart ayında hatırladığımız Çanakkale Zaferi'dir. Zamanın her bakımdan en güçlü devletlerinin askerleri bir hayalin peşine düşerek Çanakkale Boğazına kadar geldiler. Akıllarınca boğazları geçecekler, Müslümanları tarih sayfasından sileceklerdi. Hasta adam dedikleri Osmanlı devletini yok ederek, asırlardır süregelen haçlı zihniyetini dünyaya hakim kılacaklardı. Ancak, askeri anlamda çok üstün saydıkları planları ve harp taktikleri, Çanakkale Boğazı'nda suya düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;Bu bir iman-küfür mücadelesidir.&lt;br /&gt;"Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,&lt;br /&gt;Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,&lt;br /&gt;Cehennem olsa gelen bağrımızda söndürürüz,&lt;br /&gt;Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE DOSTLAR&lt;br /&gt;Her Çanakkale Zaferinin yıl dönümünde hatırlamamız ve bu zaferden çıkarmamız gereken dersler vardır. İnanç, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı koymada en önemli faktörler olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR Bu husus iyi bilinmelidir ki Milletimizin bekası şehitlik ve gazilik ruhu kazanmış bir kalbe sahip olan nesiller yetiştirmekle mümkündür. Bunun için çocuklarımıza Bedir’den Çanakkale’ye kadar bütün destanlarımızı ve ardındaki ruhu anlatmalıyız. Yüce Rabbimizin bir ayetinde: “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz. Bilakis onlar hayattadırlar, ancak siz anlayamazsınız.” (5) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlar Milli şairimiz Mehmet Akif in, Çanakkale şehitleri için yazdığı destansı şiirden bazı bölümler okuyarak sözümü tamamlamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor!&lt;br /&gt;Bir hilal uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!&lt;br /&gt;Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,&lt;br /&gt;Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı, değer,&lt;br /&gt;Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi,&lt;br /&gt;Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi,&lt;br /&gt;Ey şehit oğlu şehit! İsteme benden makber,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber. Bu duygularla bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyor, hayatta olan gazilerimize sıhhat ve afiyetler diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ahzab suresi 23 &lt;br /&gt;2--Al-i İmran 169-170&lt;br /&gt;3-Ahmed b Hanbel&lt;br /&gt;4--Riyazü's-Salihin, 2/535 &lt;br /&gt;5-Bakara suresi 154.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3787285046349719947?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3787285046349719947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3787285046349719947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3787285046349719947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3787285046349719947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/03/allah-yolunda-ldrlenleri-sakn-l.html' title='&quot;Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rablerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar./ Sır'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-LEXr0b6NI/AAAAAAAAA2I/uEsrvfLP6TU/s72-c/ki020.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6723311284231515154</id><published>2011-02-25T15:06:00.000+10:00</published><updated>2011-02-25T14:50:19.679+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AİLE'/><title type='text'>PEYGAMBERİMİZİN ÖRNEK AİLE HAYATI</title><content type='html'>O örnek insan vahiyden başka kelam konuşmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHLAKIDA Aişe (r.anha) annemizin deyimiyle kuran idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (s.a.s.), bütün hayatı boyunca bizzat kendisi “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da âhirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru” bakara suresi âyetinde olduğu gibi dünya ve ahiret dengesini, yaşayışında tesis etmiş, bunu aile hayatında da göstermiş ve mü’minlere yaşanılır ve izlenebilir örnekler bırakmıştır. O’nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir gün Hz. Ömer, Hz. Peygamberin huzuruna girmek için izin istedi. Hz. Peygamberin yanında Kureyş kadınları vardı. Ona bir şeyler soruyorlardı. Resülüllah’ın yanında yüksek sesle konuşuyorlardı. Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamberin yanına girmek için izin isteyince, perdenin arkasına gizlendiler. Hz. Peygamber ona izin verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Resülüllah’ın yanına girdi. Buradan ötesini Hz. Ömer şöyle anlatıyor; Hz. Ömer diyor ki: “ALLAH Resulünün yanına girdim; baktım ALLAH Resülü durmadan tebessüm ediyor. ‘Ey ALLAH’ın Resulü! ALLAH seni ebediyen güldürsün’ dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı. ALLAH Resulü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; ALLAH Resulünden korkmuyor ve onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana şu cevabı verdiler: “ Sen katı ve şiddetlisin.” cevabını verdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber (sas) hanımlarının yetişmesine gayret eder, hepsinin beraber olduğu akşam toplantılarında eğitici sohbetler yaparlardı. Ve Rasûlullah’ın (sas) refakatinde bilgilenen hanımlar, bilgi ve tecrübelerini diğer kadınlara ( Hatta Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra, kadın-erkek herkese) aktarmaya hazır hale gelirlerdi. Hz. Peygamber’in (sav) ev halkı, şehir dahilinde ve haricindeki kadınları kabul eder, itikadi konularla ilgili Hz. Peygamber’in (sas) talimini onlara bildirerek, din eğitimindeki rollerini yerine getirirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allah katında aile reisinin değeri, eşine ve yakınlarına verdiği değerle ölçülür. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.): “En hayırlınız, aileniz için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım” [Buhari] buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir.&lt;/span&gt; Hz. Peygamber (s.a.s.), buna dikkat eder, ne ibâdeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı. O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamberin, bütün insanlara yaptığı hakikat çağrısı ile, kendi evindeki hayatı arasında mükemmel bir uyum vardı. Onun şahsi ve umumi hayatının berraklığı kadar, hiçbir kimsenin hayatı açık değildir. Hadis, tefsir ve siyer kitaplarında onun hanımları, çocukları, ashabı, komşuları ve diğer insanlarla olan davranışları en ince teferruatına kadar anlatılmıştır. O, hayatının her safhasını, insanlara öylesine açmıştır ki, insanlar onun söz ve davranışlarını takip etmede bir zorlukla karşılaşmamış ve gerekli ibretleri almışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, yukarıda da belirttiğimiz gibi insanlara sadece umumi hayatını açmamış, hususi hayatını da bir kitap gibi herkesin gözlerin önüne sermiştir. Böylece dost düşman herkes onun hayatını öğrenmiş ve gerekli dersleri alabilenler almış ve uygulamıştır. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Çünkü O, her yönüyle bir önder, rehber ve uyulacak bir şahsiyettir.&lt;/span&gt; Bu sebeple onun bütün hayatı insanlık ufkunu aydınlatacak prensipler ve uygulamalarla doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz, ev halkına karşı taşıdığı ağır mesuliyetleri hissederek sık sık endişelenirdi. Daima onları, bu dünyadakilere kıyasla ahiretin mükafat ve güzelliklerine teşvik ederdi. Gece teheccüt namazına kalktığında, hanımlarının da bu ulvi ve faziletli amele katılmalarını isterdi. Sevgi ve yumuşaklıkla bu tür ibadetlere teşvik ederdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et…”&lt;/span&gt; Taha suresindeki bu ayette Allah (c.c.), Peygamberinden aile halkına namaz kılmayı emretmesini, onlarla beraber ona sarılmasını, sabır ve azimle ona devam etmesini istiyor. Ayetteki hitap, Hz. Peygamberin şahsınadır. Bu hitabın içine umumi olarak bütün ümmeti, hususi olarakta Hz. Peygamberin aile halkı girmektedir. Bu ayetin hükmü gereği peygamberimiz, altı ay müddetle Messid-i Nebevi’ye sabah namazına gitmeden önce, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin evlerine uğrar ve kapılarının önünde durur: “Ey Ehl-i Beyt (Muhammed’in ev halkı) namaza kalkınız” buyururdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;İşte Peygamberimizin geçmiş ve gelecek bütün hanelerin, kurulacak bütün yuvaların en sade, en mutlu, en samimi, en bahtiyar ve en feyizlisi, onun hanesinin olduğunu görmemiz mümkündür. Onun hanesi her zaman saadet ve huzur doluydu Hz. Peygamberin hanımlarının Resulullaha duyduğu sevgi kadar, hiçbir kimse de hanımlarına, Hz. Peygamberin hanımlarına gösterdiği sevgi, nezaket ve rifkat kadar ahlaki bir tavır sergileyememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, zevcelerinin yanında fevkalade bir aile reisi olduğu gibi, mükemmel bir baba idi. Babalığı ölçüsünde misilsiz bir dedeydi. Rasûlullah, çocuklarıyla doğmadan önce, fiilen ilgilenmeye başlamıştır. Hz. Fatıma’nın ilk doğumu yaklaşınca Hz. Peygamber sık sık uğramış, halini hatırını sormuş, “Çocuk doğunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın.” tembihinde bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, yeni doğan çocuklara duâda bulunur, kulaklarına ezan ve ikamet okur, isim koyardı. Daha sonra ilk yedi gün içinde sünnet ettirmek, başındaki ilk tüyü tıraş edip ağırlığınca tasaddukta bulunmak, akika kurbanını kesmek gibi mevzularla yakından alâkadar olurdu. Çocuk su istediğinde, hiç bekletmez hemen verir, belki de çocuğun asabi olmaması için buna çok özen gösterirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hz.Peygamber (sav) çocuklara karşı;&lt;br /&gt;“Çocuklar cennet kokusu”,  &lt;br /&gt;“Gözümün nuru” diye târif eder, &lt;br /&gt;“Her öpücük için cennette beş yüz yıllık mesâfesi olan bir derece verilir.” diyerek çocukların sevgiyle yetiştirilmesini tavsiye ederdi.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, çocuklarına, torunlarına şefkatle muâmele eder, böyle davranırken de dikkatlerini Allah’ın dinine çekerdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar, bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de rızâ göstermezdi. Günlük yaşamla ilgili hataları görmezden gelir, takva ile çelişebilecek istek ve arzularını, yumuşak bir üslupla ve âyetler ile reddederdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak inananlar aile yaşayışında da Hz. Peygamber’i (SAV) örnek alıp, önder edinerek saadete ulaşırlar. Çünkü Allah, Kur'an'ı Kerim’de, &lt;br /&gt;“ Gerçek şu ki, Allah’a ve âhiret gününe inananlar için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” [Ahzab Suresi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN.BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6723311284231515154?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6723311284231515154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6723311284231515154' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6723311284231515154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6723311284231515154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/02/peygamberimizin-rnek-aile-hayati-bugnn.html' title='PEYGAMBERİMİZİN ÖRNEK AİLE HAYATI'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5037886262704408297</id><published>2011-02-25T06:20:00.000+10:00</published><updated>2011-02-25T14:50:59.427+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AİLE'/><title type='text'>EŞLER,YUVADA SADÂKAT VE MUTLULUĞU YAKALAMAK İÇİN ŞU BEŞ “S” KURALINI UYGULAMALIDIR:/ sır</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/R0rU7yXUSvI/AAAAAAAAArE/xmKJp3rnpEY/s1600-h/HPIM2996.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/R0rU7yXUSvI/AAAAAAAAArE/xmKJp3rnpEY/s320/HPIM2996.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137152448566414066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1- SEVGİ BİRLİĞİ: Evlilik, sevgi temeline oturur. Sevgi, evlilik motorunun yakıt deposudur. Bu depo boşalınca evlilik hayatı stop eder. Sevgi tutkalı ile birbirlerine bağlı olan eşlerin mutluluk ve sadakati de dorukta olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- SOFRA BİRLİĞİ: En azından sabah ve akşam yemekleri ailece evde yenmelidir. Bu sofra birliğinin de mutluluk ve sadakate büyük katkısı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- SECCADE BİRLİĞİ: Evde kılınan namazlar mutlaka ailece cemaat halinde yerine getirilmelidir. Buna seccade birliği denir. Ailece ruh dünyamız, mutluluğumuz ve sadakatimiz perçinlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- SEYAHAT BİRLİĞİ: Zaman zaman ailece seyahatlere çıkmalıyız. Gezi ve piknikler yapmalıyız. Eş-dost ziyaretlerine ve davetlere eşimizle beraber gitmeliyiz. Rasulullah,, kendisini davet edenlere “Aişemle olursa gelirim” diyerek “eşsiz” davetlere pek itibar etmezmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- SAYFA BİRLİĞİ: Her gün eşimizle ortak kitap ve konu mütaala etmeliyiz. Aynı kitabın sayfalarında kaybolmalıyız. Özellikle Kur’an’ı anlamak için gayretimiz olmalı. Bütün bunlar aile mutluluğunun ve sadakatinin çimentosudur.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5037886262704408297?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5037886262704408297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5037886262704408297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5037886262704408297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5037886262704408297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/12/eleryuvada-sadkat-ve-mutluluu-yakalamak.html' title='EŞLER,YUVADA SADÂKAT VE MUTLULUĞU YAKALAMAK İÇİN ŞU BEŞ “S” KURALINI UYGULAMALIDIR:/ sır'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/R0rU7yXUSvI/AAAAAAAAArE/xmKJp3rnpEY/s72-c/HPIM2996.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3272962508744488257</id><published>2011-02-25T01:54:00.000+10:00</published><updated>2011-02-25T14:51:30.209+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AİLE'/><title type='text'>İSLAMDA AİLE VE ÖNEMİ / SIR</title><content type='html'>Merhaba can dostlar;&lt;br /&gt;Bu hafta İslam’da aile sorumlulukları üzerine mektubumu paylaşıyorum inşallah. &lt;br /&gt;Dostlar Aile, karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve yaratılıştan gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal topluluktur. Tüm insanlar aile denen yuvada dünyaya gözlerini açarlar. Dolayısıyla aile insanın ilk kültür ocağı, ilkokulu, ilk sevgi kaynağı ve ilk dostlarını tanıdığı bir yuvadır. &lt;br /&gt;Aile toplumun en küçük sosyal birimidir. Toplumlar ailelerden meydana gelir. Toplumun mutlu ve huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasıyla doğru orantılıdır. Aile, insanları yaratan Yüce Yaratıcı ’nın koyduğu kurallara göre kurulursa sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı olur.&lt;br /&gt;Aile kurumu nikâhla başlamaktadır. Nikâh kelimesi, sözlükte; eklemek, toplamak sözleşme anlamlarına gelmektedir. Nikahsız birbirine haram olan kadın ve erkek, bu akitle birbirlerine helâl olurlar.&lt;br /&gt;İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir. &lt;br /&gt;Allah Teala bir ayette şöyle buyurmuştur;  “Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızk verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar? ” (NAHL 72) &lt;br /&gt;“İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.” (NUR 32)&lt;br /&gt;Allah Rasulü (sav) gençleri evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur: &lt;br /&gt;“Gençler, sizden gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü harama karşı korur, namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç şehveti kırar.” (1) &lt;br /&gt;“Nikâh benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hâli vakti yerinde olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”(2) &lt;br /&gt;Saliha kadını, dünyanın en güzel nimeti sayan Hazreti Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: &lt;br /&gt;“Dünya bir geçimden ibarettir. Şu geçim dünyasının en güzel nimeti de saliha kadındır.”(3) &lt;br /&gt;“Mü’min, Allah korkusundan ve O’na itaatten sonra, saliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını korur.” (4)&lt;br /&gt;Evlilik, kişinin kendisini ve eşini harama düşmekten korur, insan neslini son bulmaktan, yok olmaktan kurtarır. Doğurma ve çoğalma yoluyla neslin devamını sağlar. Zira toplum nizamının tamamlayıcı bir unsuru olan ailenin kurulması, nesebin muhafazası, neslin bekası ve bireyler arasında yardımlaşma ruhunun geliştirilmesi evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim, insanları evlenmeye teşvik etmiştir.&lt;br /&gt;Evlenmenin amacı, sadece erkekle kadının şehevî duygularını tatmin etmeleri değil, insanların üremesini sağlamaktır. Şehvet duygusu, neslin devamı için sadece bir araçtır. Nitekim kainatın önderi ve en kutlu öğreticisi Hz. Peygamber Efendimiz (sav): &lt;br /&gt;“Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.” (5) Sözüyle bunu vurgulamış ve evlenmenin asıl amacının İslam ümmetinin çoğalması olduğunu belirtmiştir. &lt;br /&gt;İslam dininde evlenmenin hükmü sünnet-i müekkededir. Fakat bazı şartlarda farz, vâcip, hatta haram da olabilir:&lt;br /&gt;a. Evlenmediği takdirde zina suçunu işleyeceğini kesinlikle bilen, malı ve bedeni evlenmek için yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır. Evlenmediği zaman zinaya düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir.&lt;br /&gt;b. Evlenmediği zaman zinaya düşmekten korkusu olmayan, normal insanın evlenmesi sünnet-i müekkededir.&lt;br /&gt;c. Evlendiği takdirde karısına kötülük edeceğini, ona karşı kocalık görevlerini yapamayacağını kesinlikle bilen kimsenin evlenmesi ise haramdır.&lt;br /&gt;İslam evlenip yuva kuracağımız eşi seçerken bazı hususlara dikkat etmemizi istemektedir. Zira eş, ailenin direğidir. “Yuvayı yapan dişi kuştur.” Yuvayı yapacak, çocukları eğitecek, yetiştirecek hayat arkadaşını seçerken güzelliğinden, soyundan ve malından çok dindarlığına ve iyi ahlâk sahibi olmasına dikkat edilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;“Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Siz dindar olanı tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün.” (6)&lt;br /&gt;Güzel insanlar;&lt;br /&gt;Abdullah b. Amr radıyallahu anhtan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem malın ve güzelliğin getirebileceği kötü sonuçlara dikkati çekerek, evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi açıkça yasaklamıştır.&lt;br /&gt;“Sırf güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla sırf mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla dindarlıklarından dolayı evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) daha üstündür.”(7) &lt;br /&gt;Evlilik kurumunun başarıyla yürütülmesi ve her iki tarafa da mutluluk ve huzur getirebilmesi için karı kocanın birbirine karşı hoşgörülü ve anlayışlı olması şarttır. &lt;br /&gt;İslam’a göre kurulan aile yuvasının daha sağlam ve kalıcı olması için, evlenecek çiftlerin birbirini görmesi ve konuşması caizdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, evlenmek isteyenlere, alacakları kızı önce görmelerini, bunun ileride anlaşmaları için gerekli olduğunu söylemiştir:&lt;br /&gt;“Allah, bir erkeğin kalbine, bir kadınla evlenme düşüncesi sokarsa, o kimsenin, o kadına bakmasında bir günah yoktur.”(8) &lt;br /&gt;Bir kızla evleneceğini söyleyen Muğîre İbn Şu’be’ye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem alacağı kızı görüp görmediğini sormuş, o da görmediğini söyleyince: “Git onu gör, ileride anlaşmanızın sürekliliği için bu, ikinize de iyidir.” (10) demiştir.&lt;br /&gt;Ancak İslam’a göre kızla erkek sadece bir mahrem yanında birbirlerini görebilirler.. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;“Bir erkek, bir kadınla ancak kadının bir mahremi olmak şartıyla beraber bulunabilirler.”(11)&lt;br /&gt;Dünya ve ahiret mutluluğunu hedef alan dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve nikah akdiyle kurulan aileyi, sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak nitelendirmektedir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir aile düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, eşler arasında var olan sevgi, saygı ve derin dostluk, ‘Allah’ın yüceliğini gösteren ayetler’(12) olarak nitelendirilmektedir.&lt;br /&gt;Ailenin temel bireylerinden olan karı ve kocanın birbirine karşı hak ve sorumlulukları vardır.(13) Evin erkeği,yediğinden yedirecek ,giydiğinden giydirecek,çirkinsin demeyecek yanında başka bir kadından bahsetmeyecek, Evin hanımı da iffetini koruyacak,namazını kılıp eşine meşru dairede itaat etmesini Sevgili Peygamberimiz (sav) veda haccında açıklamıştır. Ailede herkes görevini tam olarak yapmalıdır. Aile yuvasının temeli olan eşler karşılıklı hak ve görevlerini bilir ve buna göre hareket ederse, aile ocağı mutluluk ve neşe kaynağı olur. Ailede erkeğin kadına nasıl davranacağı konusunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: &lt;br /&gt;“İmanı en olgun olan mümin, ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel davrananızdır.” (14)&lt;br /&gt;Ailede huzuru ve mutluluğu sağlamak için sevgi ve saygı şarttır. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve bağlılık da tek taraflı değil karşılıklı olmalıdır.Bu mutluluğu elde etmiş olanlar,diğer aile fertlerine bu reçeteyi sunmalıdır.Yoksa o ailenin sıkıntısı , diğer aileler ve topluma yayılırsa Allah korusun kendi felaketimizi hazırlamış oluruz. Rabbimiz; “Öyle fitneden[ beladan] sakının yalnız o günahı işleyene değil bütün topluma yayılır. [15]&lt;br /&gt;Netice olarak diyebiliriz ki, İslam dini fıtratın bir gereği olan evlenmeyi, sağlıklı nesiller yetiştirmeye vesile olan aile müessesesinin kurulmasını gerekli ve önemli bulmuş ve karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasını hedeflemiştir. Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya davet eden Sevgili Peygamberimiz yaptığı mutlu evliliklerle bizlere her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Gayri meşrû ilişkilerin alabildiğince yaygınlaştığı ve özendirildiği günümüzde kendimizi ve çocuklarımızı korumaya alabilmemizin en güzel yolu mutlu bir aile yuvası olduğunda şüphe yoktur. &lt;br /&gt;UNUTMAYIN AİLE İÇİN GÜZEL BİR SIRDIR..&lt;br /&gt;1- Buhârî, Nikah, 2-Müslim,nikah3- Müslim, Radâ', 17. 4- İbn Mâce, Nikah, &lt;br /&gt;5- Tirmizi 6-Mâlik, Muvatta, Nikah, 21. 7- İbn Mâce, Nikah, 8-Ebu Davud.&lt;br /&gt;9- İbn Mâce, Nikah, 10- İbn Mâce, Nikah, 11- Buhârî, Nikah, 12- Rum, 21.&lt;br /&gt;13- Bakara 228. &lt;br /&gt;14- Nevevî, , Riyazü’s-Salihin, I, 320. &lt;br /&gt;15-Enfal,25&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3272962508744488257?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3272962508744488257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3272962508744488257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3272962508744488257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3272962508744488257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/11/islamda-aile-ve-nemi-sir.html' title='İSLAMDA AİLE VE ÖNEMİ / SIR'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-78740781809280666</id><published>2011-02-08T03:25:00.002+10:00</published><updated>2011-02-08T15:44:36.441+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlid kandili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>EN SEVGİLİ YERYÜZÜNÜ ŞEREFLENDİRDİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R9lll27I6LI/AAAAAAAAA1g/8MoV5x9Fzhw/s1600-h/40h10.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R9lll27I6LI/AAAAAAAAA1g/8MoV5x9Fzhw/s400/40h10.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177280947712223410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CANLAR.&lt;br /&gt;Önümüzdeki 14 Şubat Pazartesi günü Peygamberimizin (as) doğum günü. O NUR PEYGAMBER'in (as) doğumundan önce Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Her şey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhlar bir şey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu, bekleniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhir zaman Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR;&lt;br /&gt;O' nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. Sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan ) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164) Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Peygamberimizi (sav); getirdiği düsturlara (kuran ve sünnete) uyup tatbik ettiğimiz ölçüde manen diriltmiş oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlar &lt;br /&gt;O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi." Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O' na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, yirmi birinci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı oldu. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O' nun diğer peygamberlerden farklı yönlerinden birisi de budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: &lt;br /&gt;"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler." (Sebe, 28)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır: "Andolsun, Allah'ın Rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21) Şüphesiz sen büyük ahlak sahibisin ( Kalem 4 ) Ey inananlar andolsun ki içinizden size sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen , size düşkün inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir. (Tevbe 128)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz Müslümanlarına düşen kendisine indirilen vahiy çerçevesinde, her sözü ve davranışı insanlığın ufkunu açan Peygamberimizi, içimizde ve çevremizde yeniden anlamak ve anlatmak ve O’ nun bize kazandırdığı,adalet ihsan, kardeşlik, sevgi, dostluk, güven, samimiyet, tevazu, hoşgörü, sadakat, vefa, haklının yanında yer alma, hak ve doğru olanı temsil etme gibi değerlere hayatımızda işlerlik kazandırmaktır. Yoksa kuru kuruya peygambere inandım, demekle iş bitmez. İnandım dediği halde peygamberin tersi bir hayatı sergileyenin sadakatinden bahsedilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR gelin şu soruları kendimize soralım.&lt;br /&gt;1-ALLAH peygamberleri niçin gönderdi, peygamberlere HAYATIMIZIN hangi alanlarında ihtiyaç duyuyoruz.&lt;br /&gt;2-Peygamberlerden kaç tanesini tanıyoruz.&lt;br /&gt;3-Peygamberimiz (as) hakkında ne biliyoruz.&lt;br /&gt;4-Kabir sorularından biri olan PEYGAMBERİN KİM sorusuna hazır mıyız?&lt;br /&gt;5-Peygamberimizi (as) hayatımızın hangi alanlarımızda örnek ve model alıyoruz.&lt;br /&gt;6-Peygambere saygı mevlid kandillerinde ve yalnızca onun kullandığı eşyalara saygı göstermekten mi ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-78740781809280666?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/78740781809280666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=78740781809280666' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/78740781809280666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/78740781809280666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/03/18-mart-aramba-peygamberimizin-sav-doum.html' title='EN SEVGİLİ YERYÜZÜNÜ ŞEREFLENDİRDİ'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R9lll27I6LI/AAAAAAAAA1g/8MoV5x9Fzhw/s72-c/40h10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8362284891596245385</id><published>2011-02-08T01:00:00.000+10:00</published><updated>2011-02-08T14:58:36.601+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlid kandili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR. &lt;br /&gt;&lt;a href="http://pirisir.blogspot.com/2008/03/18-mart-aramba-peygamberimizin-sav-doum.html"&gt;Evvelki yazımda&lt;/a&gt; kendimize bir takım sorular soralım da, Peygamberimiz’i sav. ne kadar tanıyoruz başlığı vermiştim. Gelin ALLAH CC. KURANDA NASIL TANIMLAMIŞ , O'NUN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAKKINDA YÜCE ALLAH NE BUYURDU BAKALIM:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Peygamberimizi Yüce Allah seçip görevlendirdi. Önceki peygamberlerine ondan bahsettirdi, Onun müjdesini verdirdi. &lt;br /&gt;2-Önceki kitaplarda Onun ve ashabının güzelliklerini anlattı. “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları ve İncil’deki vasıflarıdır.&lt;br /&gt;3-İlk inen ayetlerinde “Sen büyük bir ahlak üzeresin.” diyerek Onun gidişatını ve ondaki güzellikleri methetti..&lt;br /&gt;4-Melekleri ile birlikte Yüce Allah Ona salât etti, onu yüceltti. "Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey müminler siz de Ona salât edin ve tam bir teslimiyetle Ona selam edin." Kasas Suresi.&lt;br /&gt;5-Onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı, Onu her çeşit günahtan korudu. “Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın bütün tasalarını gidersin ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.”Enam suresi.&lt;br /&gt;6-İnsanların şerrinden Onu bizzat Allah korudu. “Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, Onun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.” Bu ayet inince kendisini korumak üzere evinin etrafında nöbet tutanlara şöyle seslendi: “Ey insanlar, artık evlerinize dönünüz, artık Yüce Allah, beni korumasına almıştır!”Maide Suresi.&lt;br /&gt;7-İnanmayanlara, kendisine insanlık dışı muamele yapanlara karşı Onu bizzat Yüce Allah teselli etti: “Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!” “Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme." “Onların sözlerine üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.”Enam suresi.&lt;br /&gt;8-“Senin şanını biz yücelttik.”  buyurdu. O cihana gelmeden peygamberleri aracılığı ile Onun ününü cihana yaydı. O, dünyaya geldikten sonra kısa zamanda Onun ünü cihana yayıldı. Onun vefatından sonra da Ondan bahsedilmeye, o saygıyla anılmaya devam edecektir. Muhammedî ezanlar dünyanın dört bir yanında Onun ve mesajının sesini çınlatmaktadır. Müşrikler, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.&lt;br /&gt;9-Dünyada olduğu gibi ahirette de büyük makamları Onun için ayırdı ve Makam-ı Mahmud’un sahibi kıldı. “Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.”İsra Suresi.&lt;br /&gt;10-Ondan önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine ve kendi zamanlarına gönderilirken; Onun dini evrensel, Onun peygamberliği insan ve cinlere, kıyamete kadar sürecek bir nübüvvet oldu. “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”Kasas Suresi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ONUN ÜMMETİ OLAN BİZLER O'NA(RASULÜNE) KARŞI BİZ NE YAPTIK?&lt;br /&gt;Onun ümmeti olduğumuzu iddia ettik, ama onu layıkıyla tanıyamadık ve dünyaya doğru bir şekilde tanıtamadık. Bizim yaptığımız yanlışlar ve yanlış imajlar ona mal edilir oldu.&lt;br /&gt;Onu yaşayamadık ve yaşatamadık, onun hayatını bir bütün olarak yaşayıp insanlığa bir örnek sunamadık.Salavatları dilimizden düşürmedik belki, ama salat selam okumayı Ona bağlılık andı olduğunu fark edemedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR, işte Onun hayatından ve bizim hayatımızdan birkaç örnek:&lt;br /&gt;O, doğru ve dürüsttü. Bizim güvenilirliğimiz kalmadı. Ne birbirimize, ne işimize, ne malımızın kalitesine, ne başka bir şeyimize.&lt;br /&gt;O, vefalıydı. Vefasızlık bizim mesleğimiz oldu.&lt;br /&gt;O, insanları severdi. Sevgisizlik sanatımız oldu.&lt;br /&gt;O, Allah için sever, Allah için öfkelenirdi. Biz ise dünyalık için sever ve öfkelenir olduk.&lt;br /&gt;O, insanlık sevdalısıydı. Bizse insandan kaçar ve yalnızca kendimizi düşünür olduk.&lt;br /&gt;O, hesabını dünya ve ahirete göre yapardı. Bizse hesabımızı yalnızca dünya üzerine kurar olduk.&lt;br /&gt;O, kâinatı, çevreyi ve hayvanları severdi. Biz ise çevre katilleri olduk.&lt;br /&gt;O, azimli, kararlı ve sabırlıydı. Bizse kararsız, aceleci ve sızlanır olduk.&lt;br /&gt;O, çalışkandı, üretkendi. Tembellik, vakit öldürme bizim şiarımız oldu.&lt;br /&gt;O, fedakardı, bizse bencilleştik.&lt;br /&gt;O, düzenli ve disiplinli idi. Biz ise keşmekeş, rasgele bir hayatın adamı olduk.&lt;br /&gt;O, cömertti. Bizse cimrileştik.CANANLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondaki bitmek tükenmez güzellikler ve bizim hayatımızdaki Ona yakışmayan densizlikler!&lt;br /&gt;Ve O, bize bıraktığı iki kutsal emaneti Kur’ân ve Sünnetiyle bugün de bizi doğru, iyiye, güzele, hakka çağırıyor. Onun dipdiri ve ölümsüz mesajı yeniden ve bir bütün olarak yaşanmayı bekliyor. “Ey iman edenler! Allah ve peygamberi sizi hayat veren şeye çağırdığında Ona icabet edin.” “Ey inananlar! Hepiniz topyekûn/bütünüyle İslam’a/barışa girin.”KASAS SURESİ.&lt;br /&gt;Ve yine O, bizi Kevser’in başında bekliyor. İzinde gidenleri bağrına basmak için, yolunu terk edenleri oradan kovmak için! Her şeyiyle Onun olanlara, Onun uğruna baş koyanlara selam olsun!&lt;br /&gt;CANLAR,bunlar bizim görüntülerimiz. Ama yine de ümit varız ve diyoruz ki: &lt;br /&gt; “Özledik seni Allah'ın Resulü, Özledik seni Ya Hz. Muhammed (a.s.m. ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissettiriyor bize.Zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve Rabbimiz’in ilham ettiği düşüncelerle.&lt;br /&gt;Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve Allah’ın izniyle senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle, devam edecek güzeller ve senden gelen gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleri(Kitap ve sünneti) tüm evrene ve bir gün her şey güzele, gül'e dönecek ve Allah Nuru’nu tamamlayacak inşaallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel.  Dünyanın tüm çirkinliğine inat, yeniden yeni ümitlerden, senden ve sevginden bahsetmek ne güzel.Sen ve senin getirdiğin gül kokulu(vahyin) ilhamları zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8362284891596245385?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8362284891596245385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8362284891596245385' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8362284891596245385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8362284891596245385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/03/mevlid-kandiliniz-mbarek-olsun.html' title='MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-9098341673140431171</id><published>2011-02-07T02:30:00.000+10:00</published><updated>2011-02-08T15:00:11.442+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgili Peygamberimiz'/><title type='text'>O ne güzel önder ne güzel İNSAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SbKrKIwYZ9I/AAAAAAAACf8/8q7EW9kDL8c/s1600-h/mevlid2009.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 109px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SbKrKIwYZ9I/AAAAAAAACf8/8q7EW9kDL8c/s400/mevlid2009.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310495101260687314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimizi anmanın en güzeli; O'nun yaşantısını ve sözlerini anlamak olmalı. Kısa 40 hadis çalışmasını sizlerle paylaşıyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.İyi niyet, sahibini cennete koyar.&lt;br /&gt;2.İman iki bölümdür; yarısı sabır, yarısı şükürdür.&lt;br /&gt;3.İslam artar, eksilmez.&lt;br /&gt;4.İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin de seni üzerse, sen mü'minsin.&lt;br /&gt;5.Her iyilik bir sadakadır&lt;br /&gt;6.İnsanlardan utanmayan Allah'tan utanmaz.&lt;br /&gt;7.Bu ümmetten ilk önce kaldırılacak olan haya ve emanettir.&lt;br /&gt;8.Yiyip şükreden, oruç tutup sabreden gibi sevap alır.&lt;br /&gt;9.Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.&lt;br /&gt;10.Hikmetin başı Allah'a saygısızlık yapmaktan korkmaktır.&lt;br /&gt;11.İnsanın en değerlisi, en çok takva sahibi olanlardır.&lt;br /&gt;12.Allah'tan en çok korkanınız ve onu en iyi bileniniz benim.&lt;br /&gt;13.Sabrediniz ve cezalandırmayınız.&lt;br /&gt;14.Asıl sabır musibetin ilk geldiği anda yapılmalıdır.&lt;br /&gt;15.Sabır rızadır, razı olmaktır.&lt;br /&gt;16.Bu din sağlamdır. Onda yumuşaklıkla davranın.&lt;br /&gt;17.Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.&lt;br /&gt;18.Dininizin en hayırlısı en kolay olanıdır.&lt;br /&gt;19.Siz bu dini mağlup edemezsiniz.&lt;br /&gt;20.Şeytan insanoğlunun kanında dolaşır.&lt;br /&gt;21.Saygın olmak malla, cömertlik ise takva ile olur.&lt;br /&gt;22.Cömert kişinin yemeği şifa, cimrinin yemeği ise hastalıktır.&lt;br /&gt;23.Bir mü'min aynı delikten iki defa ısırılmaz.&lt;br /&gt;24.Aşırı mal sevgisi alimlerin kalbinden hikmeti alıp götürür.&lt;br /&gt;25.Alimler, halk içinde, Allah'ın en güvendiği kimselerdir.&lt;br /&gt;26.Alimler ümmetimin güvenliğidir.&lt;br /&gt;27.İlim öğrenen Allah yolunda savaşan gibidir.&lt;br /&gt;28.İlim öğrenmeye çalışan evine dönünceye kadar Allah yolundadır.&lt;br /&gt;29.İki aç vardır ki doymaz: İlmi arayan ve dünyayı isteyen.&lt;br /&gt;30.İnsanlar iki kısımdır: Öğreten ve öğrenen. Bu ikisinin dışındakilerde hayır yoktur.&lt;br /&gt;31.Allah, bir kulu idareci yapmak istediği zaman ona yardım elini uzatır.&lt;br /&gt;32.Hüküm sahibi olanlar, Allah'ın korudukları hariç meşakkat kapısındadır.&lt;br /&gt;33.İtaat, ancak meşru çerçeve içerisinde olur.&lt;br /&gt;34.Her şeyin ifsat eden bir afeti vardır. Bu dinin afeti de kötü idarecilerdir.&lt;br /&gt;35.İslam'ın en sağlam kulpu Allah için sevmen, Allah için düşmanlık beslemendir.&lt;br /&gt;36.Allah'ın dostları, görüldüklerinde Allah'ın hatırlandığı kimselerdir.&lt;br /&gt;37.Kim bir topluluğu severse, Allah onu o toplulukla birlikte haşreder&lt;br /&gt;38.Ademoğlunun kalbi, tıpkı kuş gibidir. Bir günde yedi kere değişir.&lt;br /&gt;39.Kim bir kimsenin arkasından onda bulunan bir şeyi söylerse gıybet etmiş olur.&lt;br /&gt;40.Allah, dilini ıslah eden kişiye merhamet etsin.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Kaynak:Muhtasar Camiu's-Sağir-1 / Suyuti / Yayına hazırlayan: Saffet Bakırcı /&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostumuz Hüseyin Şavaş tarafından internet ortamına aktarılıp ilk olarak &lt;a href="http://www.sayhadergi.com/1682/40-hadis-1"&gt;Sayha Dergide&lt;/a&gt; yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-9098341673140431171?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/9098341673140431171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=9098341673140431171' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/9098341673140431171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/9098341673140431171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2009/03/o-ne-guzel-onder-ne-guzel-insan.html' title='O ne güzel önder ne güzel İNSAN'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SbKrKIwYZ9I/AAAAAAAACf8/8q7EW9kDL8c/s72-c/mevlid2009.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-2949304177467190028</id><published>2011-02-06T12:12:00.000+10:00</published><updated>2011-02-08T15:00:49.722+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgili Peygamberimiz'/><title type='text'>HAYDİ, PEYGAMBERE GİDELİM! / Ali AKPINAR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/SAgE5a5Z9fI/AAAAAAAAA3o/0b_yCqcupYw/s1600-h/dualar4.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/SAgE5a5Z9fI/AAAAAAAAA3o/0b_yCqcupYw/s200/dualar4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190403955063649778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Mekke’ye gelmişti. Ancak Mekkeliler onu anlamadılar, dinlemediler, tanımadılar. O’da Mekke’yi terk etti. Aynı şekilde O, Taif’e de gelmişti. Onlar da O’nun kıymetini bilmediler. O da onları terk etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde peygamber, Medineliler gibi gönlünü peygambere açanlara gelir. Sünnetiyle gelir, güzellikleriyle gelir. Ama onun evimize, hayatımıza gelmesi için bizim bir şeyler yapmamız gerekir. Hiçbir şey yapmadan, alıcılarımızı onun tarafına çevirmeden, onun olmak için bir gayret ve çaba içerisine girmeden sadece gel demekle bu işin olmayacağını bilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem, hep biz bekleyeceğiz ve hep o mu bize gelecek? Biz ona gitsek, ona gitmek için bir çabanın içerisine girsek! O hala kırk yaşında ve ümmetinin başında ise, ona gidelim, onun sünnetine, siretine hicret edelim. O, bizi bekliyor, hadis mecmuaları içerisinde bekliyor, ahlakı olan Kur’ân satırlarında bekliyor. Anlaşılmak ve yaşanmak için bekliyor bizi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://eilahiyat.com/content/view/241/260/"&gt;Yazının Tamamı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Barış Dini ve Sevgi Peygamberi /Doç.Dr.Ali AKPINAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Allah Resûlü'nün Kur'ân âyetlerinde ve kendi sözlerinde geçen pek çok ismi ve sıfatı, bizim O'nu doğru olarak tanımamızda oldukça önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Rahmet Peygamberidir (Rasülü'r-Rahme, Nebiyyü'l-Merhame). O, belli bir kesime değil, tüm âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Müjdeci ve Uyarıcıdır (el-Mübeşşir, el-Beşîr; el-Münzir, en-Nezîr)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, apaçık gerçektir (el-Hakku'l-Mübîn).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, tutunulacak en sağlam kulptur (el-Urvetü'l-Vüskâ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, dosdoğru yoldur (es-Sırâtü'l-Müstakîm)&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;O, ışığıyla etrafını aydınlatan parlak bir yıldızdır (en-Necmü's-Sâkıb).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, aydınlatan bir kandildir (en-Nûr, es-Sirâcü'l-Münîr).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Allah'a çağıran bir davetçidir (Dâi ilâllah).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, şefaati makbul bir şefaatçidir (eş-Şefî', el-Müşeffe').&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, ıslahatçıdır (el-Muslih).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Allah'ın sevgilisi ve dostudur (Habîbullah, Halîlürrahman).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, güçlü delil ve kanıt sahibidir (Sâhıbü'l-Hucce ve'l-Bürhân).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Allah'ın seçtiği seçkin kişidir (el-Mustafa, el-Müctebâ, el-Muhtâr).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, övülmüş, övülmeye lâyık kişidir (Muhammed, Ahmed, Mahmûd, Hâmid).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Güvenilir Muhammed'dir (Muhammedü'l-Emîn).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, peygamberlerin sonuncusudur (Hâtemü'n-Nebiyyîn) (Kadı Iyaz, 189-195).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=63&amp;konu_id=272&amp;yumit=bolum3"&gt;Yazının Tamamı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-2949304177467190028?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/2949304177467190028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=2949304177467190028' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2949304177467190028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2949304177467190028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/04/haydi-peygambere-gidelim-ali-akpinar.html' title='HAYDİ, PEYGAMBERE GİDELİM! / Ali AKPINAR'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/SAgE5a5Z9fI/AAAAAAAAA3o/0b_yCqcupYw/s72-c/dualar4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-4780885561771565427</id><published>2011-02-05T15:45:00.000+10:00</published><updated>2011-02-08T15:02:01.097+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÜNNET'/><title type='text'>SÜNNET</title><content type='html'>1-HADİS….Mü'minlerin annesi Ümmü Habîbe Remle Binti Ebû Süfyân radıyallahu anhümâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi: &lt;br /&gt;"Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar" veya "Ona cennette bir köşk yapılır." &lt;br /&gt;Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü'l-leyl 66, 67&lt;br /&gt;Bu hadisin verdiği mesajlar.&lt;br /&gt;1. Peygamber Efendimiz farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnet-i müekkedeleri devamlı kılmaya gayret eder, bunları ümmetinin de kılmasını tavsiye eder, bu namazları kılanlara cennette bir köşk verileceğini söylerdi.&lt;br /&gt;2. Farzlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazları kılmak mecburi değildir. Efendimiz'in "kılmak isteyene" sözü de bunu göstermektedir. Zamanı ve imkânı bulunan kimseler bu namazları kılmak suretiyle sevap kazanırlar.&lt;br /&gt;3. Bu on iki rek`at sünnet içinde, aşağıda geleceği üzere, sabah namazının sünnetinin ayrı bir yeri ve önemi vardır.&lt;br /&gt;2- HADİS…Abdullah İbni Mugaffel radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: &lt;br /&gt;"Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır" buyurdu.Üçüncü defasında "kılmak isteyene" dedi. &lt;br /&gt;Buhârî, Ezân 14, 16; Müslim, Müsâfirîn 304. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 11; Tirmizî, Salât 22; Nesâî, Ezân 39; İbni Mâce, İkâmet 110 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisin verdiği mesaj&lt;br /&gt;Ezan okunur okunmaz hemen kamet getirip farza başlanmamalı, müslümanların cemaatle namaza yetişebilmeleri için dört rek`at namaz kılacak kadar beklemelidir. Yalnız başına namaz kılanların bu kadar beklemesi gerekli değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûl-i Ekrem Efendimiz, müezzinlerine, ezan okuduktan sonra hemen kâmet getirmemelerini tenbih etmiştir. Yemek yiyenin yemeğini bitirebileceği, abdest almak isteyenin rahatlıkla abdest alabileceği kadar bir süre beklenmesini uygun görmüştür. Bu süre bir kişinin rahatlıkla iki veya dört rek`at namaz kılabileceği kadar bir zamandır. Efendimiz'in ifadesiyle söyleyecek olursak, bu süre içinde namaz kılmak isteyenler, o vaktin sünnetini rahatlıkla kılabileceklerdir.&lt;br /&gt;Her ezan ile kâmet arasında sünnet kılmak sevap olmakla beraber, akşam namazının farzından önce sünnet kılmayı, diğer mezhep imamlarının aksine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe mekrûh saymıştır.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-4780885561771565427?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/4780885561771565427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=4780885561771565427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4780885561771565427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4780885561771565427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/08/merhaba-dostlarsizlerle-iki-hadis-ve.html' title='SÜNNET'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3354675088567961256</id><published>2011-01-21T04:46:00.003+10:00</published><updated>2011-01-21T04:56:15.682+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='umre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ihram'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tavaf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mikat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='say'/><title type='text'>UMRE</title><content type='html'>Can Dostlarım;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Adına küçük hac da denilen umre ibadeti,&lt;/span&gt; Allah’ın yeryüzündeki evi, Ka’be’yi ziyaret ve tavaf ederek yapılan mühim bir ibadettir. Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’ında “Haccı ve umreyi Allah için tam yapın.” (Bakara Suresi: 196) ayetinde ifadesini bulan umre ibadeti, Hanefi ve Maliki mezheplerinde sünnet-i müekkede, Şafii ve Hanbelî mezheplerine göre ise, hac gibi farz bir ibadettir. Hali, vakti ve durumu müsait olan kardeşlerimizin ya hac ibadetiyle ya da müstakil olarak ömürde en az bir defa umre yapmaları, Rabbimizin in talebi olan güzel amellerdendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yılda beş gün hariç, her zaman eda edilebilecek bu ibadet&lt;/span&gt;, Allah’ın yeryüzündeki evi Ka’bey’i ziyaret ederek tavaf, Safa ve Merve arasında say etmekten ibarettir. Kendisinde Arafat vakfesi bulunmadığı için, haccın küçültülmüşü olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Umre ibadeti son derece faziletli bir ibadettir. Onun fazileti hakkında Efendimiz (as)’dan birçok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bu mübarek Peygamber sözlerinden bazıları şunlardır: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir. ” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hac ve Umreyi beraber yapınız; çünkü Hac ve Umre günahları ve fakirliği giderir. Tıpkı demir, altın ve gümüşün kir ve pasını körüğün giderdiği gibi... Kabul edilmiş haccın sevâbı ise ancak Cennettir.” (Nesâî)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük mürşidimiz Efendimiz (as) bizzat kendisi hayatında iken umreler yaparak aynı zamanda fiili olarak ta bize örnek olmuştur. İbn Abbas (ra) Efendimiz (as)’ın umreleri hakkında şöyle buyurmuştur: “Rasûlullah (as) dört defa umre yaptı; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hudeybiye umresi, bir sonraki yıl kaza umresi, ciraneden yaptığı umre, son olarak ta veda haccıyla beraber yaptığı umre.” (İbn Mâce)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (as) ne buyuruyor: "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz dostlar,&lt;br /&gt;Haccı Asgar da denilen umre ibadetinde Hacda olduğu gibi bazı semboller ve temsiller vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mikat&lt;/span&gt;, Allah ile buluşma ve kavuşmayı simgeler, ibadetin başlama yeri ve zamanını ifade eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İhram&lt;/span&gt;; Dünyaya ait olan her şeyden kurtulup, Allah katında üstünlüğün takvada olduğunu ve Allah indinde kulların eşitliğini sembolize eden iki basit bez parçasına bürünmekle sadece kimlik ve kişiliklerini ortaya koymayı temsil eder. Harem, savaşsız bölge; İhram, barış bayrağıdır. İhrama giren kişi önce Rabbiyle barışık olduğunu, sonra kendisiyle barıştığını ve nihayet bütün mümin kardeşleriyle barışmaya geldiğini ifade eder. Adeta kefenleri ile ölüm ve ölüm ötesi hayatın provasını gerçekleştirir. İhramla ölümü tadar. Dirilişi mahşeri yaşar ve bu ruh ile Allahın huzuruna çıkar. Kısaca hem “Ölmeden önce ölme” bilincini hem de manevi dirilişi kazanmaya çalışır. İhram yasaklarıyla, İnsanın başıboş bırakılmadığını Allah’ın koyduğu kurallara göre hareket etmesi gerektiğini hatırlar. Işığın etrafında dönen kelebekler misali kulun Allah’a olan sevgisini ifade eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Tavaf&lt;/span&gt;, teslimiyetin ve ilahi kadere boyun eğişinin sembolü sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hacer-i Esvedi selamlama&lt;/span&gt;, Allah’a vermiş olduğu sözü yenileme anlamındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Say&lt;/span&gt;, Allahın rahmetini o rahmetin bir eseri olan anne sevgisini ve şefkatini temsil eder. Say, dünyanın insanı aldatan ve Allah’tan uzaklaştıran yönlerinden kaçmaktır. Say, Allah yolunda gayret, dinamizm ve samimiyettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Tıraş olmak&lt;/span&gt; ise (Saçların kesilmesi) gerektiğinde saçını değil canını, canının yongası olan malını, nefsini, tüm varlığını ve güzelliklerini Allah yolunda verebileceğini temsil eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz dostlar,&lt;br /&gt;Muhabetimizi konu ile alakalı bir hadis-i şerif mealiyle bitirmek istiyoruz. Peygamber Efendimiz (as) buyuruyorlar ki: “Kim Ka’beyi ziyaret eder de cinsel isteklerinden ve dili ile zarar vermekten sakınırsa, anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olur.” (Buhari ve Müslim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3354675088567961256?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3354675088567961256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3354675088567961256' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3354675088567961256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3354675088567961256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2011/01/umre.html' title='UMRE'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-2597986671628051837</id><published>2011-01-13T01:34:00.000+10:00</published><updated>2011-01-14T16:15:11.667+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DUA'/><title type='text'>DUA NEDİR, NASIL YAPILMALIDIR?</title><content type='html'>Ebu Hüreyre'den işitildiğine göre, Resûlüllah (SAV) şöyle buyurdu :&lt;br /&gt;“Her birinizin duası, acele etmediği müddet kabul olunur. (Acele etmesi şudur) : Der ki, dua ettim de, duam kabul edilmedi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua, ibadetlerden bir ibadettir. Onun gerçekten müstecab olması da, onun kabul edilişi ve ondan ötürü sevap verilmesidir. Bazen de duanın sevabı, verilecek şeyden daha fazla olur. Dua eden kimsenin, Allah duasını kabul edip ihtiyacını verince, geri kalan dua sevabını da amel defterine sevap olarak yazar. Bazen bu verdiği şeyin kıymeti, onun için hazırlamış olduğu sevabdan daha az olur. Bazen de verdiği şeyle dua arasında eşitlik olur ve manevî değerler aksine olarak değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Allah Tealâ, dua edenin istemiş olduğu şeye hak kazanmadığını bildiği için onun dileğini yerine getirmez, ancak dua ve ibadeti miktarınca ona sevap verir; ayrıca duacı kul hakkında hangi şeyin daha faydalı olduğunu bildiğinden, kula dilediğini vermeyip, onun hakkında daha uygununu verir. Meselâ; dünya menfaati isteyene, Allah'ın dinde sadakat vermesi gibi. Dînde salâha muhtaç İken, dünya menfaati istemek, akıbet bakımından felâkettir. Cenab-ı Hak bu hikmetleri bildiğinden, herkese, durumlarına göre hikmeti İcabı hayırlısını verir. Bu, şuna benzer: Bir babanın sevgili çocuğu hasta iken babasından bir yiyecek ister de, baba o yiyeceğin hasta çocuğuna zararlı olduğunu bilerek ona faydalı olan başka bir şey verirse, çocuğa merhamet olur, ona faydalı iş yapmış olur. İşte Allah da kul için böyle faydalı olanı verir ve teselli eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Cenab-ı Hak :&lt;br /&gt;«Kim benim hidayet yoluma uyarsa, böylelerine korku yoktur; ve onlar mahzun da olmayacaklardır.» buyurmaktadır. (Bakara : 38)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3&gt;Böylece Allah dua edenin kalbinden hüzünle korkuyu giderir. Gerçek budur. Kabule hak kazanacak dua için şu şartlar vardır:&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1— Duanın kalb huzuru ile olması. Çünkü dua bîr ibadet olduğundan niyete ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;2— İhlasla Allah Tealâ'dan istenmiş olması.&lt;br /&gt;3— Dua edenin kâfir veya müşrik olmaması.&lt;br /&gt;4— Sünnete aykırı olmayacak şekilde dua edilmiş olması. Bağırıp çağırmamak, vakit ve yer beklememek gibi.&lt;br /&gt;5— Günah olmayan veya akrabalık bağlarının kesilmesini gerektirmeyen bir dua olması.&lt;br /&gt;6— Dua ettim de kabul edilmedi, diyecek şekilde duadan usanmamak ve acele etmemek.&lt;br /&gt;7— Adî sebeplere baş vurmuş olmak, insan önce bir işe kavuşmak veya onda muvaffak olabilmek için, meşru yollardan sebep ve imkânlara baş vuracak, memur bulunduğu görevleri yerine getirecek ve ondan sonra dua edecektir. Yoksa önünde su bulunurken, Allah'ım bana su içir, demek boşuna olur. Bir adam alacağına şahit tutmaz da, borçlu borcunu inkâr ederse, alacaklının duası abes olur; çünkü dinin kendisine emrettiği «ödünç para alıp verdiğiniz zaman şahit tutun» hükmünü uygulamamıştır, İşinde kusur etmiştir. İşte duadan önce, tedbirde ve vazifelerde kusur etmemiş olmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hüreyre, Peygamber (SAV)'den rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;— Her biriniz günah olan şeyi, yahut akrabalık bağının kesilmesini dua etmedikçe, yahut dua ettim de benim İçin kabul edildiğini görmedim, diyerek acele edip duayı terk etmedikçe, ondan kabul olunur.&lt;br /&gt;Peygamberimizin şöyle buyurduğu, Ebû Hüreyre'den rivayet edilmiştir:&lt;br /&gt;«— Duaların en kuvvetlisi şöyle söylemendir: Allah'ım! Sen benim Rabbimsin ve ben, senin kulunum. Ben, nefsime zulmettim; ve günahımı itiraf ediyorum. Günahları ancak sen bağışlarsın; Rabbim beni bağışla.»&lt;br /&gt;Enes'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunu çok söylerlerdi:&lt;br /&gt;— “Ey kalpleri çeviren Allah'ım, benim kalbimi dinin Üzere sabit kıl.”&lt;br /&gt;Abdullah ibni Ömer demiştir ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in dualarından biri şu idi:&lt;br /&gt;— “Allah'ım! Nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin değişme¬sinden, azabının ansızın gelmesinden ve rızana aykırı düşecek her şeyden sana sığınırım.” [91]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h3&gt;Peygamber (SAV) bu dualarında dört şeyden Allah'a sığınmışlardır:&lt;/h3&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1— Nimetin zail olmasından : Burada nimet maddî varlıklarla manevî değerleri içine almak suretiyle geniş manâ taşımaktadır. Hem dünya, hem din nimetlerinin yok olmaması istenmiştir. Bu nimetler üzerine Allah'a şükretmemek, bunları azımsamak ve küçük görmek, bu nimetlerdeki Allah'ın emirlerine riayet etmemek, şükürsüzlük olur ki, bu türlü hareket nimetlerin yok olmasına sebep teşkil eder. Onun İçin bu hale düşmekten Peygamberimiz Allah'a sığınmışlar ve bize yol göstermişlerdir.&lt;br /&gt;2— Afiyetin değişmesinden : Afiyet, selâmet ve saadet içinde bulunmaktır. Kime kî Allah afiyet vermiştir, o hayırlı bir kurtuluşla kurtulmuştur. İşte bu saadetin değişivermesinden Allah'a sığınılmıştır. Zira bu değişiklik, saadetin zıddı olan felâkettir.&lt;br /&gt;3— Azabın ansızın gelmesinden : İnsanın başına belâ ve musibetin ansızın gelmesi çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü ansızın azaba yakalanan insan, tevbe fırsatını bulamaz, belâya alışmadığından isyan eder ve ebedi hüsrana düşer. Yavaş yavaş gelen musibetlerden hem alışkanlık ve sabır olur, hem de tevbe fırsatı bulunur. Bu büyük farktan dolayıdır ki. Peygamber Efendimiz ansızın gelen azabdan da Allah'a sığınmışlardır.&lt;br /&gt;4— Allah'ın gazabını gerektirecek her şeyden -. Allah Tealâ bir kula gazap edince, o kul helak olmuştur. Bunun için Allah'ın rızasına aykırı düşüp, onun gazabını celb edecek olan her türlü iş ve hareketten Allah'a sığınmak İcab eder. Allah'ın gazabına uğrayan için kurtuluş çaresi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dört şeyden Allah'a sığınarak korunan kimse saadete ermiş olur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN &lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-2597986671628051837?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/2597986671628051837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=2597986671628051837' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2597986671628051837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2597986671628051837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/12/dua-ederken-u-hadislere-kulak-verelim.html' title='DUA NEDİR, NASIL YAPILMALIDIR?'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3671232996582791000</id><published>2010-12-20T00:56:00.000+10:00</published><updated>2010-12-20T17:54:48.559+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fetih Hutbesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel Aff'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mekkenin Fethi'/><title type='text'>Mekke'nin Fethi, Fetih Hutbesi ve Genel Aff</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R3jL6gpGORI/AAAAAAAAAuw/CgQhT1bEh9Q/s1600-h/mekke+fetih.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R3jL6gpGORI/AAAAAAAAAuw/CgQhT1bEh9Q/s400/mekke+fetih.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150090379953322258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merhaba dostlar;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;31 aralık gecesi MEKKENİN FETHİ&lt;/span&gt;’NİN gerçekleşmesiyle İslam dünyasında yeni  bir sayfa açıldı. Önce Mekke’de zor şartlarda mayalanan İslam Medine topraklarında kendi özgün medeniyetini kurdu ve büyük mücadeleler sonunda muhteşem bir zaferle kan dökülmeden Mekke gerçek sahiplerine kavuştu. Fethiniz mübarek olsun.&lt;br /&gt;Mekke’nin Fetihi vesilesiyle bizlerde önce kendi gönüllerimizi fethetmek (açmak) için Peygamberimizin (sav) fetihten sonraki hutbesini anlamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hudeybiye antlaşmasına &lt;/span&gt;göre Huzaa kabilesi Resulullah’ın himayesine, Bekiroğulları kabilesi de Kureyş kabilesi himayesine girmişti. Fakat Bekiroğulları kabilesi ansızın Kureyşlilerden Saffan bin Umeyye, İkrime bin Ebu Cehil, Süheyl bin Amr, Huveytib bin Abduluzza, Mükrez oglu Hafz ve bir kısım Kureyşli müşriklerle Huzaa kabilesi üzerine saldırmışlar ve onlardan 23 kişiyi öldürmüşlerdi. Bunun üzerine Huzaa kabilesinden Amr bin Salim Huzai 4I kişilik toplulukla Peygamberimize geldiler ve olayı Resulullah ’a anlattılar. Resulullah, Kureyşlilere ya bu saldırıda öldürülen 23 kişinin diyetinin ödenmesini yada Kureyşlilerin Bekiroğulları’ nın himayesini bırakmasını istedi. Kureyşli Müşrikler bunları da kabul etmediler. Fakat yinede anlaşmayı bozdukları için içlerini korku bürüdü. Ve tekrar anlaşma yapmaları için Ebu Süfyan’ı Medine’ye yolladılar. Ebu Süfyan Peygamberimizden ve Sahabelerden Eman dilediyse de kabul görmedi ve Mekke’ye eli boş olarak döndü. &lt;br /&gt;Peygamberimiz büyük bir ordu hazırlayarak gizlice Mekke şehrini kuşattı. Aniden basılan Mekkeli Müşrikler neye uğradıklarını şaşırmışlar ve savaş hazırlığını bile yapamamışlardı. On iki bin kişilik büyük İslam ordusu hiç bir büyük olaya karışmadan kolayca Mekke şehrini fethetmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hicretin sekizinci yılında Resulullah (s.a.s.)'e boyun eğen Mekke&lt;/span&gt;, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yasamaya başladı. Allah Teâlâ' nın mübarek kıldığı, İslâm dininin merkezi olan bu belde, şirkten, putperestlikten ve bütün diğer hurafelerden arındırılmış yeni bir hayata kavuştu. Daha önce bağımsız bir şehir devleti olan Mekke'nin, fetihten sonra ekonomik ve sosyal durumu da değişmişti. Mekke, ihtiyaçlarını temin edebilmek için ihtiyaç duyduğu yoğun kervan faaliyetlerine eskisi gibi bağımlı değildi. Zira, İslâm devleti elde ettiği gelirleri ihtiyaç olan yerlere adil bir şekilde taksim ettiği için Mekke'nin ihtiyaç duyduğu her şey İslâm devleti eliyle sağlanıyordu. Ayrıca eski ticarî faaliyetler, Mekke için artık hayatî olma özelliğini yitirmişti. Mekke, Hac zamanlarında çok değişik bir manevî atmosfer altında hareketli ve canlı günler yaşıyordu. Bu zaman zarfında çok yoğun bir ticarî faaliyeti de sahne oldu. Ayrıca Mekke, yeryüzündeki bütün Müslümanların kalplerinde yaşattıkları ve oraya ulaşıp, Hac ibadetini yerine getirmek için büyük fedakârlıkları göze aldıkları bir manevî şehir olma özelliğini kıyamete kadar sürdürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Peygamberimizin sav Fetih Hutbesi ve Genel Aff...&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve Müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O' nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı. Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yıl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra şöyle hitâbetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Allah'tan başka ilâh yoktur&lt;/span&gt;, yalnız O vardır. O' nun eşi ve ortağı yoktur. O vaadine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İyi bilin ki bütün câhiliyet âdetleri&lt;/span&gt;, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O' nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Sonra şu anlamdaki âyet-i kerîmeyi okudu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her hâlinizi bilir, O her şeyden haberdârdır." (Hucurât Sûresi, 13)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı mânâlı bir bakışla süzdükten sonra: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Kureyş cemaâtı&lt;/span&gt;! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler. &lt;br /&gt;Rasûl-i Ekrem (s.a.s.): &lt;br /&gt;- Ben de size Yûsuf'un kardeşlerine söylediği gibi, "Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok." (Yûsuf Sûresi, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz buyurdu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmişti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)'e neler yapmamışlardı. Müslümanları en korkunç işkencelere tâbi tutmuşlar, akla hayâle gelmedik eziyetler yapmışlardı. Şimdi başkaları olsa ne yapardı; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmıştır? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)'in büyüklüğünü ortaya koymağa kâfidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bu hitâbesinden sonra Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'da oturdu.&lt;/span&gt; Sikaye (hacılara su ve zemzem dağıtma) hizmeti Abdülmuttaliboğulları’ndaydı. Bu hizmeti Hz. Abbâs yapıyordu. Hicâbe (Kâbeyi açıp-kapama ve anahtarını taşıma) hizmetini ise Ebû Talha oğulları yapıyordu. Bu esnâda Hz. Ali bu iki hizmetin Abdülmuttaliboğulları'nda birleştirilmesini istemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Rasûlüllah (s.a.s.) Osman b. Talha'yı çağırdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Yâ Osmân, bugün iyilik ve ahde vefâ günüdür, al işte anahtarın, buyurdu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Öğle vakti, Hz. Bilâl Kâbe'nin üstüne çıktı&lt;/span&gt;. Güzel ve gür sesiyle ezana başladı. "Allâhü Ekber" nidâları müşriklerin yüreklerini burkuyordu. Bu esnâda, Ebû Süfyân, Esîd oğlu Attâb, Hişâm oğlu Hâris gibi Kureyşin ileri gelenlerinden birkaç kişi Kâbe'nin avlusunda bir köşeye toplanmış konuşuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçlerinden Attâb: &lt;br /&gt;- Babam şanslı adammış, daha önce öldü de şu sesi işitmedi, dedi. &lt;br /&gt;Hâris de: &lt;br /&gt;- Şunun hak olduğunu bilsem, vallâhi ben de icâbet ederdim, diye konuştu. &lt;br /&gt;Ebû Süfyân ise: &lt;br /&gt;- Ben bir şey söylemeyeceğim. Bir şey konuşsam şu çakılların bile dile gelip O' na haber vereceğinden korkuyorum, dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Az sonra yanlarına Rasûlüllah (s.a.s.) geldi, aralarında konuştuklarını bir bir söyledi. Bunun üzerine: &lt;br /&gt;- Konuştuklarımızı kimse duymamıştı. Biz şehâdet ederiz ki, sen Allah'ın Rasûlüsün, diye şahâdet getirdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duygularla fetih yıl dönümüz mübarek olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3671232996582791000?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3671232996582791000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3671232996582791000' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3671232996582791000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3671232996582791000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/12/mekkenin-fethi-fetih-hutbesi-ve-genel.html' title='Mekke&apos;nin Fethi, Fetih Hutbesi ve Genel Aff'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R3jL6gpGORI/AAAAAAAAAuw/CgQhT1bEh9Q/s72-c/mekke+fetih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5304221028696906496</id><published>2010-12-12T03:50:00.000+10:00</published><updated>2010-12-12T18:05:44.824+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşure günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muharrem ayı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>Muharrem Ayı ve Aşure Gününüz Mübarek Olsun</title><content type='html'>Merhaba dostlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Muharrem ayı ve aşure gününüz mübarek olsun.&lt;/span&gt; Allah katında günler birdir,fakat belli gün ve aylar vardır ki Allah bizlerin dikkatini o gün ve aylara çekmiştir. Bazen asra yemin etmiş zamanın önemine dikkatimizi çekmiş, bazen Kuranın indiği kadir gecesine dikkatimizi çekmiş, bazen aylardan Ramazan ayına işaret etmiş ve bu ayın kıymetini bilin ona göre değerlendirin demiştir. İşte dikkatimizi vereceğimiz aylardan biride Muharrem ayıdır. Bu ay hicret ayıdır ve bir çok peygamberin sıkıntılardan kurtulduğu veya olayların kerbela faciası gibi sonuçlandığı aydır. Gelin hep beraber bu aydaki olaylara bir göz atalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz haram olan bu ay hakkında:&lt;/span&gt; "Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haramdır ki; üçü birbirinin ardında Zilkade, Zilhicce, Muharrem, biri de Receb’dir.” &lt;br /&gt;Bu dört ayın hürmeti öteden beri süre gelen dini bir uygulamadır. Hz.İbrahim ve İsmail (a.s.) zamanından beri Araplar bu esasa riayet ede gelmişlerdi. Cahiliye devrinde bile buna riayet edilmiş, İslam’ın gelmesi ile, “haram aylar” uygulaması da devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Muharrem Ayını önemli kılan özellikleri kısaca şöyle sıralamak mümkündür:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;1.Hicri Yılbaşı;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (s.a.s.)' in Mekke'den Medine'ye göç edişi ile başlar. Hicretin takvim başlangıcı olarak kabul edilmesi Hz. Ömer devrinde olmuştur, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl (Miladi 622) İslami takvimin başlangıç yılı (Hicri 1) olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk ayı olarak kabul edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;2. Aşûre Günü (On Muharrem);&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Abbas’ın şöyle değdiği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Aşûre günü oruç tuttuklarını gördü. “Bu nedir?” diye sordu. “Bu hayırlı bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı, bu sebeple de Musa’nın oruç tuttuğu gündür” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ben Musa’ya sizden daha layığım” buyurdu ve hem kendisi bu günde oruç tuttu, hem de başkalarına oruç tutmalarını emretti.” Hz. Peygamber (s.a.v.) Muharrem ayının 9,10 ve 11. günlerinde oruç tutmayı ashabına tavsiye etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber Aşûre günü oruç tutmayı teşvik etmiş ve şöyle eklemiştir;&lt;br /&gt;“Aşûre günün orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım” Aşûre günü oruç tutulması uygulaması, Ramazan orucunun farz kılınmasına kadar devam etti. Hz. Aişe bunu şöyle anlatıyor: “Resülullah (s.a.v.) Aşûre günü oruç tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, dileyen Aşûre günü oruç tuttu, dileyen tutmadı.” &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Aşûre Gününde Meydana Gelen Diğer Tarihi Olaylar;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aşûre günü adı verilen 10 Muharrem gününde meydana geldiği rivayet edilen diğer bazı önemli olayları da kısaca şöyle sıralamak mümkündür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. Rivayete göre, Hz. Nuh’un gemisi Tufandan kurtulup Cûdî dağına Aşûre günü oturmuştur. Bilindiği üzere, Hz.Nuh, Allah’ın emri üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiş, tufan gerçekleşince, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. Hz. Ademin tövbesinin kabul edilmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c.Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşinden kurtulması, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d.Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a kavuşması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e. Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavunun zulmünden kurtulmaları 10 Muharrem (Aşûre) günü gerçekleştiği rivayet edilen olaylar orasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeviler’in ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve Hicri 61, Miladi 680 yılı Muharrem ayının onuncu Cuma günü Hz. Hüseyin şehadeti ile sona eren tarihi olay meydana gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR; Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktaları sayılabilecek önemli olayların yer aldığı bir aydır. İslam’dan önceki semavi dinlerce de değerli bir zaman dilimi olarak kabul edilmiştir. Muharrem ayı, İslam kültür tarihinde önemli yeri olan bir zaman dilimini temsil etmektedir. Bir çok önemli olaylara sahne olan Muharrem ayı ve aşura günü'nün bireysel ve toplumsal olarak bir çok hayırlara vesile olmasını diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5304221028696906496?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5304221028696906496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5304221028696906496' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5304221028696906496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5304221028696906496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/01/muharrem-ay-ve-aure-gnnz-mbarek-olsun.html' title='Muharrem Ayı ve Aşure Gününüz Mübarek Olsun'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5046984731433872856</id><published>2010-12-10T04:32:00.000+10:00</published><updated>2010-12-12T18:10:19.193+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeni yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muhasebe'/><title type='text'>HESAB VERME ŞUURU VE YAŞAM MUHASEBESİ YAPMA</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün hepimiz bu fani alemden baki aleme göç edeceğiz.Ahiret aleminde birde hesap var. Bu hafta HESAB VERME ŞUURU üzerinde durmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbimiz haşir suresinin 18 ayetinde. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can dostlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Ömer’e şöyle dedi: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü nimetlerden mutlaka sorgulanacaksınız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Mes’ud (ra) dan: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insan dört şeyden hesaba çekilmedikçe bırakılmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ömrünü nerede tükettiğinden, &lt;br /&gt;2-Gençliğini nerede geçirdiğinden, &lt;br /&gt;3-Malını nereden kazanıp, nerede harcadığından, &lt;br /&gt;4-İlmi ile ne kadar amel edip etmediğinden sorulacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enes (ra) den: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Allah her sorumlu kimseyi, sorumlu olduğu şeyi korudu mu yoksa zayi etimi diye soracak, hatta kişiyi eşi ve çocuklarından sorguya çekecektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (ra) den: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Karanlık gecenin safhaları gibi olan korkunç fitnelerden önce iyi işlerde birbirinizle yarışınız. O fitneler sırasında kişi mümin olarak sabaha erer, kafir olarak akşama dahil olur. Yahut mümin olarak akşama ulaşır, kafir olarak sabahlar. Dinini dünyadan bir meta mukabilinde satar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Dünya ahiretin tarlasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (ra) den: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Yedi şey gelip çatmadan iyi işler yapmaya bakın. Yoksa siz insana görevlerini unutturan fakirlikten, azdıran zenginlikten, halsiz bırakan hastalıktan, bunaklaştıran ihtiyarlıktan, ansızın yakalayan ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en fenası deccalden, belası daha büyük ve daha acı olan kıyametten başka bir şey mi gözlüyorsunuz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Hüreyre (ra) den: Peygamber (sav) "Ağız tadını kaçıran ölümü çok hatırlayınız" buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeddad b. Evs (ra) den: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsi isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” Ravi daha sonra “men dane nefsehu” ibaresini “Kendisi kıyamette hesaba çekilmezden evvel, kendi kendini hesaba çeken kimse” olarak izah etti ve Hz. Ömer (ra) den şu sözün rivayet edildiğini belirtti: “ Hesaba çekilmezden evvel kendi kendinizi hesaba çekiniz. Büyük gün için süsleniniz. Çünkü dünyada iken kendi kendini hesaba çeken kimseler için kıyamet günüdeki hesap hafif gelir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah (ra)dan: Peygamber (sav) bir hasırın üzerinde uyudu. Hasır yanağına iz yapmıştı: Ya Rasulullah, keşke sana bir şilte bulsaydık dedik, bunun üzerine :&lt;br /&gt; "Dünya ile benim misalim; bir ağacın altında gölgelenip sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir" buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kâ’b İbni Mâlik (ra) ’den: Resûlullah (sav): “Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve makama düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir. ” buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlar;&lt;br /&gt;Dünyada gizli açık işlenen bütün suçlar ahirette ortaya çıkacaktır. İyilik ve kötülükler tartılacaktır. İşte hesap verme şuuru ile yaşayanlar neticede bir çok fayda elde ederler. O zaman toplum düzenli ve huzurlu olur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sözümü Peygamberimizin(sav) yukarıda zikrettiğimiz hadisiyle bitirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“KUL Kıyamet günü dört şeyden hesaba çekilmedikçe ALLAH'IN huzurundan ayrılamaz. Ömrünü nerede geçirdiğinden, vücudunu nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, ilmi ile amel edip etmediğinden. [Tirmizi Kıyamet]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin dostlar ahirette oku kitabını denmeden önce kendimizi bu dünyada hesaba çekelim ki o gün hüsrana uğrayanlardan olmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5046984731433872856?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5046984731433872856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5046984731433872856' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5046984731433872856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5046984731433872856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/12/hesab-verme-uuru-ve-yaam-muhasebesi.html' title='HESAB VERME ŞUURU VE YAŞAM MUHASEBESİ YAPMA'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6373710006123330378</id><published>2010-12-03T01:16:00.003+10:00</published><updated>2010-12-12T18:11:42.294+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muharrem ayı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hicret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hicri yıl başı'/><title type='text'>HİCRET</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R4WqiApGOnI/AAAAAAAAAxo/xGongYN9Muo/s1600-h/hicretbanner.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R4WqiApGOnI/AAAAAAAAAxo/xGongYN9Muo/s320/hicretbanner.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153712849860049522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR;&lt;br /&gt;Bu hafta sizlerle kısaca hicret hakkında birkaç kelam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretinin 1432. yılını idrak ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİCRET, Allah’a (cc) kaçıştır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HİCRET, hiçbir zaman batıla boyun eğilmemesi gerekliliğinin ortaya konulmasıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HİCRET, İnancı hakim kılma gayretidir. Müslüman başkalarına göre kendisini ayarlayamayacağından, kendisinden istenilen vecibeleri yapabilmek için hicret eder. Peygamberimiz (sav); “En faziletli hicret Rabbinin kerih gördüğü şeyleri terk etmendir.” buyurur.  [Nesai]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİCRET, Hem kalp hem de kalıp iledir. Mümin kalbini boş ve yanlış fikirlerden hicret ettirir. Bedenini de kalp komutanının emrine vererek batıllardan hicret ettirir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;HİCRET, İlahi hesaba hazırlıktır. Hicretin gerçek sebebi ALLAHA kulluktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİCRET, İnancını yaşaya bilmek için müsait zeminler hazırlamaktır. &lt;br /&gt;İşte Peygamberimizin hicreti bunları gerçekleştirmek içindir ve şöyle olmuştur:&lt;br /&gt;İnsanlığın yaratılış gayesini, ahiret inancını yitirdiği, insanî değerlerini kaybettiği, şirke, zulme ve her türlü ahlaksızlığa saplandığı bir dönemde Yüce Rabbimiz, Hz.Muhammed (A.S.)'ı son peygamber olarak göndermiştir.&lt;br /&gt;Hz. Peygamber'in gönderilmesiyle ölmüş kalpler dirildi, pörsümüş vicdanlar merhamete kavuştu; insanlık iman sayesinde yolunu düzelterek, yeniden huzur buldu. Ancak Mekkeliler bu ilahi rahmetin değerini gereği gibi kavrayamadılar. 13 yıllık tevhid mücadelesinin sonunda, O ’na inanan bir avuç Müslüman’a kendi memleketlerinde yaşama hakkını çok gördüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Yüce Kitabımızda şöyle buyurulmuştur:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır." [Saf Suresi 8] Nihayet Allah, Habibine vahyederek Medine'ye hicret etmelerini bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz de Peygamberliğinin 13. yılında ashabıyla beraber, yurtlarını, mallarını, hatta sahabeden birçoğu anne, baba, eş ve çocuklarını bırakarak Medine'ye hicret etmek zorunda kaldılar. İlahi nura susayan gönüller tarafından cihanşümul bir misafir olarak karşılanan Peygamberimiz'e, Ensar ve Muhacirlerin sergiledikleri dostluk, kardeşlik ve fedakarlığın bir benzerine tarih henüz şahit olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bu müstesna olay Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılmıştır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler; muhacirleri barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır." [Enfal Suresi 74] ayetiyle ALLAH Medine kapılarını açtı ve Ensar aracılığı ile yardım etti. Çünkü hicret anadan babadan yardan geçmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIRDAŞLARIM;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yolculuk ,Hicretten 17 yıl sonra Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Hz. Ali'nin teklifiyle, Hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİCRET, Hak'kın batıla galip gelmesi ve İslam’ı tümüyle yaşamanın azmidir.&lt;br /&gt;HİCRET, tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. &lt;br /&gt;HİCRET, Ensar ve Muhacirinin sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, milli birlik ve bütünlüğün en güzel timsalidir.&lt;br /&gt;HİCRET, İlk Müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakarlığın doruk noktasıdır. CANANLAR; Bakınız böyle canını ve malını ALLAH yolunda seferber edenlerin mükafatı&lt;br /&gt;"... Onlar hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; and olsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım..." [A li İmran Suresi 195]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;CAN DOSTLAR;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinize; günahların her türünden arınma, hakiki güzelliklere ulaşma, Allah’a isyandan uzaklaşma, Allah’a ibadete yöneliş olan gerçek hicretler diliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Aralık Salı Günü başlayan 1432 Hicri Yılı İslam alemine ve insanlığa mübarek olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6373710006123330378?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6373710006123330378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6373710006123330378' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6373710006123330378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6373710006123330378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/01/10-ocak-2008-perembe-peygamber.html' title='HİCRET'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R4WqiApGOnI/AAAAAAAAAxo/xGongYN9Muo/s72-c/hicretbanner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8486404685363256246</id><published>2010-11-19T04:32:00.002+10:00</published><updated>2010-11-19T04:37:44.537+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilk cuma hutbesi'/><title type='text'>Peygamber Efendimizin İlk Cuma Hutbesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TOVyTA9fJyI/AAAAAAAADRg/VA1fm09adlo/s1600/kuba_mescidi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 285px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TOVyTA9fJyI/AAAAAAAADRg/VA1fm09adlo/s400/kuba_mescidi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540960587550238498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hicretin birinci yılında Hz. Muhammed (a.s.) Mekke'den Medine'ye hicret ederken Kuba ile Medine arasında bulunan Ranuna Vadisi'ne geldiğinde Cum'a namazı farz kılındı. Hz. Muhammed(a.s) ilk Cuma namazını "Beni Salim" yurdunda kıldırdı ve ilk hutbesini de burada okudu. Peygamberimiz ilk hutbesinde ashabına şöyle hitap etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah’a hamd olsun.&lt;br /&gt;Allah'a hamd ederim ve Ondan yardım dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın doğru yola ilettiğini hiç kimse saptıramaz! Saptırdığını da hiç kimse doğru yola iletemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur.&lt;br /&gt;O, birdir, O'nun ortağı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerin en güzeli, yüce Allah'ın kitabıdır. Allah kimin kalbini Kuran-ı Kerim ile süslerse ve onu küfürden sonra İslâmla şereflendirirse o da Kur'an'ı insanların sözlerinden üstün tutarsa, işte o kimse kurtulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu, Allah’ın Kitabı sözlerin en güzeli ve beliğidir.&lt;br /&gt;Allah'ın sevdiğini seviniz!&lt;br /&gt;Allah'ı bütün kalbinizle seviniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın kelamından ve zikrinden usanmayınız! Allah'ın kelamından kalbinize kasvet ve darlık gelmesin. Çünkü, Kur’an, Allah'ın yarattığı her şeyin üstününü ayırıp seçer. Amellerin hayırlısını. Kulların seçkinlerini (peygamberleri), kıssaların iyisini anlatır. Helal ve haram olan her şeyi açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Allah'a ibadet ediniz ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız! Ondan gereği gibi sakınınız!&lt;br /&gt;Dilinizle söylediğiniz güzel sözlerinizle Allah'ı tasdik ve ikrar ediniz!&lt;br /&gt;Allah'ın ihsan ettiği rahmetle birbirinizi seviniz!&lt;br /&gt;Muhakkak biliniz ki. Allah ahdinin bozulmasına gazab eder, Selam olsun sizlere..." &lt;br /&gt;"Ey insanlar!Ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz!&lt;br /&gt;Fırsat elde iken iyi işlere koşunuz!&lt;br /&gt;Allah'ı çok anmak, gizli ve aşikar çok sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz!&lt;br /&gt;Böyle yaparsanız;&lt;br /&gt;Rızıklandırılır,Yardım görürsünüz,&lt;br /&gt;Kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz. &lt;br /&gt;“Ey insanlar!&lt;br /&gt;Sağlığınızda ahiret azığı hazırlayınız ve onu kendinizden önce gönderiniz!&lt;br /&gt;Elbette bilirsiniz ki, ölecek ve dünyada her şeyinizi geride bırakacaksınız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Allah Teâlâ tercüman ve perde bulunmaksızın sizden herbirinize: &lt;br /&gt;Sana benim Peygamberim gelip, buyruklarımı tebliğ etmedi mi?&lt;br /&gt;Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum.&lt;br /&gt;Sen, bu nimetlerden, kendine ahiret payı ayırdın mı? diyecek.&lt;br /&gt;İnsan da sağına soluna bakacak, hiçbir şey görmeyecek.&lt;br /&gt;Sonra, önüne bakacak, orada da cehennemden başkasını görmeyecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ise, yarım hurma ile de olsa, cehennemden kendisini korumaya gücü yeten hemen o hayrı işlesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu bulamayan da güzel bir sözle kendisini ateşten korumaya çalışsın. Çünkü bir iyiliğe, on mislinden yediyüz misline kadar sevap verilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam, Allah’ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8486404685363256246?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8486404685363256246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8486404685363256246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8486404685363256246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8486404685363256246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2010/11/peygamber-efendimizin-ilk-cuma-hutbesi.html' title='Peygamber Efendimizin İlk Cuma Hutbesi'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TOVyTA9fJyI/AAAAAAAADRg/VA1fm09adlo/s72-c/kuba_mescidi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1200772904551273114</id><published>2010-11-17T04:30:00.001+10:00</published><updated>2010-12-12T18:14:11.961+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurban bayramı'/><title type='text'>Kurban Bayramınız Hayırlı  Olsun /Sır</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR /SIR&lt;br /&gt;Hayırlı bayramlarınız olsun.&lt;br /&gt;Rabbimiz (cc) “Kurbanlıkları, Biz, sizler için Allah’ın şiarları kıldık. Onlarda sizin için pek çok hayır vardır.” (22 Hac 36) buyurur. &lt;br /&gt;DOSTLAR Şiâr: Allah’a ibadete vesile olan araç, ona yaklaştıran eserdir, bizleri O’ nun yolunda tutan işarettir.Kurban Allah’a götüren araç, menzili gösteren kulluk yolundaki işarettir. Kurban, sırf Allah için kesilirse kurbandır. Sahibini Allah’a yaklaştırırsa, kurbandır. Cahiliye döneminde putperestler de kurban kesiyorlardı, ama onlar putları için kesiyorlardı. Müslüman ise, sadece Allah için kurban keser. Kurban, Hz. Âdem ile başlayan, Hz. İbrahim de sembolleşen evrensel bir tevhid gösterisidir. Kurbanla mümin, kendisinin bu tevhid çizgisinin üzerinde olduğunu ispat eder.&lt;br /&gt;CAN DOSLAR;&lt;br /&gt;Bakın bu konuda Mevlana ne diyor; “Ey insan! Sende yürek olmadıktan sonra hançerin ne faydası var!? Ali gibi bilek olmadıktan sonra Zülfikarın ne yararı olur ki!? Nuh gibi kaptan olmadıktan sonra sana Gemi ne yapsın!? İbrahim gibi, içindeki putları kıramadıktan sonra putperest olmadığının ne alamı vardır!? İsmail gibi, her şeyinden geçip nefsini O’nun yoluna koyamadıktan, O’ nun olamadıktan sonra kurban kesmenin ne anlamı olur ki? Özellikle kurban günlerinde getirdiğin teşrik tekbirleriyle, nefsinin kibrini, müstekbirlerin istikbarını yok edemedikten sonra tekbir getirmenin ne anlamı vardır?” &lt;br /&gt;Peygamberimiz kurbanlık hayvanını kesmek için yere yatırdığında Hz İbrahim peygamberin duası olan şu ayetleri okurdu:&lt;br /&gt;Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben ortak koşanlardan değilim! (6 Enam 79) &lt;br /&gt;Benim namazım, kurbanım, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir. O' nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim. (6 Enam 162-163) &lt;br /&gt;Peygamberimiz ayetlerden seçtiği bu duasını şöyle sürdürürdü: Allah’ım bu kurban Sendendir, Senin lütuf ve nimetin sayesindedir ve Senin için, Senin rızanı kazanmak içindir. Muhammed ve Ümmeti adına… Bismillahi Allahü ekber/ Allah adına, Allah en büyüktür!&lt;br /&gt;Kurbanın gaye ve hedefini, kısaca tevhidi en veciz bir şekilde özetleyen cümlelerdir bunlar.&lt;br /&gt; DOSLARIM; Bu ayetlerin hedeflediği gerçek kurbanlarla buluşabilme dileğiyle, bayramınız bereketli, kurbanınız bizleri O’ na yaklaştıran olsun CAN DOSLARIM.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1200772904551273114?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1200772904551273114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1200772904551273114' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1200772904551273114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1200772904551273114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/12/kurban-bayramnz-hayrl-olsun-sr.html' title='Kurban Bayramınız Hayırlı  Olsun /Sır'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1374169912088274707</id><published>2010-10-01T05:10:00.002+10:00</published><updated>2010-10-01T05:15:55.223+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk eğitimi'/><title type='text'>Çocuk Doğduğunda Müslüman Babanın Görevleri</title><content type='html'>Hz. Peygamber, yeni doğan çocuklara duâda bulunur, kulaklarına ezan ve ikamet okur, isim koyardı. Daha sonra ilk yedi gün içinde sünnet ettirmek, başındaki ilk tüyü tıraş edip ağırlığınca tasaddukta bulunmak, akika kurbanını kesmek gibi mevzularla yakından alâkadar olurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk su istediğinde, hiç bekletmez hemen verir, belki de çocuğun asabi olmaması için buna çok özen gösterirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hz.Peygamber (sav) çocuklara karşı;&lt;br /&gt;“Çocuklar cennet kokusu”,  &lt;br /&gt;“Gözümün nuru” diye târif eder, &lt;br /&gt;“Her öpücük için cennette beş yüz yıllık mesâfesi olan bir derece verilir.” diyerek çocukların sevgiyle yetiştirilmesini tavsiye ederdi.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, çocuklarına, torunlarına şefkatle muâmele eder, böyle davranırken de dikkatlerini Allah’ın dinine çekerdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar, bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de rızâ göstermezdi. Günlük yaşamla ilgili hataları görmezden gelir, takva ile çelişebilecek istek ve arzularını, yumuşak bir üslupla ve âyetler ile reddederdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1374169912088274707?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1374169912088274707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1374169912088274707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1374169912088274707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1374169912088274707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2010/10/cocuk-dogdugunda-musluman-babann.html' title='Çocuk Doğduğunda Müslüman Babanın Görevleri'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-409717326544567199</id><published>2010-09-30T14:42:00.000+10:00</published><updated>2010-10-01T04:54:02.841+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='namaz ve çocuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuk eğitimi'/><title type='text'>Müslüman bir anne ve baba, çocuklarının eğitiminden, terbiyesinden ve iyi bir şekilde yetiştirilmesinden sorumludur.</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/SHLw_8w0MwI/AAAAAAAAA7A/ZlMJktvpF8k/s1600-h/huseyin9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/SHLw_8w0MwI/AAAAAAAAA7A/ZlMJktvpF8k/s320/huseyin9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220499899509125890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR&lt;br /&gt;Çocuk, Allah Teâlâ'nın büyük bir nimeti ve ihsanıdır. Her çocuk bir çiçektir. Çocuk masumdur, günahsızdır. Çocuk bir süs, bir zinettir. Çocuk bir hazine bir güzelliktir.insanın fıtratında evlad arzusu vardır.bakınız bu konuyu kuran şöyle anlatır. Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi."(Âl-i İmrân, 3/38) Hz. İbrahim (a.s.)'da Allah'a şöyle yalvarmıştı: "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi." Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri, namazı devamlı kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" (İbrahim, 14/40)&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR&lt;br /&gt;Müslüman bir anne ve baba, çocuklarının eğitiminden, terbiyesinden ve iyi bir şekilde yetiştirilmesinden sorumludur. Rabbimiz (cc) Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..." (Tahrîm, 66/ 6)&lt;br /&gt;Bu ilâhî emir gereğince her Müslüman, kendisini Cehennem ateşinden korumak için; Allah'ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından korunacaktır. &lt;br /&gt;Hz. Ömer (r.a.):"Yâ Rasûlallah! Nefislerimizi koruruz fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz?" demişti. Allah Rasûlü (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Allah'ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyeder ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emrederseniz. Bu şekilde onları korumuş olursunuz." (Hak Dini Kur'an Dili, . 6 S. 5112) Peygamberimiz (sav) "Hepiniz çobansınız ve maiyetinizdekilerden mes'ulsünüz." (Riyâzü's-Salihîn, "Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır." (Tirmizî, Sünen,C3,H.N: 2018) Ben bu hafta sizlere bir baba olan lokman Aleyhisselamın Oğluna öğütlerinden bahsedeceğim:&lt;br /&gt; Ey oğul! ALLAH’a ortak koşma, çünki şirk en büyük zulümdür. yaptığın iyilik ve kötülük,bir hardal tanesi kadarda olsa, bir kaya içinde yahut göklerde veya yerin derinliklerinde gizlenmiş de olsa; ALLAH onu meydana çıkarır, belli eder. Çünkü ALLAH her şeyi görendir.&lt;br /&gt;Ey oğul! namazını doğru kıl.iyiliği emret,kötülükten vazgeçirmeye çalış ve bu uğurda sana isabet edecek her şeye sabret. Çünkü bunlar ALLAH’ın farzlarıdır.&lt;br /&gt;Eyoğul! insanlara kibirle yüz çevirme. Yer yüzünde şımarık yürüme. Çünkü ALLAH kendini beyenip övüneni, gurura kapılanı sevmez. Yürüyüşünde mütavazi ol. (terbiye ile hareket et)&lt;br /&gt;Ey oğul! sesini alçalt.(inciltici kaba sözler sarf etme)bil ki seslerin en çirkini eşşeklerin anırışıdır.&lt;br /&gt;Ey oğlum, âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla tartışmak ve gösteriş yapmak için ilim öğrenme! Dünya deniz gibidir. Çok kimse boğulmuştur. Gemin takva, yükün iman, hâlin tevekkül olursa kurtulursun. Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikrederken, sen uykuda olma. İnsanlara nasihat ederken kendini unutma! Muma benzeme. Mum aydınlatırken, kendini yakıp eritir. Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla değerini ve makamını kaybedersin. Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamah etmekten sakın. Kazaya razı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanaat et. Dünya geçici ve kısadır. Dünya hayatı ise azın azıdır. Bunun da azı kalmış, çoğu geçmiştir. Tövbeyi yarına bırakma, ölüm ansızın gelip yakalar.Sükut eden pişman olmaz. Söz gümüş ise sükut altındır.Âlimlerle otur, hikmet sahiplerinin sözlerini dinle! Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir. Ölümden şüphen varsa, yatıp uyuma. Uyumak zorunda kaldığın gibi, ölüme de mahkumsun. Dirilmekten de şüphen varsa, uyanma hiç. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin. Yoksulluktan korun. Yoksul düşenin dini ve aklı zayıflar ve mürüvveti kaybolur. Borç yükü altında ezilmektense, taş taşımayı tercih et. Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüşleri sana bedava verirler. Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır. Hikmet, bize lazım olmayan şeyin üzerinde durmamak ve gizli şeyleri araştırmamaktır.&lt;br /&gt;En iyi haslet dindar olmaktır. Bu haslet iki olursa, dindarlık ve mal sahibi olmak. Üç olursa, dindarlık, mal ve hayâ. Dört olursa, dindarlık, mal, hayâ ve güzel ahlâk. Beş olursa, dindarlık, mal, hayâ, güzel ahlâk ve cömertliktir.&lt;br /&gt; SÖZÜMÜ bir ayetle bitiriyorum&lt;br /&gt;"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan (zikretmekten) alıkoymasın.  Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardandır."(Münâfikûn, 63/9)&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-409717326544567199?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/409717326544567199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=409717326544567199' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/409717326544567199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/409717326544567199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/07/mslman-bir-anne-ve-baba-ocuklarnn.html' title='Müslüman bir anne ve baba, çocuklarının eğitiminden, terbiyesinden ve iyi bir şekilde yetiştirilmesinden sorumludur.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_au46p_-IUbY/SHLw_8w0MwI/AAAAAAAAA7A/ZlMJktvpF8k/s72-c/huseyin9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3849112125775942941</id><published>2010-09-21T02:53:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T04:55:38.344+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kudüs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Filistin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mescidi Aksa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsrailoğulları'/><title type='text'>Kitabımızda İsrailoğulları</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Filistin katillerin mantığını rabbimiz bin dört yüz sene önce şöyle bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;51-Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları yani bâtıl ideolojilerin mimarlarını, samîmî ve güvenilecek bir dost, sözü dinlenecek bir yönetici, himayesine sığınılacak bir koruyucu, kısaca veli edinmeyin! Unutmayın ki onlar, ancak birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden her kim onları dost edinecek olursa, o da onlardandır. Çünkü Allah, kâfirlerle böyle sıkı fıkı ilişkiler içinde olan zâlimleri doğru yola iletmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAİDE 82-İnsanlar içerisinde Müslümanlara düşmanlıkta en şiddetli olanların, öncelikle Yahudiler ve onlardan sonra, putperest müşrikler olduğunu göreceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Ve o kitapta, İsrail Oğullarına uyarı amacıyla, ileride meydana gelecek şu olayları bildirmiştik: “Muhakkak ki siz, yeryüzünde iki defa geniş çapta bozgunculuk çıkaracak; sahip olduğunuz güç ve servetle şımarıp küstahlaşarak aşırı derecede taşkınlıklar yapacaksınız. Fakat yaptığınız her bozgunculuğun ardından, büyük bir felaketle yüz yüze geleceksiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Bu çıkaracağınız fesat ve bozgunlardan ilkinin cezâlandırılma zamanı gelince, güçlü kuvvetli ve acımasız kullarımızı üstünüze salacağız; öyle ki, bunlar, ülkenizi tamamen işgal edip hepinizi kılıçtan geçirecekler, hattâ evlerinizin arasında yakalayıp öldürecekleri bir Yahudi arayacaklar. Şüphesiz bu, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir vaaddir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAİDE70-Andolsun ki, İsrailoğullarından Allah’ın gönderdiği her peygambere iman edeceklerine dâir İsrail Oğullarından kesin bir söz almış ve onlara nice peygamberler göndermiştik. Fakat ne zaman bir peygamber, onlara hoşlarına gitmeyecek bir hüküm getirdiyse, verdikleri sözden cayarak bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler, ellerinden gelse bugün de hiç çekinmeden öldürürler. Zekeriyya ve Yahya peygamberi öldürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Derken, nihâyet aklınız başınıza gelecek ve tövbe edip yeniden Allah’ın kitabına sarılacaksınız. Biz de, düşmanlarınıza karşı yeniden toparlanmanızı ve onlara bir kez daha üstün gelmenizi sağlayacağız; hem mal ve oğullarla -yâni ekonomik, toplumsal, siyâsî ve askerî güç bakımından- sizi destekleyecek, hem de genç ve dinamik bir nesil bahşederek sayınızı çoğaltacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla:&lt;br /&gt;7-Eğer iyilik yaparsanız, aslında kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük yaptığınız takdirde de, yine ancak kendinize kötülük etmiş olursunuz.&lt;br /&gt;Fakat bir süre sonra, bu öğütleri unutacak ve ikinci kez geniş çaplı bir azgınlığa girişeceksiniz. Böylece, ikinci vaadin gerçekleşme zamanı gelince, yine sizi cezâlandırmak için, onurunuzu ayaklar altına alarak yüzünüzü karartacak, daha önceki işgal kuvvetlerinin girdikleri gibi yine Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya girip tüm kutsal değerlerinizi çiğneyecek ve ele geçirdikleri her şeyi tamamen kırıp geçirecek güçlü ve acımasız düşmanlar salacağız üzerinize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat her şeye rağmen, yine de tövbe edip kurtulmak için geç kalmış sayılmazsınız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Eğer Son Elçiye iman ederseniz, Rabb’inizin size acıyıp merhamet etmesini umabilirsiniz. Fakat inkâr ve azgınlığa geri dönerseniz, Biz de sizi cezâlandırmaya geri döneriz! Gerçekten biz, cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu zindandan kurtuluş yolunu da göstermişizdir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Hiç kuşkusuz bu Kurân, insanlığı en güzel, en doğru yola iletir ve gösterdiği yolda yürüyerek güzel davranışlar ortaya koyan müminlere, kendilerini büyük bir mükâfâtın beklediğini müjdeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Ve gerek sözleri, gerek davranışlarıyla öte dünyanın varlığını inkâr edenlere, kendileri için can yakıcı bir azap hazırladığımızı bildirerek onları uyarır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3849112125775942941?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3849112125775942941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3849112125775942941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3849112125775942941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3849112125775942941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2010/06/kitabmzda-israilogullar.html' title='Kitabımızda İsrailoğulları'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6643814603138032405</id><published>2010-09-09T05:52:00.004+10:00</published><updated>2010-09-09T15:36:39.214+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan bayramı'/><title type='text'>RAMAZAN BAYRAMI SABAHI</title><content type='html'>&lt;a href="http://lh3.google.com/cihadmeric/RsXaGaWAV-I/AAAAAAAAAbk/1bEozUb1JaA/s144/24062007%20020.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118556545278639186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 208px" height="243" alt="" src="http://lh3.google.com/cihadmeric/RsXaGaWAV-I/AAAAAAAAAbk/1bEozUb1JaA/s144/24062007%20020.jpg" width="292" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Merhaba dostlar.&lt;br /&gt;Ramazan ayını ibadet ve taatle geçiren can dostlar. Peygamberimiz'in (s.a.s.) deyimiyle; "Bayram sabahına günahlardan temizlenerek çıkan sizler." Herkes batıl adına koşarken, hak ve hakikate kulak veren abidler. Ne mutluki iman hayatını fazilet, ölüm ötesine hazırlanmayı saadet bildiniz. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Maddecilerin, çıkarciların yoluna değil, ebedi nimetlerin arzı endam ettiği Allah yolunu tercih ettiniz&lt;/span&gt;, ölümsüzlük aleminin neşelerini kazanmak için, dünyanın zevk ve safasını hiçe saydınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İMSAK vaktinden, iftar vaktine kadar; elinizde çay bardağı, dudaklarınızda sigara olduğu halde bir defa bile fotoğraflarınız tesbit edilmedi. Manevi radarların tesbitinde sizler oruçlu, namazlı, zikirli birer kul olarak tesbit edildiniz. Allah'ın (c.c.) dinine yardımcı oldunuz. Şeytani seslere iltifat ettiğiniz görülmedi. EZAN seslerini, can musikisi olarak seçtiniz. Ayaklarınız, cami ve mescid yollarında ebediyet ve şehadet izleri bıraktı. Gönülleriniz ancak kuran ve imana aktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞİMDİ GÖNÜLLER SULTANININ SÖZÜNE KULAK VERELİM.&lt;br /&gt;Kullar oruçlarını tutup bayrama çıktıklarında ALLAH ŞÖYLE BUYURUR: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ey meleklerim her amel ecrini ister, benim orucunu tutmuş kullarımda bayrama çıkmışlar kazançlarını istemektedirler. Şahit olun bende onları affettim"&lt;/span&gt; buyurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Rasülü Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) "BAYRAM gecesi şeytan feryat eder. Adamları ona 'Efendim seni öfkelendiren nedir.' derler. Bir şey yok, "ALLAH bu ümmeti bu akşam affetti. Size lazım olan şey bunları şehvet, lezzet, içki, büyük günahlarla meşgul etmeniz, ta ki Allah onlara buğzedinceye kadar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR nurdan kalemlerin yazdığı , nurani şehadet nameyi, bayramımızda almış olacağız inşaallah. Allahın emirlerini tutanlara bayram bir hediye olarak verilir. Asıl bayramlarımız ahirette olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzlerinde kılmış olduğu namazların izleri olan sırdaşlarım.&lt;br /&gt;Enes bin malik (ra); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Müminlerin beş bayramı vardır der:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1-Her kim sabahtan akşama kadar günahsız geçirirse bayramdır.&lt;br /&gt;2-Dünyadan iman ve şehadet kelimesiyle göçen o günü bayramdır.&lt;br /&gt;3-Sırat köprüsünü salimen geçib, kıyametin şiddetinden emin olanlar.&lt;br /&gt;4-Cehennemden emin olub cennete girenler için.&lt;br /&gt;5-ALLAHI baş gözü ile gördüğü zaman, müminin en büyük BAYRAMIDIR.&lt;br /&gt;(ebulleys)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Allah'ın boyasına talib olan canlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman Allahın emirlerini tuttuğu müddetçe bayramsız geçen anı olmaz. NAMAZ KILAR DUASI BAYRAMDIR, ORUÇ TUTAR İFTARI BAYRAMDIR, ZENGİN OLUR ZEKAT VERİR HAYRI BAYRAMDIR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin sırrın dostları hak bildiğiniz yolda devam edin. Kulluk elbiselerinizi üzerinizden çıkarıp da çıplak kalmayın. Ramazan ayında yapageldiğimiz ibadet ve taatlere sanki takviye olduk. Ramazan çıkıncada ibadet seferberliğimize devam edelim. İbadetten bizi iki şey alıkor.&lt;br /&gt;"Ya teneşir tahtası, yada dinden dönüş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci şıkka dönmeyi ateşe atılmış gibi kabul ettiğimize gör,İBADETLERE DEVAM EDELİM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYIRLI BAYRAMLAR BÜTÜN İNSANLIĞA...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6643814603138032405?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6643814603138032405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6643814603138032405' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6643814603138032405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6643814603138032405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/10/ramazan-bayram-sabah-sr.html' title='RAMAZAN BAYRAMI SABAHI'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7590879862426256180</id><published>2010-09-09T01:34:00.001+10:00</published><updated>2010-09-09T15:41:00.060+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan bayramı'/><title type='text'>BAYRAM NASİHATİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrZL9XRxxSI/AAAAAAAADGg/aR-ACfMx74A/s1600-h/barla.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 304px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrZL9XRxxSI/AAAAAAAADGg/aR-ACfMx74A/s400/barla.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383573922160690466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR...&lt;br /&gt;Rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi Allah’a yaklaştıran, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı olgunlaştıran, orucu, teravihi, mukabelesi, iftarı, sahuru, Kadir gecesi, zekât ve fıtır sadakaları ve de diğer ibadetleriyle; bizleri Müslüman olduğumuzun şuuruna erdiren ALLAHA HAMDOLSUN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;Hazreti Nebi (saS) söyle buyurmuştur: "Benim ve benden önceki nebilerin söylediği en üstün söz, 'LA İLAHE İLLALLAH' dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTUM, işlediğin hiç bir ameli küçümseme , çünkü Allah bu ameli yaratırken ve bize vacip kılarken küçümsememiştir. Onun katında en büyük mertebeye sahip olduğun için yüklemiştir. Bu amellerden biri de yedirip içirmendir. Bayramda seyranda, birilerine yedir içir, yedirirsen içirirsen, hakkın kullarına yediren içirenler menziline çıkarsın. Hak ihtiyacın dışındakilerini dağıtmanı istemiştir. Hz. Hasan (as) ve Hz. Hüseyin (as) birileri kapıya gelince; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"HOŞ GELDİN SAFALAR GETİRDİN AZIĞIMIZI AHİRETE TAŞIYACAKSIN"&lt;/span&gt; diye karşılarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTUM, Hastaları ziyaret edin,çünkü kul hastalandığı zaman ALLAH onun yakınındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTUM, ilmiyle amel etmeyen alimi gördüğünde, onun ilmiyle sen amel et. Böylelikle ilmin hakkını yerine getirmiş olursun. Alimi kötülemekten sakın; çünkü sahip olduğu ilmin Allah katında değeri vardır. Komşuluk haklarını yerine getir. Akrabalık bağlarını korumaya devam et. Akrabalık bağı Rahmandan bir daldır. Akrabalarla bağını sürdürürsen, ALLAH'DA SENİNLE BAĞLARINI SÜRDÜRÜR. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;En büyük savaş nefsin isteklerine karşı yaptığın mücadeledir&lt;/span&gt;. Sofrada tıka basa karnını doyurma, çünkü çok yemek insanın zekasını azaltır, aklın algılamasına mani olur. Yaşamak için ye, yemek için yaşama, Rabbine itaat için yaşa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİMİN İÇİ GÜZEL OLURSA ALLAH'DA ONUN DIŞINI GÜZEL YAPAR,&lt;br /&gt;KİM AHİRETİNİ ISLAH EDERSE, ALLAHDA DÜNYA İŞLERİNİ ISLAH EDER.&lt;br /&gt;Muhyiddin Arabiden nasihatlerde bu konulardan bahseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbimiz; cümle Ümmeti Muhammed'in bu bayramlarını hayırlara vesile kılsın ve gönüllerdeki bayramları nasip eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7590879862426256180?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7590879862426256180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7590879862426256180' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7590879862426256180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7590879862426256180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2009/09/bayram-nasihati.html' title='BAYRAM NASİHATİ'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrZL9XRxxSI/AAAAAAAADGg/aR-ACfMx74A/s72-c/barla.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-4850039795429176768</id><published>2010-09-01T05:49:00.002+10:00</published><updated>2010-12-12T18:12:19.143+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadir gecesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan'/><title type='text'>KADİR GECESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır." BUHARİ&lt;br /&gt; "Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlar, son on günü mümkünse yatsı ve sabahları cami ve cemaatle kılalım. Çünkü Peygamberimiz sav kadir gecesinin ramazan ayı veya son on günün tek günlerinde gizli olduğunu beyan eder,her geceyi kadir bilelim diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KADİR" takdir manasına gelir; insanların bir yıllık ömrünü nerede, nasıl geçireceğinin, rızkının ve toplumların akibetinin ne olacağının takdir edildiği geceye kadir denmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KADİR" kuranın indirildiği geceye denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"KADİR" BU GECE İNEN KİTABIN KADİR KIYMETİNİ BİLİN MANASINI ÇIKARANLAR şu hadisi delil getirmişler:&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz "ALLAH bir insanı veya toplumu KURAN sebebiyle yüceltir,veya alçaltır." "Sizin CENNETTEKİ EN SON DERECENİZ KURANDAN OKUDUĞUNUZ EN SON AYETTİR." terğib ve terhib.&lt;br /&gt;Sözleriyle kuranla geçen bir gecenin, kuransız bin aydan hayırlı olacağı vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kadir Gecesi Ne Yapalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu gece dua ,tevbe istiğfar etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua edersek daha güzel olur. Kuranla beraber şu hadise kulak verelim.&lt;br /&gt;"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :&lt;br /&gt;-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimiz bir başka hadisi şerifte:&lt;br /&gt;"Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi." [Deylemi]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin dostlar bu gün ve gecelerin kıymetini bilip mizanımızı dolduracak amellere koşalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-4850039795429176768?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/4850039795429176768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=4850039795429176768' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4850039795429176768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4850039795429176768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/10/bu-hafta-kadir-gecesi-ile-ilgili-ksa.html' title='KADİR GECESİ'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5915546249327240560</id><published>2010-08-29T06:04:00.001+10:00</published><updated>2010-08-30T01:19:06.940+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zekat'/><title type='text'>ZEKAT</title><content type='html'>&lt;a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/RvNIIiefq0I/AAAAAAAAAiQ/Bf_GALGd0oo/s1600-h/ekmek+0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/RvNIIiefq0I/AAAAAAAAAiQ/Bf_GALGd0oo/s320/ekmek+0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112509313526508354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;MERHABA DOSTLARIM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Zekât lûgat deyiminde; temizlik, bereket, çoğalma, güzel övgü manalarını taşır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Dini terimde ise; "Bir malın belli bir miktarını, belli bir zaman sonra hak sahibi olan bir kısım Müslümanlara Yüce Allah'ın rızası için vermektir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Zekat, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındı, İslam’ın beş şartından birisidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Kur'an-i Kerim'de zekatı emreden pek çok ayet vardır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"İman edip iyi isler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rabbleri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." Bakara Suresi, 277 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Sevgili Efendimiz (s.a.v)'in de bu konuda ki hadisleri;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"İslam, beş esas üzerine kurulmuştur: Allah(c.c)' dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v)' in Allah'ın peygamberi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak,zekat vermek,Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir" Tirmizi İman &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"Mallarınızı zekat ile koruyunuz. Hastalıklarınızı sadaka ile iyileştiriniz, bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“En faziletli ibadet namaz, sonra zekattır. Zekat vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.” Taberani&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“Zekatını veren o malın şerrinden korunmuş olur.” Beyhaki &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Allah Rasülü (sav) şu beş Müslüman zengin zekat alabilir: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;1- Allah yolunda cihad eden,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;2- Zekat toplamakla görevli olan,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;3- Borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;4- Kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;5- Fakir, aldığı zekatı zengine hediye ederse, zengin bunu alabilir. [Ebu Davud]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekatı, Allah-ü teâlâ kabul etmez.” Yani, zekat borcundan kurtulursa da, zekattan hasıl olan büyük sevaba kavuşamaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka *ZEKAT* da günahları yok eder.” [Tirmizi]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“*zekat* Sadaka, kabir azabından korur. Kıyamette de sahibini himayesi altına alır.” Beyhaki&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;”İyilik ömrü artırır, sadaka *zekat*günahları giderir ve kötü ölümden korur.” Taberani&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“ Gizli ve açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mahzar olasınız ve duanız kabul edilsin buyuruluyor. İbni Mace &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Değerli dostlar *ZEKAT* Sadakayı, bazen açık vermek gerekirse de, gizli vermek daha iyidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;”Sadakayı açık verirseniz güzel olur, gizli verirseniz, sizin için daha hayırlıdır.” Bakara 271 Peygamberimizde (sav) “Gece kılınan namazın, gündüz kılınan namaza göre üstünlüğü, gizli verilen sadakanın, aşikâr verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir.” Deylemi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Birde zekatı başa kakınç olarak vermeyelim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;CENABI HAK bakara suresinde “Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;DOSTLAR verilecek mal konusunda ALLAH (c.c.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;“ Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.” Bakara 267 Gelin dostlar Zekat ibadetimizi ayet ve hadisler ışığında , bir daha kontrol edelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;ALLAH İBADETLERİMİZİ KABUL ETSİN AMİN.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Bu bir sırdır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5915546249327240560?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5915546249327240560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5915546249327240560' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5915546249327240560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5915546249327240560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/09/bu-hafta-cuma-sohbeti-konumuz-zekat-sr.html' title='ZEKAT'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/RvNIIiefq0I/AAAAAAAAAiQ/Bf_GALGd0oo/s72-c/ekmek+0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6776735566663878529</id><published>2010-08-28T06:01:00.001+10:00</published><updated>2010-08-30T01:19:36.226+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oruç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teravih'/><title type='text'>Teravih ve Oruç</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Merhaba dostlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Günahları yok eden Ramazan ayının ilk gün ve gecesi ile hayatımıza katılacak olan Teravih ve Oruç ibadetlerinin fazileti hakkında hadislerin ışığında hasbihal edelim inşallah.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm oruçla ilgili buyurdukları hadisi şerifler; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;“Eğer kullar Ramazan ayındaki üstünlükleri bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.“ (Tâbarani) Ramazan ayı bereket ve rahmet, hataların silindiği ve duaların kabul olduğu aydır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt; “Ramazan ayı size bir bereket ayı olarak gelmiştir. Allah ’u Teala bu ayda rahmetiyle sizi kuşatır. Bu ayda rahmet indirir, hataları siler, duaları kabul eder. Allah ’u Teala bu ayda hayır hususundaki yarışlarınıza bakar ve meleklere karşı sizinle iftihar eder. Allah’a karşı hayır ortaya koyunuz. Çünkü bedbaht kişi, bu ayda Allah’ın rahmetinden mahrum olan kişidir.” (Tâbarani-C.SAĞİR)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;“Ramazanın ilk gecesi olduğu zaman, Cehennem kapıları kapanır, onun hiç bir kapısı açılmaz. Cennet kapıları açılır, o kapılardan hiç biri kapanmaz. Münadi şöyle seslenir: Ey hayır isteyen gel, koş! Ey şer isteyen, (kötülüklere karşı) kendini tut! O ayda Allah’ın cehennemden azatlıları vardır. Bu, Ramazan bitinceye dek her gece vaki olur.” (Tirmizi-ibn-i mace) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;“Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.” [Deylemi] &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;”Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allah ’u teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları aff olur.” [Buhari]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;”Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennete girer.” [Deylemi] &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;Peygamberimiz s. a .v . Cabir b. Abdullah'a şöyle buyurmuştur:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;"Ey Cabir, işte bu Ramazan ayıdır; kim bu ayın gündüzünü oruç tutup, gecesinin bir miktarını ibadetle geçirir, karnını ve fercini haramdan korur ve diline hâkim olursa (onu haram ve boş şeylerden korursa) Ramazandan çıktığı gibi günahlarından da çıkar."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;Cabir: "Ya Resulullah, ne güzeldir bu hadis!" deyince,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt; Resul-i Ekrem (s.a.v.) de "Ne de zordur bu şartlar!" diye buyurdu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;DOSTLARIM Ramazan orucu farz, teravih sünnettir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;“Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları aff olur.” [Nesai]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;“Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.” [Deylemi]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt; “Allah yolunda bir gün oruç tutanın yüzünü, Allahü teâlâ yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.” [Müslim]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;”Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” [Müslim]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: courier new;"&gt;”Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.” [Deylemi]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;TERAVİH NAMAZINA GELİNCE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"Resulullah (s.a.v) Ramazanda mescitte gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da onunla birlikte o namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O' na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.v) mescide gitmedi. Orayı dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.v) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;"Sizin cemaatla teravih namazını kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum. Benim çıkıp, size namazı kıldırmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım" (Buharî, Teheccud, 57).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Bu maksatla Sevgili Efendimiz derdi ki: "Kim ramazan gecesini, sevabına inanarak -TERAVİH- namazı ile ihya ederse geçmiş günahları affedilir." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Resulullah (sav) -bu tavsiyesi herhangi bir değişikliğe uğramadan- vefat etti. Bu durum (teravihin ferden kılınması) Hz. Ebu Bekr'in hilafeti zamanında da böylece devam etti, Hz. Ömer'in hilafetinin başında da böyle devam etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Teravih namazını ilk olarak cemaatle kıldıran Hz. Ömer (r.a.) ’dir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Ebû Zer (r.a)'dan nakledildiğine göre, Resulullah (s.a.v) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ashabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırmıştır. (İbn Mâce, İkametu's-Salâ, 173).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;Evet sırdaşlarım oruç ve teravihin kısa özeti böyle, gelin bir daha nefis tezkiyesi ile orucumuza başlayalım, unutmayalım ki oruç da acıkır ve de susar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;BU DUYGULARLA SIRRA ULAŞALIM.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6776735566663878529?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6776735566663878529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6776735566663878529' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6776735566663878529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6776735566663878529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/09/teravih-ve-oru-ibadetlerinin-fazileti.html' title='Teravih ve Oruç'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5440181357938498522</id><published>2010-08-13T01:11:00.001+10:00</published><updated>2010-08-30T01:20:13.838+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan'/><title type='text'>RAMAZAN AYININ İLK CUMASI</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR &lt;br /&gt;RAMAZAN AYI HAKKINDA BİRAZ hasbihal edelim dedim. Ramazan ismi Kur'an'da açıkça geçen ve övülen bir aydır. RABBİMİZ BAKARA SURESİNDE.182 ayetinde..Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç sizin üzerinize de farz kılındı ta ki korunasınız. RAMAZAN ayı öyle bir ay ki KURAN O AYDA İNDİRİLDİ ...buyurur..Bundan dolayıdır ki; Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Eğer kullar, ramazanda neler olduğunu bilseydiler elbette ümmetim bütün senenin ramazan olmasını isterdi." (1)Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.” [Deylemi] Allah yolunda bir gün oruç tutanın yüzünü, Allahü teâlâ yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.” [Müslim]&lt;br /&gt;Ramazanda, Kur'an-ı Kerim'in nazil olması, orucun tutulması ve Kadir gecesinin kendi-sinde bulunması bakımından büyük fazileti var-dır. Hatta Mücahid, 'Ramazan' demeyin çünkü Allahü Teâlâ'nın bir ismi de 'Ramazan'dır. "Ramazan ayı" deyin, demiştir. (2) &lt;br /&gt;Allah Teâlâ; ramazan ayını diğer aylardan ayırt ederek övüyor ve bu ayı, Kur'an-ı Azim'i indirmek üzere bizzat kendisinin seçtiğini bildiriyor. (2 Bakara, 185) Bu ayın bütün ilâhî kitapların peygamberlere indirilmek üzere tahsis edilmiş ay olduğu hadiste şöyle bildirilmiştir:&lt;br /&gt;"İbrahim (a.s.)'in sayfaları ramazan-ı şerifin ilk gecesi indirildi, Tevrat altıncı gecesi, İncil on üçüncü gecesi, Kur'an-ı Kerim de yirmi dör-düncü gecesi indirildi." (3) Zebur, ramazan-ı şerifin on ikinci gecesi 'indirilmiştir." (4)&lt;br /&gt;"Ayların efendisi ramazan ayıdır. Hürmet bakımından en büyükleri ise zilhicce'dir." (5)&lt;br /&gt;"Ümmetime, ramazan-ı şerif ayında beş haslet verilmiştir ki, onlar kendilerinden evvel hiç bir ümmete verilmemiştir. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur, iftar edin-ceye kadar melekler onlar için istiğfar eder. Allahü Teâlâ her gün cennetini süsler sonra (ona hitaben) yakında salih kullarım kendilerinden sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur. O ayda azgın şeytanlar zincire vurulur, bundan dolayı başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar. Ramazan-ı şerifin son gecesinde (oruç tutan kullar) affolunur. O zaman, kadir gecesi midir? diye sorulunca Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz: "Hayır. Lakin çalışan kişiye ücreti, işini bitirdiği zaman verilir." buyurdu. (6) &lt;br /&gt;"Ramazan ayının birinci gecesi olunca, şey-tanlar ve cinlerin şirretleri (azgınları) zincire vurulur; cehennemin kapıları kapatılır ve hiçbir kapısı açılmaz; cennetin kapıları açılır ve hiçbir kapısı kapanmaz ve bir münâdi (çağırıcı), 'Ey hayır isteklisi! (hayır işlemeye ve hakka ibadete) yönel, ey şer is-teklisi! kendini tut (günah işlemekten vazgeç). Allah tarafından ateşten azad edilenler olun.' diye çağırır. Bu (çağrı ve âzad edilme işi) ramazanın her gecesinde olur." (7)&lt;br /&gt;Ramazan orucu, günahlan kavurup yaktığı için bu aya ramazan ismi verilmiştir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (8)&lt;br /&gt;Oruç, dengi olmayan bir ibadettir. Peygamber (s.a.v.), bir sahabiye: "Oruç tut, çünkü oruca denk, orucun benzeri bir ibadet yoktur." (9) buyurmuştur. &lt;br /&gt;"Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır." (10) Oruçlu insanların dualarını Allah kabul eder. "Üç kimse vardır ki, Allah onların hiç-bir duasını reddetmez." Bu reddedilmeyen dualardan biri de iftar edinceye kadar oruç tutanın duasıdır.(ll) "Ra-mazan ayına erişip de bağışlanmayanların Allah'ın rahmetinden uzak olduklarını" Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haber vermiştir. (12)&lt;br /&gt;Bu ay Müslümanlar için önemli bir fırsattır. Bu hususu Rasül-i Ekrem Efendimiz şöyle ifade etmiştir: "Müslümanlar için de bu aydan daha hayırlı hiçbir ay geçmemiştir. Şüphesiz ki Allah, mü'minin bu aya girmeden önce sevabını ve nafilelerini yazar. Münafığın da o aya girmeden önce günahını ve şekavetini yazar. Çünkü mü' min ibadetlerini güzelce yapabilmek için bu aya hazırlık yapar, bunu bir fırsat ve ganimet olarak bilir (ona göre hazırlanır). Münafık ise bu ayda mü'minlerin gafletlerini ve ayıplarını araştırır."(13)&lt;br /&gt;Öyleyse bu ayda ileri-geri konuşanlara aldırmamak, milletin maneviyatının yükseldiği böyle bir ortamda ortalığı karıştırmak, kafaları bulandırmak iste-yenlere fırsat verilmemelidir.&lt;br /&gt;Ne mutlu ramazan mektebine güzelce talebe olup da, bayramla mükafatını, bereketini alabilenlere ve oruçlular için hazırlanan "Reyyan kapısı"ndan cennete girebilenlere. (14) &lt;br /&gt;1- Ali el-Müttaki, Kenzül-Ummal, 8/478 (23715); Heysemi, Mecmauz-Zevaid, 3/141&lt;br /&gt;2- İbn Kesir, Tefsir, 3/712-713; Gazali, İhya, 1/594.&lt;br /&gt;3- Ahmed, Müsned, 4/107. , 4- İbn Kesir, Tefsir, 3/712. 5- Münavi, Feyzul-Kadir, 4/122 (4749).6- Ahmed, age.,2/292.7- Tirmizi, Savm, 1; Nesei, Siyam, 3; İbn Mace, Siyam, 2.&lt;br /&gt;8- Buharı, İman, 28, Savm, 6, Leyletül Kadr, 1; Müslim, Misafirin, 175. 9- Münziri, age., 2/85.10- Münziri, age., 2/85.11- Münziri, age., 2/89.12- Münziri, age., 2/92-93. 13-age 14-age &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5440181357938498522?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5440181357938498522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5440181357938498522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5440181357938498522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5440181357938498522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/09/bugn-ramazan-aynnn-ilk-cumas-sir.html' title='RAMAZAN AYININ İLK CUMASI'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7754223333154608758</id><published>2010-08-09T05:59:00.000+10:00</published><updated>2010-08-10T06:59:27.526+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan ayı'/><title type='text'>HOŞ GELDİN EY ŞEHRİ RAMAZAN / sır</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Merhaba dostlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Ramazan ayı başlıyor. Bir kaç kelam ile rahmete kapı aralayalım. Cenabı Hakk Bakara suresinin 185 ayetinde; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ramazan öyle bir aydır ki KURAN o ayda indirilmiştir, insanlar için bir hidayettir.” buyuruyor. Dün gibi yakın zamanda  gönderdiğimiz KURAN ayına ulaşacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt; HOŞ GELDİN EY ŞEHRİ RAMAZAN.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Geldin; fakat aradığını belki yine bizde bulamayacaksın. Seni kelimeyi tevhid sancağı altında karşılayamadık. Evimize gönlümüze BUYUR edemedik. Senin ancak adını misafir edebiliyoruz, ruhunu misafir edecek içimiz yok ki. Senin içinde bütün insanlığı kurtarmak için inen Kur’an ile yine aramızda engeller var. Kuran yine vitrinlerde, kadifeli bohçalarda, mezarlıklarda... Kitap kendi haline terkedilmiş; hayatımızın gidişatına yön vermiyor, onunla oturup onunla kalkamıyoruz. Onunla evimize, aile efradımıza hakim olamıyoruz. Ticaretimizde onu konuşturmuyoruz. Talim ve terbiyemizde ona söz hakkı vermiyoruz. Niza ve çekişmelerimizde onu hakem yapıp verdiği kararlara boyun eğmiyoruz. Kısacası onu baş tacı edemiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Ey Şehri Ramazan seni uğurlayalı tam bir sene oldu. Fakat bir senedir meselelerimizi halledemediğimiz gibi, daha bir çok problemimizde eskiler üzerine yığıldı kaldı. Kendimiz kendimize problem olduk, içimizle anlaşamadık. Dış dünyanın kuşatmalarından manamızı kurtaramadık. İçimiz dışa esir oldu, hürriyetimizin olduğunu zannettik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt; FAKAT içimizi böyle ortaya dökmekle ümidimizi kaybetmiş değiliz. Elimizde geçerli delilimiz, müjdeli haberimiz, sözlerimiz var: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Biz Ramazanı şerifi ve onun içinde nazil olan Kur’an-ı seviyoruz. Sevgilerimizi amellerimizle ispatlamak durumundayız. Ve bunda kararlıyız. O KURAN ki ahirette kendisiyle anlaşma yapmış olanlara şefaat edecektir. PEYGAMBERİMİZ (s.a.v.) ; “Ramazan ayının gelişi ile kim sevinirse ALLAH onun vücudunu cehennem ateşine haram kılar.” buyurmuş. Evet biz seviniyoruz, hürmet gösteriyoruz, feyziyle bereketlenmek istiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Ey! RABBİMİZ BU NİYETTE OLANLARI AFFETMEZSEN HANGİ DERGAHA GİDERİZ. Bir kavme benzemek isteyen ondandır. Bizler hata ve isyanımızla aynı yolun yolcularıyız. Onlarla olamasak bile o yolda ölemez miyiz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Ey! RAMAZAN ayı seni seviyoruz, seni sevenleri de seviyoruz, senin yolunda olanlara benzemek istiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Üzerimizde 99 kötülük gördüysen birde iyiliğimiz var:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;HAZRETİ MUHAMMED ÜMMETİ OLUŞUMUZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Sende bu hasletimize bakarak şikayetçi olma bizden. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Ey! Dostlar, sırdaşlar. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor; “ Her şeyden bereket alındığı gibi, zamandan da bereket alınır; zamanın bereketi azalıp, sene ay kadar ,ay hafta gün kadar, gün saat kadar ve saate ateşte kuru otun yanması kadar olmadan kıyamet kopmayacaktır.” (Tirmizi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;DOSTLAR GELİN TEVBE EDELİM. KURAN AYINI KURANLA KARŞILAYALIM. SIRRA DEM VURALIM. ZAMANIN DEĞERİNİ BİLELİM VESSELAM.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;ALLAHA EMANET OLUN.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7754223333154608758?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7754223333154608758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7754223333154608758' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7754223333154608758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7754223333154608758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/09/ho-geldin-ey-ehri-ramazan-sr.html' title='HOŞ GELDİN EY ŞEHRİ RAMAZAN / sır'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8311415805107010508</id><published>2010-08-08T06:02:00.002+10:00</published><updated>2010-08-30T01:20:57.698+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan'/><title type='text'>RAMAZAN AYINDA  MÜSLÜMANCA YAŞAMAK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TGBmgHUWHyI/AAAAAAAADN8/UOCXOBN7UQY/s1600/logo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 53px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TGBmgHUWHyI/AAAAAAAADN8/UOCXOBN7UQY/s400/logo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5503511446552977186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Merhaba dostlar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu mübarek ayın gelmesine kim sevinirse, vücudu cehennem ateşine haram kılınır. Bu ay Ramazan-ı Şeriftir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ramazan ayı içinde müslümanın tutum ve davranışı nasıl olmalı:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;1-Sözüne, inancına güvenilir doktorların hastalar için oruç tutmamasını istemesi hakkıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;2-Oruç tutun ki sıhhat bulasınız. Orucun bedene ve ruha sağladığı büyük faydaları vardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;3-Bir kimse kendisine islamın verdiği ruhsatlar dışında bile bile Ramazanda bir gün yese, bir sene oruç tutsa dahi onun sevabını karşılamaz. Tam bunun zıddı, bir kimse de Allah rızası için bir gün otuç tutarsa Allah onun yüzünü cehennemden yetmiş sene uzaklaştırır. (hadis) Bu ramazan dışında tutulan oruç içindir.Ya Ramazan orucunu tutanlararın mükafatı ne olur acaba.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;4-Bu ayda tutulan oruç ile okunan ve gereği gibi amel edilen Kuran-ı Kerim kıyamet günü sahibleri için şefaat emek ister ve istekleri Rabbimiz tarafından kabul edilir. *cemul fevaid*&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;5-Oruç tutan müslümanın sükut etmesi tesbih, uykusu ibadet, duası makbul ve amellerinin sevabı kat kattır. Öyle ise müslüman diline ,gözüne ,kulağına , eline sansür koyarak, bu uzuvlarada oruç tutturmalıdır. Yoksa açlık ve susuzluğumuza rabbimizin ihtiyacı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;6-Bu mübarek ay boyunca alenen açıktan oruç yiyenleri göreceksiniz. Sakın olaki bunlara bakıp öfkelenmeyiniz. ONLARA DUA EDİNİZ. Onlar bilmiyorlar; çünkü onlar Müslümanların ibadetine karşı takındığı o tavrın mahiyetini bilselerdi, ah! bir bilselerdi, böyle davranırlarmıydı hiç. Peygamberimiz "Oruçlunun yanında bir şey yenildiği takdirde melekler oruçlulara dua ve istiğfar ederler." buyurarak sanki gönlümüzü alıyor. Bilerek yapanlara gelince "Kim bu dünyada gülerek günah işlerse yarın ağlıyarak cehenneme girecektir." buyurur Allah Rasulü.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;7-Peygamberimiz sav mümin öldüğü vakit namazları baş ucunda, sadakaları sağ yanında, orucu göğsünün üzerinde bulunur. Bu büyük müjdeyi düşünerek zekatlarınızı ehil kimselere veriniz..&lt;br /&gt;8-Ramazan ayı boyunca sahura kalkınız. Akşam geç vakte kadar oturup, yatarken birkaç lokma yeyip,sabah namazını geçirenlerden olmayınız. Bir yudum su ile de olsa sahur yapınız. Sabah namazlarını cami ve cemaatle kılmada azami derecede gayret gösteriniz..&lt;br /&gt;9-Annenizden doğduğunuz gibi günahsız olmak istiyorsanız,bu ayın gündüzlerini oruçla gecelerini teravih namazlarını kılmakla geçiriniz. Bunun için tadili erkana riayet eden camileri tercih etmek tabii hakkınızdır. Çabuk kıldıranları değil sünnete uygun teravih kıldıranları tercih ediniz..&lt;br /&gt;10-Ramazan ayında iftar derken su ve hurmayı tercih ediniz..&lt;br /&gt;11-Oruçlarımızı iftar ederken şu duayı okuyalım. Allahümme leke sumtu ve bike amentü ve ala rızguke eftartü. Allahım senin rızan için oruç tuttum, ve sana inandım,seni verdiğin rızkınla iftar ettim.&lt;br /&gt;12-Müslüman kardeşlerimizle muhabbetin koyulaşması için bu ayda imkanlarınız nispetinde israf etmeden iftar yemeği veriniz. Yemekleri yaparken de dünyada açlıktan kıvrananları da göz önüne getiriniz&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8311415805107010508?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8311415805107010508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8311415805107010508' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8311415805107010508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8311415805107010508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/09/ramazan-ay-iinde-mslmann-tutum-ve.html' title='RAMAZAN AYINDA  MÜSLÜMANCA YAŞAMAK'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/TGBmgHUWHyI/AAAAAAAADN8/UOCXOBN7UQY/s72-c/logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-2826176123183894247</id><published>2010-06-11T04:01:00.001+10:00</published><updated>2010-12-12T18:11:03.358+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='regaip'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>PERŞEMBEYİ CUMAYA BAĞLAYAN GECE REĞAİB GECESİDİR.</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep ayının ilk PERŞEMBEYİ CUMAYA BAĞLAYAN GECESİ REĞAİB GECESİDİR. Yeni üç ayların rahmet iklimine giriyoruz. Bu aylar, imandan gelen bir heyecanla ibadet hayatımızın daha canlı tutulduğu feyizli, bereketli bir mevsimdir. Recep ayında Regâib ve Mi’râc, Şaban ayında Berat,  Ramazan ayında ise Kadir gibi dört ayrı mübarek gece bulunmaktadır. Bu geceler, üç ayların manevi atmosferinin bereketli ve hikmetli yıldızları gibidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu aylarda daha çok ibadet eder ve: “Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur”[1] diye dua ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR! Bu aylar, duaların Allah’a arz edilmesi, pişmanlık gözyaşlarıyla günahların silinmesi, yapılan ibadetlere verilen sevabın katlanması bakımından büyük bir fırsattır. Bu günlerde nefis muhasebesi yapılmalı, ana sermayemiz olan ömrümüzün nerede tüketildiği gözden geçirilmeli, amel defterimize neler yazıldığı, Mahşer günü kurulacak Büyük Mahkemenin tek Hakimi Yüce Allah’ın hakkımızda nasıl bir hüküm vereceği düşünülmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Yüce Rabbimizin ikram ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin o gün pişman olacaklarını ve: “ Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!” [2] diyeceklerini, Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ayette ise, Yüce Allah, ahiret için hazırlık yapmamızı emrederek şöyle buyuruyor: “ Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir”[3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz SAV , şöyle buyurmuştur:“ Yedi şey gelmeden önce, ibadetleri yerine getirmede acele ediniz! İnsana her şeyi unutturan fakirlik, taşkınlığa götüren zenginlik, sağlığı bozan hastalık, takati kesen yaşlılık, hayatı sona erdiren ölüm, beklenilen ve ne zaman çıkacağı fark edilmeyen büyük şer ve çok ürpertici ve çok acı bir gün olan Kıyamet ”[4] .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR, İdrak edeceğimiz üç aylar ve mübarek geceler, öncelikle Rabbimize, ailemize, insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hatalarımızdan ve günahlarımızdan tevbe etmemize vesile olmalıdır. Nitekim Yüce Allah, engin rahmetine sığınıp, tevbe etmemizle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“(Ey HABİBİM !) De ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.” [5] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bu mübarek günler ve geceler, kendimizi denetleme ve değerlendirme bakımından çok önemlidir.&lt;/span&gt; Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalı ve düşünmeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Allah'ı seviyorum diyen insan! Kulluk vazifeni yapabiliyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimi seviyorum diyen Müslüman! O’nun sünnetini, ahlakını yaşıyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabım Kur'an'dır dediğin halde emirlerine sarılıp yasaklarından sakınıyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın nimetlerini yediğin halde, şükrünü yerine getiriyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç, biilaç, yoksul, kimsesiz, fakirleri koruyup, gözetiyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün hak olduğuna şüphe yok. Şu anda ölüme hazır mısın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kusurlarını düzeltip tövbe ediyor musun?. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yılın bu mübarek gününde seninle beraber oldukları halde şu anda göremediğin eşin, dostun, akraba ve arkadaşlarını düşünüp kendine çeki-düzen verebiliyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bütün bunları kendimize sorup bir durum değerlendirmesi yapmak, bu mübarek günlerin ve gecelerin şuuruna varmak demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geceye mahsus bir ibadet şekli olmamakla beraber gündüzünü oruçlu geçirmek, muhtaçlara yardımda bulunmak, varsa dargın olduğumuz kişilerle barışmak, anne ve babalarımızın, büyüklerimizin ellerini öpüp dualarını almak, geceyi Kur'an okumakla, ve salat-ü selam getirmekle, tövbe istiğfar etmekle ihya etmemiz uygun olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Ahmet b. Hanbel, Müsned, I, 259&lt;br /&gt;[2] Fecr, 89/24&lt;br /&gt;[3] Haşr, 59/18-19&lt;br /&gt;[4] Tirmizi, Zühd, bab, 3, IV,552,H.No: 2306&lt;br /&gt;[5] Zümer, 53ÜÇ AYLARINIZ MÜBAREK OLSUN BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-2826176123183894247?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/2826176123183894247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=2826176123183894247' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2826176123183894247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/2826176123183894247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/07/bu-gece-perebeyi-cumaya-balayan-gece.html' title='PERŞEMBEYİ CUMAYA BAĞLAYAN GECE REĞAİB GECESİDİR.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3356860220561914626</id><published>2010-05-07T06:07:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T05:01:58.963+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerimi&apos;de Çalışma Hayatı'/><title type='text'>İslam’ın Kuran ve Sünnet penceresinden iş ve çalışma hayatına bakışı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SD-PGeNcywI/AAAAAAAAA5g/c4tup7l_i3Y/s1600-h/dokum04_b.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SD-PGeNcywI/AAAAAAAAA5g/c4tup7l_i3Y/s200/dokum04_b.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206037035615046402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR &lt;br /&gt;İş ve çalışma insan hayatının ayrılmaz bir boyutudur. Kişinin dünya hayatında geçimini sağlayabilmesi yanında, kabiliyetlerin açığa çıkması, saklı güç ve imkânların gerçekleştirilmesi iş ve çalışmaya bağlıdır. Bu yüzden dünya hayatı Allah tarafından, uyku, dinlenme ve eğlenme ile birlikte iş ve çalışmanın yer aldığı bir tertip üzere düzenlenmiştir: Ücret karşılığı işçi çalıştırmanın ya da işçi olarak çalışmanın meşrûluğu Kitap, Sünnet ve icmâ delillerine dayanır. Kur'an ve Sünnette misaller verilerek bazen de doğrudan hükümler serdedilerek bu husus üzerinde durulmuştur.&lt;br /&gt;DOSTLAR &lt;br /&gt;Kur'ân-ı Kerim'de, Hazreti Musa'nın, kendisine peygamberlik verilmeden önce Mısır'dan ayrılarak Medyen yöresine gittiği, orada davarlarını suvarmaya çalışan iki kızkardeş gördüğü, onlara yardım ettiği ve kızlardan birinin “Babacığım! Bunu işçi olarak tut! Zira senin çalıştıracağın en iyi adam, böyle kuvvetli ve güvenli biri olmalıdır.” (Kasas, 28/27) DOSTLAR, İslam alimleri, bu ve benzeri ayetleri, bir insanın, diğer bir insan tarafından ücret karşılığında çalıştırılmasının meşrû olduğunu gösteren misaller olarak zikrede gelmişlerdir. Başka bir ayet-i kerimede ise, Cenâb-ı Hak “İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez” (Necm, 53/39) diyerek, insanın ancak çalıştığının karşılığını alacağını anlatmaktadır.&lt;br /&gt;Öte yandan, İslam'da Yüce Yaratıcı'ya karşı vazifelerini de yerine getiren bir insanın emeği kutsaldır, değerlidir. Nitekim, Peygamber Efendimiz, “Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde edemez” buyurmuş ve bu konuda Allah'ın elçisi olmasına rağmen kendi alın teriyle geçimini sağlayan Hazreti Davud'u misal göstermiştir. (İbn Mâce, Ticârât, 1) Dahası, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, çocuklarının rızkını sağlamak veya anne ve babasının ihtiyaçlarını karşılamak ya da kendi ekmeğini kazanmak için evinden çıkan bir insanın evine döneceği ana kadar Allah yolunda olduğunu söylemiştir. Ayrıca, kimseye muhtaç olmamak ve anne-babasını, çoluk-çocuğunu da başkalarına el açtırmamak için işe giden bir insanın her adımda ibadet sevabı alacağını müjdelemiştir. Bir gün, Allah Rasûlü, sahabe efendilerimizden Hazreti Muaz ile musafaha edince buyurur ki: “Muaz, ellerin nasırlaşmış!” O cevap verir: “Evet, ya Rasûlallah, kazma elimde toprakla meşgul oluyor ve bu sayede çoluk çocuğumun nafakasını kazanıyorum.” Fahr-i kâinat efendimiz, -edep ve haysiyetiyle çalışan bütün işçilerin alnını öpercesine- Hazreti Muaz'ı öpüp buyurur ki: “Bu eli Cehennem yakmaz.”Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “... Sizden birinizin urganını omzuna alarak dağdan odun toplaması, sonra da onu sırtlanarak pazara götürüp satmak suretiyle geçinmesi, herhangi bir kimseye gidip de ondan bir şey istemesinden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Buyû, 15) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR, işverene gelince Peygamber Efendimiz SAV, Müslümanların işçilere nasıl bakması lazım geldiğini şu sözlerle ifade etmiştir: “İşçi kardeşleriniz sizin işlerinizi yapan kimselerdir. Allah onları ellerinizin altına verdi; dileseydi sizi onların eli altına sokabilirdi. Öyleyse, yanınızda işçi çalıştırıyorsanız, yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinden giydirin. Onlara güçlerini aşan bir iş teklif etmeyin; eğer zor bir işi yapmalarını isterseniz, siz de onlara yardım edin!” (Müslim, İmân, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, bir keresinde, “Allah Teâlâ, çalıştırdığı işçiden azami verim aldığı halde, onun ücretini tam ödemeyenin öteki hayatta hasmı olacaktır!” buyurmuş (Buhârî, İcâre, 10);Yine bir kudsî hadiste de şu ilahi tehdidi seslendirmiştir: “Üç kimse, kıyamet gününde Beni karşısında bulacaktır: Benim adımı kullanarak haksızlık eden; hür bir insanı satıp parasını yiyen; bir işçiyi çalıştırıp da ona ücretini vermeyen!” (Buhârî, İcâre, 12, 15).&lt;br /&gt;Ayrıca, işçiler, namaz ve oruç gibi farz ibadetleri yerine getirme hakkına sahiptiler. Fukaha'dan İbn-i Abidîn'e göre, işverenin, işin yoğun olması sebebiyle vakit namazlarında işçiyi camiye göndermeyip işyerinde ibadet etmesini istemeye hakkı vardır; fakat, cemaatle eda edilmesi gereken cum'a ve bayram namazları bundan müstesnadır. Meselenin özü; işveren, vakit kaybı oluyor gibi bahanelerle işçisinin ibadetlerine mani olmamalı ve dinî görevlerini yapabilmesi hususunda ona imkan tanımalı; işçi de bu hoşgörüyü istismar etmeden hem kulluğunun hem de işçiliğinin hakkını vermelidir. &lt;br /&gt;DOSTLAR, işçiye gelince,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3356860220561914626?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3356860220561914626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3356860220561914626' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3356860220561914626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3356860220561914626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/05/islamn-kuran-ve-snnet-penceresinden-i.html' title='İslam’ın Kuran ve Sünnet penceresinden iş ve çalışma hayatına bakışı'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SD-PGeNcywI/AAAAAAAAA5g/c4tup7l_i3Y/s72-c/dokum04_b.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1708852692660280227</id><published>2010-04-02T04:38:00.000+10:00</published><updated>2010-04-02T16:42:31.154+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefsin halleri'/><title type='text'>Nefsimiz ve nefsimizin  kusurlarını bilmek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R_5ibfNwkeI/AAAAAAAAA3g/8Abf9gapZ4I/s1600-h/searching_desert_ic__175x132.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R_5ibfNwkeI/AAAAAAAAA3g/8Abf9gapZ4I/s200/searching_desert_ic__175x132.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187692045152588258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CANLAR,&lt;br /&gt;Bu haftaki konumuz nefsimiz ve nefsimizin  kusurlarını bilmek. Canlar İnsan olabilmenin bazı şartları vardır. Bu şartlara uymak zorunludur. Bunların en önemlilerinden bir kaçı; kusur görmek, ayıp aramak ve muhatabı küçük görmektir. “Her insanın nefsâni huylarından ve hayvani ahlakından bir çok hastalıkları var, eğer kişinin merhemi varsa onu kendi başına sürmesi gerekmez mi ? Kendi kusurlarını görmek, kendini ayıplamak o ayıbı iyileştirmenin merhemi ve ilacıdır.” Efendim ne kadar önemli değil mi ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimizin çok önemli bir hadis-i şerifini dil ile değil, hâl ile yaşamanın tek yolu günahlarımıza gönülden tövbe istiğfar edip samimi olarak pişmanlık duymak. Elbette böyle bir pişmanlık yaşayan kişinin şefaatçısı da kâinatın efendisi olur. Cenâb-ı Hakk cümlemize böyle bir gönül tövbesi, hâl pişmanlığı nasip eder inşallah. &lt;br /&gt;“Bir müminde gördüğün ayıp ve kusur sende yok ise kendinden emin olma, kendine fazla güvenme ! Olabilir ki; o ayıbı sende bir gün işleyebilirsin; senin de o ayıbın, kınadığın adam gibi halk için de yayılır etrafta duyulur. Şeytan yıllarca iyi bir adla ömür sürdü. “Azzazil” diye melekler arsında aziz ve muhterem tutuldu. Sonra rezil ve rüsvay oldu. Bak da gör ibret al, adı ne idi, şimdi ne oldu.&lt;br /&gt;Zaten bir insan eğer başkalarının yanlışıyla eksik ve kusurlarıyla uğraşacağına, kendi eksik ve kusurlarını görüp düzeltme yoluna gitse bütün mesele hallolacaktır. Allah bir insana kendi eksik ve kusurlarını gören göz nasip ederse; başkalarında eksik ve kusur gören gözü de artık görmez olur. Cenâb-ı ALLAH Settar-ul uyubdur kimsenin ayıp ve kusurunu asla ortaya dökmez. Ta ki O kişi başkalarının ayıp ve kusurunu ortaya dökmedikçe. Allah birisinin perdesini yırtıp ayıp ve kusurlarını ortaya dökmek; insanlar arasında zelil etmek isterse o kişinin başkalarını kınamasına ayıplamasına müsaade eder ona bu fırsatı verir. Fakat; Cenâb-ı Allah bir kimsenin de; ayıp ve kusurlarını örtmek onun günahlarını affetmek isterse; O kişi de; ayıplara günahlara bulaşmış insanların dahi ayıp ve günahlarını artık göremez olur. &lt;br /&gt;Eğer ki sen insanların ayıplarını gören iki gözünü kapatırsan ancak o zaman öteki âlemi gören mâna gözün açılır; yoksa hep kör olarak yaşar; öteki âleme de kör olarak gidersin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim bildiğiniz gibi bir Kur’an ayetidir bu; dünyada kör olanlar öteki âlemde de kör olarak dirilirler diye. Elbette bu körlük zahiri değil batini. Demek ki bu âlemde başkalarında ayıp kusur gören gözümüzü kapamadıkça mânâ gözümüzde açılmıyor. Kur’an-ı Kerimde sözü edilen mânevi körlük içerisinde yaşıyor öteki âlemde de kör olarak diriliyoruz. Ayrıca Arz edilen öteki beyitlerden de şunu anlıyoruz ki; bizler başkalarında ayıp ve kusur olarak gördüklerimizi ortaya dökmedikçe Cenâb-ı Allah’ta bizlerin eksik ve kusurlarını ortaya döküp insanlar arasında zelil hor ve hakir bir hale getirmiyor.&lt;br /&gt;Eğer Cenâb-ı Hakk tarafından hoş görülmek affedilmek bağışlanmak istiyorsak öncelikle kendimiz başkalarına karşı hoş görülü, bağışlayıcı ve affedici olmamız gerekiyor. Etrafımızdaki insanları kendi istediğimiz gibi bir adam yapamayacağımıza ve böyle bir şeyin asla mümkün olmadığına göre, mecburuz kendimizi Cenâb-ı Hakk’ın istediği gibi kul yapmaya; bunu başarmak nasip olursa; işte o zaman hiçbir sorun da kalmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR şu hikayeye kulak verelim:&lt;br /&gt;“Adamın biri hapse düşüyor; koğuşta bulunanlar hemen yanına giderek “Geçmiş olsun, seni hangi kader rüzgarı buraya attı?” diye soruyorlar. Adam gayet sakin “ Anamı öldürdüm” diyor. Oradakiler birden hiddetlenerek ya hû sen ne kötü bir adammışsın insan hiç anasını öldürür mü diyerek onu kınamaya ayıplamaya başlıyorlar. İçlerinden biri hiç mi analık hakları aklına gelmedi, insan hiç anasını öldürür mü ? O sana ne yaptı, ne işledi ki onu öldürdün diye üzerine yürüyor. Anasını öldüren kişi kendini savunarak; anamı öldürdüm ama haklıyım çünkü o bir başkasıyla çok kötü utanılacak bir iş işledi diyor. İçlerinden biri, olabilir çok kötü de olsa sonuçta ana anadır.&lt;br /&gt;Ananı öldüreceğine o İşi ananla yapan adamı öldürseydin diyor. Adam gayet sakin, eğer anamla o işi yapan adamı öldürseydim her gün bir kişiyi öldürmem gerekirdi. Çünkü anam o işi alışkanlık haline getirmişti. Her gün bir kişiyi öldüreceğime anamı öldürdüm kurtuldum diyor”&lt;br /&gt;O nedenle de; Bu hikayeden sonra aynen şöyle buyuruyor: “Ey insan hikayede geçen ana senin nefsindir. Nefsinin sembolüdür. Aklını başına alda sende nefsini öldür. Çünkü o çirkin huylu nefsin yüzünden her gün; her an; bir adamın canına kast ediyorsun bu dünyada adamları öldürmekle bitiremezsin. Eğer kendi nefsini öldürür onun isteklerini hiçe sayarsan onu dinlemezsen, ha bire yaptığın hatalardan şundan bundan özür dilemekten den kurtulursun, hem de etrafında hiç çirkin huylu kötü adam kalmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR, HZ. ÖMER (R.A.)'DEN NASİHATLERE KULAK VERELİM:&lt;br /&gt;1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.&lt;br /&gt;2. Hakikati anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.&lt;br /&gt;3. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın. &lt;br /&gt;4. Sırrını gizleyen murâdına erer. &lt;br /&gt;5. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır. &lt;br /&gt;6.Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.&lt;br /&gt;7. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.&lt;br /&gt;8. Henüz vukû bulmamış şeylerden sorma.&lt;br /&gt;9. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.&lt;br /&gt;10. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.&lt;br /&gt;11. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.&lt;br /&gt;12. Düşmanlarından uzak dur.&lt;br /&gt;13. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah'tan korkandır.&lt;br /&gt;14. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.&lt;br /&gt;15. Tâat ânında kendini zavallı gör.&lt;br /&gt;16. Günah işlemek istersen sonunu düşün.&lt;br /&gt;17. Herhangi bir işinde, Allah'tan korkanlarla istişâre et. &lt;br /&gt;Sözümü bir ayetle bitiriyorum. "Ey insanlar! Rabbiniz’e karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası için bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve ğarûr olan şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın." (Lokman: 31/33)&lt;br /&gt;Şeytanın en önemli hilelerinden biri, insana kendini tümüyle temize çıkartıp, suçlarını itiraf ettirmemesidir. Böylece insan, nefsini avukat gibi müdafaa eder. Şeytanı dinleyen nefis, kusurunu görmek istemez; görse de yüzlerce te'vil ile kılıf bulur. Ayıbını göremediği için insan, suçunu itiraf etmez, istiğfar etmez ve şeytana maskara olur. Ancak nefsini itham eden kusurunu görür. Kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Kusurunu görse, o kusur, kusurluktan çıkar; insan hatalarını itiraf edince, tevbe eder ve affa müstahak olur.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1708852692660280227?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1708852692660280227/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1708852692660280227' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1708852692660280227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1708852692660280227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/04/nefsimiz-ve-nefsimizin-kusurlarn-bilmek.html' title='Nefsimiz ve nefsimizin  kusurlarını bilmek'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R_5ibfNwkeI/AAAAAAAAA3g/8Abf9gapZ4I/s72-c/searching_desert_ic__175x132.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8701696777246664980</id><published>2010-03-05T04:49:00.000+10:00</published><updated>2010-03-05T17:52:26.882+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çevre bilinci'/><title type='text'>İslam'da çevre bilinci hakiki temellere dayanır.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-vtfr0b6UI/AAAAAAAAA3A/Fut_83lMP2M/s1600-h/HPIM1376.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-vtfr0b6UI/AAAAAAAAA3A/Fut_83lMP2M/s400/HPIM1376.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5182496924814272834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;ALLAH Kainatı olağanüstü bir düzen ve ahenk üzere yaratmıştır.&lt;br /&gt;Yeryüzünü bütün mahlukat için en uygun şartlarda yaratmış ve insana emanet etmiştir. Yeryüzüne halife olarak gönderilen ve bütün mahlukat emrine verilmiş olan insanoğlunun, kendisine emanet edilen doğal hayatı koruması, en temel görevlerindendir. Nitekim Kuran’da buna işaret edilmiştir. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı.”&lt;/span&gt; buyurulmaktadır. (Hud suresi 61) Buna göre tabii dengeye zarar verecek her türlü anlayış ve eylem, Kuran’ın bu mesajına ters düşer. Bu sebeple, sorumluluk bilincinde olan Müslüman, kainattaki eşsiz düzeni, ahengi ve dengeyi korumak, gelecek kuşaklara tahrip etmeden aktarmak için elinden gelen gayreti gösterir, bunları bozacak ve tahrip edecek tutum ve davranışlardan uzak durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli dostlar; biz insanların yanlış tutum ve davranışından dolayı yeryüzünde kirlenme ve bozulma meydana gelmiştir. Bu duruma Kuran Rum suresi 40. ayetle dikkatimiz çekilmiş. İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını dünyada onlara tattıracaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BU AYET TABİİ DENGENİN BOZULACAĞINI SEBEBİNİN İNSAN OLDUĞUNU ORTAYA KOYMAKTADIR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İslâm’da çevre anlayışı, inancın gereğidir. Yerde ve gökteki en küçük varlıktan en büyük varlığa kadar, canlı-cansız her şey, düşünen ve inanan insan için, fiziki kıymetinin ötesinde manevi bir değer taşımaktadır. Çünkü bütün mahlukat Allah tarafından yaratılmıştır. Tabiatta ki her şey Onun eseridir. Tabiatta ki bütün varlıkların, lisanı halleriyle Allah'ı tespih ettikleri ; yeryüzünde yürüyen hayvanlar ile kuşların, bizim gibi birer ümmet oldukları Kuran’da haber verilmektedir. Bu nedenle doğayı korumak, Allah'ın bir ayeti olarak onun değerini takdir etmek; ona yapılan kötülük de, Allah'a karşı yapılmış nankörlük olarak değerlendirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;Tabiat kanunları Allah tarafından konulmuştur. Kuran-ı Kerimde bu husus vurgulanmakta; “O, her şeyi yaratmış ve yarattığı şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir?” buyurulmaktadır . Normal şartlarda tabiat kendi ekolojik dengesini muhafaza etmektedir. Fakat tabiatın insan eliyle aşırı tahribi ve kirletilmesiyle bu denge bozulabilmektedir. Bu itibarla tabiatı tahribe yönelik her türlü davranış, Allah'ın kanunlarını bozma teşebbüsü olarak algılanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR; &lt;br /&gt;Dinimize göre insanın yararına sunulan her şey, ALLAHIN bize verdiği bir nimet ve emanettir. Bu nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanmadığımız takdirde hıyanet etmiş oluruz. Bu konuda Allah Resulü şöyle buyurur. Ümmetimin iyi kötü amelleri bana arz edildi. İyi amelleri arasında yoldan atılmış ezayı gördüm. Kötü ameller arasında ise yere gömülmemiş tükürük de vardı. (Müslim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber, Mekke, Medine, Taif ve çevresini, günümüzdeki sit alanına benzer şekilde, harem bölgesi ilan etmiştir; orada kan dökülmez, hayvanları öldürülmez, otları yolunamaz, ağaçları kesilemez. Bu, İslâm'ın çevre korunmasında, meskun mahallerin tahribatının önlenmesinde, tabii dengenin muhafazasında aldığı ilk örnek tedbirlerden biridir. Bunun yanında, kendi devrinde çevreciliği adeta bir siyaset haline getiren, bu çerçevede boş arazileri ekim dikim alanı olarak değerlendiren ve Müslümanları buna teşvik eden Hz. Peygamberin çevrenin korunması, kirletilmemesi ve imar edilmesine yönelik pek çok söz, uygulama ve mesajı bulunmaktadır . Bu temele dayanarak Müslümanlar da, her zaman çevreye sahip çıkmışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR; sözümü Rahman suresinde 7. ayetiyle bitiriyorum: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Yıldız ,bitki ve ağaç secde ederler. Göğü Allah yükseltti ve nizamı(yani dengeyi) o koydu.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8701696777246664980?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8701696777246664980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8701696777246664980' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8701696777246664980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8701696777246664980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/03/islamda-evre-bilinci-hakiki-temellere.html' title='İslam&apos;da çevre bilinci hakiki temellere dayanır.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/R-vtfr0b6UI/AAAAAAAAA3A/Fut_83lMP2M/s72-c/HPIM1376.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6991942644739672289</id><published>2010-01-08T16:37:00.000+10:00</published><updated>2010-01-09T07:56:07.429+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='israf'/><title type='text'>BU HAFTA SİZLERLE İTİKAD VE AMEL PLANINDA İSRAF NEDİR ANLAMAYA ÇALIŞALIM...</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Dinimizin yasakladığı kötü huylardan biri;fert ve toplumu yoksulluğa,felakete iten,cemiyeti yıkan israftır.&lt;/span&gt; Istılahda ise İnsan fiillerinde sınırı aşana, aşırılık yapana, dengesiz harcama yapan kimseye de müsrif denir. "&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İTİKADDA İSRAF İnsanın yaptığı şeylerde haddi aşmasıdır.&lt;/span&gt;" diye tarif edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbine ibadet etmesi için yaratılan insanın, isyan etmesi haddi aşmaktır. Dünyadan cennete doğru uzanan sırat-ı müstakimden çıkıp, cehenneme doğru yol olması haddi aşmaktır, israftır. Kur’an-ı Kerim’e göre unutulup gitmek de bir israftır. Rabbini unutanların unutulacağı, böylece israf edenlerin cezalandırılacağı haber verilir. Şimdi bu hususu Kur’an’dan öğrenelim. Taha Suresi.124. Ayet: “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR, Allah’ın kitabına sırt çeviren toplumların sosyal bünyelerindeki uyuşturucu, aids, soygun, köşe dönme, vurgun, hortumlama, terör, cinayet ve hıyanet hastalıklarının toplumu nasıl yıprattığını görüyoruz.  Tehlike ahiretteki körlüktür.  Taha Suresi 125.“O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der.” 126. “(Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;CAN DOSTLAR, İki gözü dünyaya kapalı, Allah’a açık olanlar, iki gözü dünyaya açık, Allah’a kapalı olanlardan daha iyidirler. Hac suresinin 46. ayetinde açıklandığı gibi, asıl körlük gönül körlüğüdür. Gözleri görmeyen kaldırımdan düşebilir. Ancak gönül gözü kör olan kafirler ise cehenneme düşerler ve unutulmuş muamelesi görürler iki gözü de kör olan İbni Ümmü Mektum, İran’ın fethinde Kadisiye’de kör gözleriyle sancağı elinde tutarak İranlıların hakkı görmelerine sebep olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR; &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;KURAN Peygamberi inkar edenlerin Kur’an’a inanmayanların müsrif olduğunu haber verir.&lt;/span&gt; İMAN EDENLERİN İSRAFINA GELİNCE İnsanlığın refah ve saadetini gaye edinen yüce dinimiz İslam , israfı, saçıp savurmayı yasaklamış, insanların tutumlu olmalarını,her nimeti yerli yerince kullanmalarını emretmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de olgun mü’minin özelliklerini sayarken; onların daima ölçülü olduklarını belirterek “Onlar harcadıklarında ne israf ederler, ne de cimrilik yaparlar. Onların harcamaları bu ikisi arasında dengeli bir harcamadır” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah (c.c.)’ın bize bahşettiği maddi imkanların israf edilmesi, pek çok yuvanın yıkılmasına, ailelerin,toplumun ve ülkenin ekonomik açıdan zayıflamasına sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;İnsan hayatında rahat bir yaşam ve geçim için iki şey zaruridir. Bunlardan biri kazanmak, diğeri de elde olanı yerinde ve ölçülü harcamaktır.&lt;/span&gt; Biri eksik olursa hayatın ahengi bozulur, yaşamak zorlaşır, huzur yok olur. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V) Efendimizin “Kıyamet gününde kişi, ömrünü nerede tükettin, gençliğini nerede geçirdin, malını nereden kazanıp nereye harcadın sorularına cevap vermedikçe yerinden ayrılamaz.” &lt;/span&gt;hadisini de unutmamalıyız. Her işimizde ölçülü olmalıyız. Yeryüzündeki her nimetin bir sonunun olduğunu unutmamalıyız. Sevgi yerine kin, muhabbet yerine kıskançlık, doğruluk yerine yalan, fedakarlık yerine bencillikle hareket ederek ömrümüzü, zamanımızı , imkanlarımızı boşa harcamış, israf etmiş oluruz. Çöpe atılan ekmekler, boşa harcanan enerji, boşa harcanan vakit, boşa akıtılan su, hepsi israftır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Camide hocanın cemaatine, okulda öğretmenin öğrencilerine yeni olgunluklar kazandırmak üzere, kullanılacak kürsünün verimli kullanılmaması israftır.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Gençlerin; ALLAH adına harcanması gereken enerjilerini,&lt;/span&gt; sokaklarda ve kahvehanelerde bitirmesi israftır. Bilgi toplamak,faydalı iş üretmek için ayrılacak zamanın silaha, kavgaya ve faydasız işlere ayrılması israftır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Madde israfı, kaynak israfı, imkan israfı&lt;/span&gt; bizi başkalarına muhtaç hale getirir. Değerlendirilmeyen zaman, değerlendirilmeyen kaynak, değerlendirilmeyen hayat israftır. Sevgili peygamberimiz , “İktisad eden fakir düşmez.” buyurmaktadır. Öyleyse imkanlarımızı, kazanımlarımızı ,sağlığımızı, servetimizi ve imkanlarımızı ölçülü kullanmalıyız. Yarınlarımızın huzuru için fert ve millet olarak iktisatlı davranmalı ve israfa sapmamalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı Evrensel Kitap Kur’an-ı Azimüşşanın bir beyanı ile bitirelim: “Ey Ademoğulları! Her mescit de ziynetinizi takının. (güzel ve temiz giyinin) Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah (c.c.) israf edenleri sevmez.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6991942644739672289?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6991942644739672289/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6991942644739672289' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6991942644739672289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6991942644739672289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/10/bu-hafta-sizlerle-itikad-ve-amel.html' title='BU HAFTA SİZLERLE İTİKAD VE AMEL PLANINDA İSRAF NEDİR ANLAMAYA ÇALIŞALIM...'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1387867900641563473</id><published>2009-11-24T21:31:00.002+10:00</published><updated>2010-11-19T05:55:14.663+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurban bayramı'/><title type='text'>Kurban Kesmek</title><content type='html'>Merhaba dostlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban keserek Allah’ın emrini yerine getiren her inanan insan merak eder, acaba ben Allah için mi yoksa başka sebepler için mi yaşamaktayım? Bunun cevabını yine Kur’an verir. Bir insanın Allah için yaşayıp yaşamadığını ortaya koyan beş tane özellik söz konusudur. Özet halinde öğreneceğimiz bu beş temel özelliğe sahip olan her mü’min insan, bilmeli ki Allah için yaşamakta ve ömür sermayesini bu inanç istikametinde tüketmektedir:&lt;br /&gt;1. Allah için yaşamanın birinci şartı, kınayanların kınamasından korkmamak, çekinmemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maide suresi/54&lt;br /&gt;2. Allah için yaşamanın ikinci şartı, mü’minler ve müslümanlar olarak, İSLAM kimliğimizi hep önde tutmaktır. Bu kimlik ise, Müslüman ismini kazanmaktan geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fussilet suresi/33&lt;br /&gt;3. Allah için yaşayıp yaşamadığımızı belirgin hale getiren üçüncü şart ise hayatımızı yaşarken, görevlerimizi ve kulluğumuzu icra ederken, mükâfatımızı hep Allah’tan beklemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuara suresi/109&lt;br /&gt;4. Allah için yaşamanın bir başka şartı ise, galibiyet ve mağlubiyet günlerinin, iyi ve kötü günlerin, başarılı ve başarısız geçen günlerin, Allah’ın elinde olduğuna inanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al-i İmran suresi/140&lt;br /&gt;5. Ve son olarak Allah için yaşamanın şartı, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan ölünceye kadar O’na kulluğumuzu icra etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicr suresi/99&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ÖLÜM GELİNCEYE DEK ALLAHA KULLUK EDİN” ayeti mevzuyu özetler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR KENDİMİZİ BİR DAHA AMELLERİMİZLE GÖZDEN GEÇİRELİM..&lt;br /&gt;Allah’a emanet olun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1387867900641563473?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1387867900641563473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1387867900641563473' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1387867900641563473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1387867900641563473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/12/kurban-keserek-allahn-emrini-yerine.html' title='Kurban Kesmek'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6691757156399719703</id><published>2009-11-16T18:11:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T04:59:14.749+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuran-ı Kerimi Anlamak ve Yaşamak'/><title type='text'>KURANI ANLAMA VE YAŞAMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SR_WZ8kNueI/AAAAAAAABTs/EgmM3mneSg8/s1600-h/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 167px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SR_WZ8kNueI/AAAAAAAABTs/EgmM3mneSg8/s200/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269165830289865186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR..&lt;br /&gt;BUGÜN DERSİMİZDE KURANI ANLAMA VE YAŞAMA KONUSUNU İNCELEYELİM... CAN DOSTLAR; Yüce Allah yaratmış olduğu insanların dünya ve ahirette daima mutlu olmalarını istemiştir. Bunun için insanlar içerisinden peygamberler seçmiş, bu kutlu elçilere ilahi kitaplarını göndererek insanlığın huzur ve saadetini temine çalışmıştır. İşte bu kitapların sonuncusu olan Kur’an, son peygamber Hz Muhammed (a.s)’ e indirilen ilahi vahyin adıdır. &lt;br /&gt;DOSTLAR; PEYGAMBERİMİZ (SAV) "Kur'ân'da mâhir olan, sefere denilen Kerim ve itâatkar meleklerle beraberdir. (Kur'ân'ı) güçlük çekerek/kekeleyerek okuyana ise iki kat ecir vardır." (Müslim, Salâtü'l-Müsafirîn, 244; Ebu Davud, Salât, 349) "&lt;br /&gt;Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Kur'ân, her kimi Beni zikretmekten ve Bana el açıp istemekten alıkoyarsa ona, isteyenlere verdiğimin en alâsını veririm. Allah'ın kelâmının diğer kelâmlara olan üstünlüğü, O'nun yaratıklarına karşı üstünlüğü gibidir."(Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 6/25) İşte böylesine mühim olan bir amelin önemini vurgulamak için olmalı ki, Resûlüllah (s.a.s), Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğretenle ilgili olarak şu müjdeyi vermiştir: "Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğretendir." (Buharî, Fezailü'l-Kur'ân, 21) Kur'ân okumanın ve dinlemenin pek çok faydasının olduğu muhakkaktır: "Öyle ise, Kur'ân okunduğunda hemen ona kulak verin, susup dinleyin ki merhamete nail olasınız." (A'râf 7/204): &lt;br /&gt;ALLAH RASÜLÜ (SAV) "Allah'ın evlerinden (herhangi) bir evde, Allah'ın kitabını okuyan, aralarında mutalâa eden topluluğa sekîne iner; onları rahmet bürür, melekler kuşatır ve Allah kendi katındaki kimseler arasında zikreder." (Ebû Dâvûd, Salât, 349 Kur'ân okumadaki asıl maksat, onu anlamaya çalışmaktır. &lt;br /&gt;Aynı konuda, şu hadisi zikretmeliyiz: "Her kim Kur'ân'ı okur, onu anlayarak ezberler ve helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah bu Kur'ân sebebiyle onu Cennete koyar." (Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 13) Konuya dair Ebû Abdürrahmân es-Sülemî'nin şu sözü de anlamlıdır : "Biz, Kur'ân'dan on âyet öğrenince, onun helâlini-haramını, emrini-nehyini öğrenmeden başka bir âyete geçmezdik." (Kurtubî, 1/39) &lt;br /&gt;Kur'ân'ı anlama(ya çalışma)nın, üzerinde kafa yormanın, tefekkür etmenin, nafile namaz kılmaktan daha önemli olduğu, Resûlullah'ın Ebû Zerr'e hitâben söylediği: "Oturup, Allah'ın kitabından bir âyeti anlaman, senin için yüz rekât (nâfile) namaz kılmandan daha hayırlıdır." (İbn Mâce, "Mukaddime", 16) sözünde gayet net olarak ifade edilmiştir. Bir başka hadîste de Resûlullah Efendimiz (sas), şöyle buyurmuştur : "Kur'ân'ı üç günden az bir sürede hatmeden, on(un mânâsın)ı anlayamaz."(İbni Mâce, İkametü's-Salât, 178) Bu hususta İbn Abbas'ın şöyle bir beyanı vardır: "Bakara ve 'Âl-i İmrân sûrelerini tertil üzere düşünerek okumam, Kur'ân'ı (baştan sona) süratle okumamdan bana daha doğru görünmektedir." (Gazalî, 1/282) Süleymân Dârânî de bu konudaki tutumunu şu sözlerle anlatmıştır: "Ben bir âyet okurum, dört-beş gece onu düşünürüm, onu iyice anlamadan başkasına geçmem." (a.g.e., 1/277)&lt;br /&gt;Demek ki faziletli olan, Kur'ân'ı mümkün olan en kısa zamanda okuyup bitirmek değil, onu anlayarak okumaktır. "Kur'ân'ı okuyup da onun mânâsını bilmeyen kimse, lambanın olmadığı bir gecede hükümdarından kendisine bir mektup gelen, (bu yüzden) kendisini korku saran ve mektubun içinde ne olduğunu bilmeyen kimse gibidir. Kur'ân'ın mânâsını bilen ise, lâmba getirerek mektubun içindekini okuyan gibidir." Yukarıda Kur'ân'ın, üzerinde düşünülmesini istediğinden söz etmiştik. Elbette, onu anladıktan sonra hayata geçirmemek olmaz. Bir hadîs-i şerifte de bu hususlar şöyle bir benzetme ile anlatılmıştır: "Kur'ân'ı öğreniniz, onu okuyunuz. Kur'ân'ı öğrenen, onu okuyan ve gereğini yapan kişi, misk ile doldurulmuş bir kap gibidir; kokusu her tarafa yayılır. Kur'ân'ı öğrenip anlayabildiği hâlde gaflete dalan kişi ise, içinde misk varken ağzı sıkıca kapatılmış kap gibidir." (Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 2) Kur'ân'ı okuyan ve hükümleriyle amel edenin anne ve babasına kıyâmet günü parlaklığı dünyadaki güneşin parlaklığından daha kuvvetli olan bir taç giydirilir. (Onun sevabını siz takdir edin)." (Ebu Davud, Vitr, 14; I. Müsned, 3/440) Ashâb, Kur'ân'ı okuyor, anlıyor ve yaşıyordu. Hz. Ömer, Bakara sûresini on küsûr senede ezberlemiş, sûreyi ezberleyince Allah'a şükretmek için bir de deve kurban etmiştir. (Kurtubî, 1/40) Anlaşılıyor ki Hz. Ömer, söz konusu sûreyi on küsûr yıl gibi bir zaman zarfında okumuş, anlamış ve hayata geçirmiştir. Yoksa sadece yüzünden okuyup veya ezberleyip bırakmamıştır. İmâm Mâlik'in rivâyetine göre de, "Abdullah ibn Ömer, Bakara sûresini öğrenmek için üzerinde tam sekiz sene durmuştur." (Muvatta, Kur'ân, 11) Bu dönemde Müslümanlar, Kur'ân'ı okuyup onun seviyesine çıkmaya çalışırken, ne hazindir ki, günümüz Müslümanları Kur'ân'ı kendi seviyelerine indirmeye çalışıyorlar. (Gazalî 1998, 41) Demek ki, o devirde Kur'ân anlaşılıp yaşanıyordu, günümüzde olduğu gibi manâsı bilinmeden sadece yüzünden okunmak veya ezberlemekle yetinilmiyordu. Kur'ân hâfızı olmak, baştan sona Kur'ân'ı yanlışsız olarak ezbere okumak değildi. Nitekim Ebû Ömer, Kur'ân hâfızını şöyle tarif etmektedir: "Hameletü'l-Kur'ân/Kur'ân hâfız(lar)ı, Kur'ân'ın hükümlerini, helâlini ve haramını bilen ve onun içindekilerle amel edenlerdir." (Kurtubî, 1/26) Abdullah ibn Amr da, Kur'ân hâfızında bulunması gereken nitelikleri sayarken şöyle demektedir:...Kur'ân'ın hükümlerini öğrenmesi, Allah'ın muradını ve üzerine farz olanı anlaması, okuduğundan istifade etmesi, okuduğuyla amel etmesi gerekir. Kur'ân'ın farzlarını ve hükümlerini ezberden okuyup da, okuduğunu anlamaması ise ne kötü bir şeydir..." (a.g.e., 1/21) Konuyla ilgili olarak, Abdullah ibn Mes'ûd'un şu sözleri oldukça manidar görünmektedir: "Bize, Kur'ân'ın lâfızlarını ezberlemek zor, onunla amel etmek kolay gelirdi. Bizden sonrakilere Kur'ân'ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek zor gelecek."(Kurtubî, 1/40) Kur'ân'dan tam anlamıyla istifade etmek için bu üç merhâle önemlidir. Hayata geçirilmeden Kur'ân'dan beklenen güzellikler gerçekleşmez. İnsanın ve içinde yaşadığı toplumun müsbet yönde değişmesi ve yükselmesi, Kur'ân'ın hayata geçirilmesine bağlıdır. Aksi hâlde, Resûlullah'ın (sas) şu sözünün ilk kısmının gerçekleşmesi umulurken, son kısmı gerçekleşir ki, bu da, insanlık açısından tahammülü imkânsız vahim sonuçlar doğurur: "Allah, bu Kelâm'la bir kısım kavimleri yükseltir, diğer bir kısmını da alçaltır."(İbn Mâce, "Mukaddime", 16) Resûlullah, Kur'ân'ı ayrıca şifa olarak da zikretmiştir: "Şu iki şifalı şeye devam ediniz: Bal ve Kur'ân." (İbn Mâce, Tıb, 7) Bal, maddî bünyenin sağlığı için ne kadar yararlı ise, Kur'ân da maddi hastalıklar için hattâ onlardan daha da fazla manevî yapının sağlıklı olması için elzemdir. Bir başka hadîsinde Resûlullah: "İlacın en hayırlısı Kur'ân'dır."(İbn Mâce, Tıb, 38) buyurmakla Kur'ân'ı, en iyi ilaç olarak tek başına zikretmiştirDOSTLAR.Sözümü Bizzat Kur'ânın, inananlara şifâ ve rahmet oluşunu beyan eden iki ayetle bitiriyorum: "Biz, Kur'ân'ı mü'minlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır." (İsrâ 17/82). Tabiî ki rahmete nail olma, kuşkusuz Kur'ân'ı uygulamaya bağlıdır: "İşte bu Kur'ân da, indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Artık ona tâbi olun, inkâr ve isyandan sakının ki, rahmete nail olasınız." (En'âm, 6/155)&lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6691757156399719703?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6691757156399719703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6691757156399719703' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6691757156399719703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6691757156399719703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/11/kurani-anlama-ve-yaama.html' title='KURANI ANLAMA VE YAŞAMA'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SR_WZ8kNueI/AAAAAAAABTs/EgmM3mneSg8/s72-c/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3495109209598746345</id><published>2009-11-10T04:26:00.002+10:00</published><updated>2010-11-19T05:54:49.036+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurban bayramı'/><title type='text'>Kurban Bayramı Yaklaşırken</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/R2LMXVjD-gI/AAAAAAAAAsE/4IjM1TNceDM/s1600-h/Kurban.jpg"&gt;&lt;img style="float:center; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/R2LMXVjD-gI/AAAAAAAAAsE/4IjM1TNceDM/s320/Kurban.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143898425703791106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;Allah (cc) Mumtehine suresinde "Hz.İbrahim ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır." buyurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-İMAN &lt;br /&gt;2-PUTLARI RED &lt;br /&gt;3-FEDAKARLIK.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk düşünmemiz gereken en sevdiğimizi ALLAH yolunda verme fedakarlığıdır. Allah'ın işareti sonrası İbrahim (as)o gün en sevdiği biricik oğlunu kurban etmeyi göze almıştı. Bizim kurban keserken de idrak etmemiz gereken en sevdiğimizi ALLAH yolunda vereme bilincidir. Kurban; kiminin tükenmesinden korktuğu malı, kiminin elinden alınacağını düşündüğü makamıdır, kısacası sevgide ve öncelikte Allah'ın önüne geçirdiğimiz her şey kurban edilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kurbanın Tanımı ve Mahiyetine&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban, lügat itibarıyla yaklaşma ve yakınlaşma gibi mânâlara gelir. Kurban, Allah'a kul olmanın şuuruna ermektir. Kurban, Hak yolunda fedakarlığın ifadesidir. Kestiğimiz kurbanla, hak yolunda malımızı, hatta Hz. İbrahim ve oğlu İsmail gibi canımızı bile feda edebileceğimizi ifade etmiş oluyoruz. Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de ihlaslı olmak ve yalnız Allah'ın rızasını gözetmek temel prensiptir. Nitekim Yüce Allah, Hacc suresinde “Bu hayvanların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin samimiyetiniz ve takvanızdır” (Hac, 22/37) &lt;br /&gt;Kurban dilimizde ise, kazandığı ve kullanıldığı anlamıyla, Allah’a yakınlaşma niyetiyle kesilen hayvana verilen isimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kurbanlık develeri de size Allah’ın şeâirinden kıldık.” (Hac Suresi) ayetiyle “Şeâir-i İslam” dan yani İslam’ın işareti, alameti ve özelliklerinden sayılan kurban, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser Suresi) ayeti ile de meşruiyeti ifade edilen bir ibadettir. “Kurban kesmeye gücü yettiği halde, kurban kesmeyen, bizim namazgahımıza yaklaşmasın” (İbn Mace) hadis-i şerifi ise, kurban kesmenin vacip bir ibadet olduğuna delil olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeyd b. Erkam anlatıyor: Ashab-ı Kiram Allah Rasulü’ne şöyle sordu: “Bu kurbanın kaynağı-mahiyeti nedir? Efendimiz (as): ‘Babanız Hz. İbrahim(as)’ın sünnetidir’ buyurdu. Sahabe tekrar sordu: ‘Pekâlâ bizim sevabımız ne kadar?’ Efendimiz (as): ‘Her bir kıl için bir hasene.’ ‘Ya yün (yani kesilen kurban koyun-kuzu olunca)’ diye Sahabe soruyu yineleyince; Peygamber Efendimiz (as): ‘Yünden her bir kıl için de bir hasene’ cevabını verdiler”. (Tirmizi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz topluca şu mübarek hadis-i şerifte bildirilen mükafata nail olalım inşaallah. “İnsanoğlu Allah nezdinde kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir iş işlememiştir. O kurban, kıyamet gününde boynuzları, postu ve tırnakları ile gelir. Kurban kanının Allah nezdinde büyük itibarı vardır. Kan akıp yere düşmeden kurban kabul olur. Kurbanı temiz ve halis bir kalp ile Allah’a takdim ediniz.” (Taç, 209)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim namazlarımızı, dualarımızı ve kurbanlarımızı; Arafatta vakfe yapan, şu an Kâbe-i Muazzamada tekbir ve dualarla tavaf eden yüz binlerce Müslüman kardeşimizin ibadetleriyle birlikte kabul buyursun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3495109209598746345?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3495109209598746345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3495109209598746345' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3495109209598746345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3495109209598746345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/12/kurban-nedir-ayet-ve-hadislerle-sr.html' title='Kurban Bayramı Yaklaşırken'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_au46p_-IUbY/R2LMXVjD-gI/AAAAAAAAAsE/4IjM1TNceDM/s72-c/Kurban.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-893329241679443023</id><published>2009-09-19T00:38:00.005+10:00</published><updated>2010-12-12T18:16:33.347+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan bayramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>HAYIRLI BAYRAMLAR...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrOcfH3wCiI/AAAAAAAADGY/XB4Zi-bViUk/s1600-h/HPIM5090.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 304px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrOcfH3wCiI/AAAAAAAADGY/XB4Zi-bViUk/s400/HPIM5090.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382818038140635682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bayrama çıkmadan önce fitrelerimizi unutmayalım.Peygamber efendimiz buyurdularki..&lt;br /&gt;(Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir.)&lt;br /&gt;(Sadaka-i fıtr, oruçlunun, uygunsuz sözlerinden hâsıl olan günahları temizler.) [Beyhaki]&lt;br /&gt;(Sadaka-i fıtr, zenginlerinize bir tezkiyedir. Fakirleriniz de verirse, Allahü teâlâ onlara daha çoğunu verir.) [Ebu Davud] (Tezkiye, temize çıkarma, temizleme demektir.)&lt;br /&gt;Diğer üç mezhebe göre, bir günlük yiyeceği olanın fıtra vermesi farzdır. Hadis-i şerifte, (Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir) buyuruldu. (Ebu Davud) ALLAHA EMANET OLUN..SIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-893329241679443023?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/893329241679443023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=893329241679443023' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/893329241679443023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/893329241679443023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2009/09/merhaba-dostlar-hayirli-bayramlar.html' title='HAYIRLI BAYRAMLAR...'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2vwmulLztbM/SrOcfH3wCiI/AAAAAAAADGY/XB4Zi-bViUk/s72-c/HPIM5090.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8472022485363164319</id><published>2009-08-05T05:55:00.001+10:00</published><updated>2010-11-19T06:00:23.936+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>BERAT GECESİ'NİN  ANLAMI NEDİR, NASIL İDRAK ETMELİYİZ? / Sır Hoca hadislerle açıklıyor.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;BERAAT GECESİ:&lt;/strong&gt; Şaban ayının on beşinci günü; çarşambayı perşembeye bağlayan gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardı:&lt;/strong&gt;“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır.”&lt;br /&gt;Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.&lt;br /&gt;Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ebu Hüreyre Radıyallahu Anh dan rivayet edildiğine göre: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;”Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:&lt;br /&gt;Ya Muhammed, başını semaya kaldır. &lt;br /&gt;Sordum: Bu gece nasıl bir gecedir? &lt;br /&gt;Şöyle anlattı: Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.&lt;br /&gt;Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır.”&lt;br /&gt;Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.&lt;br /&gt;Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: &lt;br /&gt;"Ne mutlu bu gece rüku edenlere.”&lt;br /&gt;İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:&lt;br /&gt;"Bu gece secde edenlere ne mutlu".&lt;br /&gt;Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: &lt;br /&gt;"Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu:&lt;br /&gt;"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".&lt;br /&gt;Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:&lt;br /&gt;"Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."&lt;br /&gt;Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: &lt;br /&gt;"Bu gece Müslümanlara ne mutlu." &lt;br /&gt;Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: &lt;br /&gt;"Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.”&lt;br /&gt;Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?&lt;br /&gt;Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u 15 Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İbni Abbas 'tan rivayet edildiğine göre,&lt;/strong&gt; hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:&lt;br /&gt;Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yıl ki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.&lt;br /&gt;Rızkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.&lt;br /&gt;Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.&lt;br /&gt;Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.&lt;br /&gt;Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre&lt;/strong&gt; bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir. &lt;br /&gt;Berat Kandilinin "Bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır. &lt;br /&gt;Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:&lt;br /&gt;Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.&lt;br /&gt;" (Hülâsâtü'l-Beyân. 13:5251.İbni Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.et-Tergib ve't-Terhîb, 2:.119, 120.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peygamberimiz s.a.v şöyle buyurur...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Şaban ayının yarısı (Berât gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu;onu affedeyim. Rızk isteyen yok mu; rızk vereyim.Şifâ dileyen yok mu;şifâ vereyim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah Teâlâ Şaban'ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında olanları bağışlar.” (Tirmizi savm.38.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beraat gecesi, Rabbimiz tevbe, istiğfar ederek pişmanlık duyan günahkârların cümlesini affedeceğini bildiriyor. Ancak şu sekiz sınıfın KESİN TEVBE ETMEDİKÇE bu aftan istifadelerinin olamayacağını da işaret ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Allah'a şirk koşanlar.&lt;br /&gt;2-Ana-babalarına isyan eden, onların kalplerini kırıp gönüllerini yıkanlar.&lt;br /&gt;3-İçkiye devam edenler.&lt;br /&gt;4-Falcılık edip gelecekten haber verenler.&lt;br /&gt;5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler.&lt;br /&gt;6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar.&lt;br /&gt;7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar.&lt;br /&gt;8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz ki bu günahların sahipleri bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da, kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan müstefid olurlar. Aftan istisna edilmelerinin sebebi kesin, bir dönüş yapmayışları, ciddi bir tevbe, istiğfar haline girmemeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CENABI HAK buyuruyor:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apaçık kitaba yemin olsun ki biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik.&lt;br /&gt;biz gerçekten uyarıcıyız o mübarek gecede her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir. '(Duhan süresi, 1-4)&lt;br /&gt;Ayette gecen "mübarek gece" den maksat berat gecesidir Kur'an bu&lt;br /&gt;gecede yedinci semadan dünya semasına indirildi kadir gecesinde ise ilk kez peygamber efendimize indirilmeye başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gecenin dört adı vardır:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;"mubarek gece" "berat gecesi" "sakk gecesi" "rahmet gecesi" ve denildi ki bununla kadir gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sakk (bir sened) yazıldığı gibi, Allah teala da bu gece mümin kullarına beraat yazar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.&lt;br /&gt;-bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.&lt;br /&gt;-bu gece bağışlanma ve af gecesidir.&lt;br /&gt;-bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.&lt;br /&gt;-bu gecede peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir&lt;br /&gt;-bu yetkinin üçte biri şabanın on üçüncü günü üçte biri şabanın on dördüncü günü, geri kalan üçte biri de şabanın on beşinci günü verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE DOSTLAR FIRSAT ELİNİZDE, GELİN SIRRA GİRELİM, TEVBE EDELİM..DUHAN SURESİNE MEALEN BİR DAHA BAKALIM.&lt;br /&gt;Bu bir sırdır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8472022485363164319?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8472022485363164319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8472022485363164319' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8472022485363164319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8472022485363164319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2007/08/beraat-gecesi-sr.html' title='BERAT GECESİ&apos;NİN  ANLAMI NEDİR, NASIL İDRAK ETMELİYİZ? / Sır Hoca hadislerle açıklıyor.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7279026229813599895</id><published>2009-01-31T15:58:00.001+10:00</published><updated>2009-01-31T16:01:03.414+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sorumluluk'/><title type='text'>Biri Allah’a, diğeri de mahlukata ait olmak üzere iki sorumluluk vardır.</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;İnsanın doğumu ile başlayıp, ölümü ile son bulan dünya hayatında, biri Allah’a, diğeri de mahlukata ait olmak üzere iki sorumluluğu vardır. Kişinin yaradanı ile olan rabıtası O'nun varlığını bilmek, birliğine itikat etmek ve yüceliğini' tefekkürden sonra dili ile O'nu zikrederek , ibadetleri yerine getirmektir. İnsanın diğer yaratıklarla olan sorumluluğu ise, mahlukata şefkat ve merhamet etmesi, haksizlık yapmaması, herkesin hukukuna riayet etmesi ve her birinin hakkını yerli yerince vermesidir.&lt;br /&gt;CANLAR&lt;br /&gt;Mahlukat içinde insan için hakka layık olan anne ve babalardır. Dünyaya gelmemize vesile olan anne-babalarımız, bizler için hayat ve huzur kaynağıdır. Her birimiz güçsüz ve aciz bir konumda iken, Rabbimizin lütfuyla, anne-babamızın, sevgi, şefkat, merhamet dolu kucağında hayata başlarız. Evlatlarına anlatılamayacak bir zevkle kol kanat gererler. Öyle ki onlar, yemez yedirirler; giymez giydirirler; ağlatmaz, ağlarlar. Doğruyu, yanlışı, şefkati, merhameti, sevgiyi, fedakarlığı ve daha nice insanî erdemleri öncelikle onlardan öğreniriz. Bu itibarla anne-babalarımız, ilk rehberlerimizdir.Onun içindirki İsra suresinde "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti."&lt;br /&gt;Bizi hiç yoktan yaratıp sayısız nimetlere garkeden Rabbımıza ibadet nasıl bir görev ise, bizim sebebi vücudumuz olan ana ve babamıza hürmet, saygı ve ihsanda bulunmak da Allah'ın üzerimize yüklediği bir borçtur. Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim onlara nasıl davranmamız gerektiğini şöyle öğütler:&lt;br /&gt;"Onlardan biri veya her ikisi senin yarımda yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle" "Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve : Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et! diyerek dua et."İsra suresi 23 &lt;br /&gt;"Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm."Lokman 15&lt;br /&gt;Anne ve babaya gösterilecek saygı ve sevginin, yapılacak izzet ve ikramın, onların bize yaptıklarına karşı bir teşekkür mahiyeti taşıdığını da Kur'an-ı Kerim şöyle belirtir: "Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır."&lt;br /&gt;İki cihan serveri Efendimiz (s.a.v.) de anne ve babalarımızla alakalı şu tavsiyelerde bulunur." Cennet, anaların ayakları altındadır.""Anasını ve babasını üzen, onlara isyan etmiş gibi büyük günah kazanır." “Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası,Misafirin duası Anne- babanın evladına duası.”ibni maca dua 11 &lt;br /&gt;CANANLAR&lt;br /&gt;. Şüphesiz her mümin, Allah’ın rızasını kazanmayı, onun ahirette sunacağı nimetlere nail olmayı hedefler. Bu hedefe ulaşılmasında, salih amellerin ayrı bir yeri vardır. Unutmayalım ki, anne-babanın hayır dua ve rızası, bu güzelliklere ulaşmanın yollarından biridir. Sevgili Peygamberimiz, “Allah’ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.”[Tirmizi kitabı birr 3] buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmiştir. Ayrıca anne-babaya isyan, büyük günahlar arasında sayılmıştır. Peygamberimiz, “Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi? Allah’a şirk koşmak ve ana-babaya âsi olmaktır.” [Buhari şehadet 10]buyurmuştur. Bizler anne-babamızın rızasını kazanarak onların hayır duasını almanın gayreti içinde olalım&lt;br /&gt;SÖZÜMÜ birhadisle bitiriyorum.&lt;br /&gt;Cennetin kokusu beşyüz senelik mesafeden hissedilir. (Fakat buna rağmen) anne-babaya karşı gelen evlât ile sıla yı rahmi kesen kimse, onun kokusunu alamaz. Taberânî &lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7279026229813599895?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7279026229813599895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7279026229813599895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7279026229813599895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7279026229813599895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2009/01/biri-allaha-digeri-de-mahlukata-ait.html' title='Biri Allah’a, diğeri de mahlukata ait olmak üzere iki sorumluluk vardır.'/><author><name>Cihad Meriç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12319255669737021698</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-4817394364366357953</id><published>2009-01-18T18:41:00.000+10:00</published><updated>2009-01-18T18:55:10.770+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kabir ziyareti'/><title type='text'>İSLAMİYETTE KABİR VE KABİR ZİYARETİNİN MAHİYETİ</title><content type='html'>İslam dini her şeye bir ölçü koymuştur. Parmak basmadığı bir mevzu yoktur. Bugün Müslümanların gerek kabir yapmada ve gerekse kabir ziyaretinde sünnet harici bazı hareket ve davranışlarını müşahede ediyoruz. Bu hususta muteber fıkıh kitaplarında bulunan bu meseleyi maddeler halinde kardeşlerime naklediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Kabirde,cenaze üzerine tahta ve tuğla koymak mekruhtur. Kerpiç ve kamış kullanmak müstehabtır.(Müslim ter:5/240)&lt;br /&gt;2-Kabri pek fazla yükseltmeyip, bir karış kadar yerden kaldırmalıdır. Kabrin üzerini deve hörgücü gibi kamburlaştırmak müstehabdır. Murabba taş beton ve sanduka yapılmaz.(Nimet-i İslam:607-Damad:1/153)&lt;br /&gt;3-Bir kabir üzerine değil kıymetli şeyler, kendi içinden çıkandan ziyade toprak koymak dahi mekruhtur. (Tet. Hindiye:1/174) &lt;br /&gt;4-Kabrin kireçlenmesi ve üzerine bina,kubbe v.s yapılması mekruhtur. Kabristanda meşru olan yalnız ziyaret,dua ve kur’an okumaktır. Umuma ait kabristanda,kabir üzerine bina yapmayı nevevi haram saymıştır.(Müs.ter ve şerh:5/245)&lt;br /&gt;5-Kişi öldüğü mahallin kabristanına defnetmek müstehaptır. Oradan nakil faidesiz bir şey yapmaktır.(Halebi sağ: 339)&lt;br /&gt;6-İnsan nerede öleceğini bilemez. Binaenaleyh ölümünden evvel,kendisi için kabir hazırlamak yersiz ve yararsızdır.(Nimeti İslam: 617)&lt;br /&gt;7-Fatihin babası II.Murat şöyle vasiyet etmiştir: “Mezarım asla hükümdarlar için yapılan türbelerden olmasın,Vücudumu doğrudan doğruya toprağa gömünüz ki Allah’ın rahmeti olan yağmur üstüme yağsın.”mezarların üzerlerine 10 binleri bulan bir servet gömen gösteriş budalalarına ne güzel bir derstir bu. Bugünkü mezar taşlarının çoğu, gömülene de ıstırap verir. İsraftır ,haramdır . Peygamberimiz: Kabirlerin toprağı üstüne,rüzgarların esmesi ve yağmurların damlaması ölü mü’minin günahlarına kefarettir. (Damad:1/153)&lt;br /&gt;8-Kabirlerin üzerine oturmamalıdır. Resulullah: biriniz bir kor üstüne oturupta, o korun elbisesini yakması, ta cildine işlemesi,kabir üzerine oturmasından daha hayırlıdır.(Müslim. Hadis no:971)&lt;br /&gt;9-Kabir ziyaretinden evvel 2 rekat nafile bir namaz kılmalı ,her rekatta 1 fatiha, 1 ayetü’l Kürsi, 3 ihlas okuyup namaz sevabını ziyaret edeceği kimsenin ruhuna bağışlamalıdır..(Mec.Adab:113)&lt;br /&gt;10-Kabristana sağ adımla girmeli ve selam vermelidir. (Essalamü aleyküm dara gavmin mü’miniyne.Ve innâ inşaallahü biküm lahigûne,es’elullahe li veleküm El-afiyete)&lt;br /&gt;11-Ziyaretçi, ölünün baş ucundan değil, ayak ucundan gelir. Arkası kıbleye ,yüzü ölünün yüzüne karşı olur. Kendisi ayak ucunda durması daha iyidir. Kabirde yatanın sağlığında kendisine ne kadar yakın olabilirse o kadar yakın oturmalıdır.&lt;br /&gt;12-Kabrin başında okunacak sureler:(Yasin-i Şerif ,Fatiha,elif lam mim, ayetül kürsi, amenerrasülü,ihlas (II/9-7-3) felak ve nas sevabı kabristandaki tüm ölülere hediye etmek iyidir. Çünkü sevaptan hiçbir şey eksilmez.(İbn Abidin:1/605) &lt;br /&gt;13-Kabirleri Cuma günü,cumadan bir gün evvel ve bir gün sonra ziyaret makbuldur.&lt;br /&gt;14-Kabristanda ayakta dua etmek, oturarak dua etmekten efdaldir.(Müslim.Ter:5/25)&lt;br /&gt;15-Mezara eğilmek,secde yapar gibi tazim etmek,mezarın etrafını tavaf eder gibi dolanmak haramdır.(Lübab Şerh:293&lt;br /&gt;16-Mezar sahibinden ,hastasına şifa,derdine derman istemek,mezara kurban adamak,çocuğu olmayana çocuk vereceğine inanmak,yeni gelin ve damadın yeşil türbeye gelip erkek çocuk istemeleri gibi. Bunların hepsi şirktir. İnsanı imandan eder.&lt;br /&gt;17-Hz Ali: Kabristana uğrayan kimse (11 ihlas) süresini okuyup, sevabını ölülere hediye ederse o ölülerin adedince okuyan kimseye sevap verilir buyuruyor.&lt;br /&gt;18-Bir kimse ebeveyninin kabrini, Cuma günü ziyaret eder de orada Yasin süresini okuyup,ruhlarına hediye ederse günahları affolunur inşallah.&lt;br /&gt;19-Yaşlı kadınların 3-5 kişi ile birlikte kabir ziyaretleri yapmasında bir mahzur yoktur. Genç kadınlar için kabir ziyareti mekruhtur. Şer’i bir sakınca olmasa dahi böyledir. İbn.Abidin:1/605 (Kabre gelen kadınlar,ölülere çıplak görünürmüş cümlesi uydurmadır.)&lt;br /&gt;20-Kabristanlarda ,aile mezarlığı diye bazı yerleri istimlak etmek caiz değildir. Orada herkesin hakkı vardır.&lt;br /&gt;21-Kabirlerin yaş otlarını,ağaçlarını koparmak mekruhtur. Sünnet olan ağaç dikmektir.&lt;br /&gt;22-Cenaze gömüldükten sonra şeker dağıtmak islamda olmayan bir adettir.&lt;br /&gt;23-Mezar taşları boyanmaz. Ayet,Hadis,beyt yazmak mekruhtur. Yalnız ismi yazılır.&lt;br /&gt;24-Mü’minin mezarına rüzgar işlemeli ve yağmur akmalıdır.&lt;br /&gt;25-Peygamberimiz : “Ölünün mezarı çamurla sıvanmadıkça ezan işitmekten mahrum olmaz” buyuruyor.(Kün:Hakaik:3/21) Onun için mezarın çiğnenmemesi için mezarın etrafına kara taşlar sıralanır. Baş ve ayak tarafına birer taş dikilir. Bir de ölünün adı yazılır.&lt;br /&gt;26-Oturduğu ve çalıştığı yerin mezarlık olduğunu bilen kimseler,bundan doğacak mesuliyeti mutlaka çekerler. Ölünün dua ve bedduası geçerlidir.&lt;br /&gt;27-Peygamberimiz: “Mezardaki ölü,boğulmakta olup ta yardım isteyen gibidir. Babadan ,anadan,sadık dosttan dua bekler”buyuruyor. (Ramuz:368)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Kardeşlerim mesele bundan ibarettir. Mermerler, suni çiçekler, masraflar…Evet bütün bunlar sünnet dışıdır. Şeker dağıtmalar, 40. veya 52. geceler de helva dağıtmalar… mevlitler…daha ne söylüyeyim. Nefse hoş gelen ve altında şöhretler, gösterişler yatan bütün bunları dile getirmek bizim vazifemizdir.&lt;br /&gt;Ölün,senden bunları beklemiyor. O dua bekler, Yasin bekler, namına fakir bir talebinin elinden tutanı bekler. Mermer taşı ,helva dağıtımı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbena efrığ aleyna sabran ve teveffena müslimin.&lt;br /&gt;(Yarabbi üzerimize sabrı yağdır ve Müslüman olarak canımızı al.)&lt;br /&gt;( a’raf/126)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-4817394364366357953?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/4817394364366357953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=4817394364366357953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4817394364366357953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/4817394364366357953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2009/01/islamiyette-kabir-ve-kabir-ziyaretinin.html' title='İSLAMİYETTE KABİR VE KABİR ZİYARETİNİN MAHİYETİ'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5220806333461632158</id><published>2008-11-07T17:01:00.001+10:00</published><updated>2008-11-07T17:05:47.388+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='namaz ve çocuk'/><title type='text'>çocuğu küçük yaşta namaza alıştırma ve hayatı bir baştan bir başa düzende tutmaya yeten bu ibâdete onun kalbini, ruhunu ve dimağını açmak</title><content type='html'>Merhaba can dostlar;&lt;br /&gt;Çocuğun anne baba üzerindeki haklardan biride namaza alıştırmak diğer adı ile , Çocuğa Namaz Kılmasını Emretmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, ana babasının bir kopyası, içinde yetiştiği muhitin ahlâk ve kültürünün küçük bir modelidir. Ana baba bir yay, çocuk ise bir oktur. Onu ne yana, nereye atarlarsa oranın rengini ve karakterini alır. Ailesi onu küçük yaşta ya iyiye, doğruya ve güzele çevirip yönlendirir; ya da ona bir takım kötü davranışlar kazandırır. Akil baliğ olduktan sonra Allah'ın hidâyetine lâyık görülürse kurtulur, değilse, aldığı renk ve maya ile bir ömür tüketir.&lt;br /&gt;O bakımdan büyük önderimiz Hz. Muhammed (a.s.) Efendimiz, çocuk terbiyesine gereken önemi vermiş ve bu hususta sağlıklı bütün yolları göstermiştir.&lt;br /&gt;Namaz kılan ve helâl lokma ile geçinen ana babanın çocuklarına verdikleri örnek, eğitimin omurgasını teşkil eder. Bunun aksine bir tutum çocuğun elden çıkmasına neden olur.&lt;br /&gt;Çocuk henüz fazilet kalıbında şekillenmeye müsait bir dönemde iken onu namaz ve benzeri ibâdetlere alıştırmak bir bakıma farzdır. Küçük çocuğunu avutup yanına çağırırken avucunda hurma bulunduğunu ve hemen geldiği takdirde onu kendisine vereceğini söyleyen annenin bu hareketine şahit olan Peygamber (a.s.) Efendimiz, ona: "Elinizde cidden hurma var mıdır? Sakın çocuğa yalan söyleyerek onu avutmaya çalışma, sonra güvensizlik doğurur ve çocuğu da yalana alıştırırsın, o yüzden günah işlemiş olursun!" buyurarak çocuk eğitiminin nasıl bir dikkat ve itina istediğini belirtmiştir.&lt;br /&gt;DOSTLAR; bu hafta sadece çocuğu küçük yaşta namaza alıştırma ve hayatı bir baştan bir başa düzende tutmaya yeten bu ibâdete onun kalbini, ruhunu ve dimağını açma konusunu işleyeceğiz. Önce ilgili hadîsleri nakledelim:&lt;br /&gt;Amir b. Şuayb (r.a.)'den yapılan rivayette, o babasından, o da dedesinden rivayetle Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: &lt;br /&gt;"Çocuklarınız yedi yaşında iken onlara namaz ile emrediniz; on yaşına girdiklerinde (kılmazlarsa ölçülü ve yönlendirici anlamda) dövünüz ve yataklarını ayırınız." Ahmed: 2/180, Ebû Dâvud: Amir b. Şuayb'dan.&lt;br /&gt;Hz. Aişe (r.a.)'dan yapılan rivayette, Peygamber (a.s.) Efendimiz'in. şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Üç (kimse) hakkında kalem kaldırıldı: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ergen oluncaya kadar çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deliden..." Buharî, Hudud: 22, talak: 11, Ebû Dâvud, Hudud: 17&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR; Hadîslerin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:&lt;br /&gt;1- Çocuk yedi yaşına girince onu namaza alıştırmak sünnettir.&lt;br /&gt;2- On yaşına girince, bu alışkanlığını sürdürmesini sağlamaya çalışmak ve çocuk eğitiminin son çarelerinden ve yeri geldiği zaman uygulanmasında fayda olan cezaya başvurmak müstehabdır. &lt;br /&gt;3- Çocuklar on yaşına girince, yataklarını ayırmak, özellikle kız çocuğuyla erkek çocuğunu birbirinden uzak tutup yataklarını ona göre düzenlemek sünnettir.&lt;br /&gt;4- Uykuda meydana gelen ve günâh anlamında olan şeyler amel defterine yazılmaz. Çünkü olup bitenlerin hemen hepsi kişinin irâdesi dışında cereyan eder.&lt;br /&gt;5- Çocuk ergen oluncaya kadar, günâh mahiyetinde işlediği hiçbir fiil amel defterine yazılmaz, çünkü bu dönemde henüz mükellef değildir.&lt;br /&gt;6- Aklî dengesini kaybeden bir kişiden de sadır olan günâh ve kötülükleri amel defterine yazılmaz ve bunlardan dolayı sorum tutulmaz.&lt;br /&gt;Mezhepler bu konuda ittifak halindedir.&lt;br /&gt;Bezzar'ın Ebû Râfi’den yaptığı rivayette bu konuda şöyle tespit yapılmıştır: &lt;br /&gt;"Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in vefatından sonra kendisine ait bir kılıç kınının içinde yazılı bir sahife bulduk, içinde şunlar yazılıydı: &lt;br /&gt;Bismi'llâni'r-Rahmânî'r-Rahîm. Erkek ve kız çocuklar ile erkek ve kız kardeşler yedi yaşına girdiklerinde (yataklarını) ayırınız, dokuz yaşına (buyurduğunu sanıyorum) girdikleri zaman namaz (kılmadıkları takdirde) dövünüz." Hafız Bezzar: Ebu Râfi'den...&lt;br /&gt;Muâz b. Abdullah İbn Habîb el-Cühenî'den yapılan rivayette, o kendi eşine veya başka bir kadına sormuştu: "Çocuk ne zaman namaz kılar?" Kadın şu cevabı vermişti: "Bizden bir adam, Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'den rivayetle, şöyle buyurduğunu söyledi: &lt;br /&gt;"Çocuk sağını solundan ayırt edip bilince ona namaz ile emredin!" &lt;br /&gt;Bu konuda ayrıca Ebû Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayetteki aynı rivayet Enes'den (r.a.) de yapılmıştır şöyle buyurmuştur: &lt;br /&gt;"Çocuklara yedi yaşına girince namaz ile emredin ve on üç yaşına girince (kılmadıkları takdirde, dövün!)" &lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN BU BİR SIRDIR..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5220806333461632158?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5220806333461632158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5220806333461632158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5220806333461632158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5220806333461632158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/11/ocuu-kk-yata-namaza-altrma-ve-hayat-bir.html' title='çocuğu küçük yaşta namaza alıştırma ve hayatı bir baştan bir başa düzende tutmaya yeten bu ibâdete onun kalbini, ruhunu ve dimağını açmak'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5613512100286195085</id><published>2008-10-18T15:53:00.002+10:00</published><updated>2008-10-18T15:57:32.436+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iffet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haya'/><title type='text'>İFFET</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SPl6e1mucSI/AAAAAAAAA9Y/q68x1tSOhrs/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SPl6e1mucSI/AAAAAAAAA9Y/q68x1tSOhrs/s320/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258368710135935266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR &lt;br /&gt;İnsan, Yüce Allah’ın yarattığı varlıkların en mükemmelidir. “ Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Tin suresinin 4. âyeti, insanın yaratılışındaki bu mükemmelliğe dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;Gerçekten insan, sahip olduğu cevher, yetenek ve potansiyel ile diğer yaratılanlarda bulunmayan nice üstün değerlere sahiptir. İnsandaki bu üstün değerlerden birisi de şüphesiz iffettir.Utanma, çekinme, vazgeçme, tövbe etme gibi anlamlara gelen haya kelimesi; ahlak terimi olarak, nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesidir. Kötü bir işin yapılmasından yada iyi bir işin terk edilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı şeklinde de açıklanabilir. İffet ise; haramdan uzak durmak, helal ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmaktır. (Bakara, 2/273, Nur, 24/33)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR, Yüce Dinimiz İslâm, insana hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için vazgeçilmez haklar tanımıştır. Din, can ve mal güvenliği, aklın ve namûsun korunması bu hakların en önemlilerindendir. şüphesiz namus ve şerefin korunmasının en güzel yolu, iffetli olmaktan geçmektedir. Zira iffet, insanın süsü, ziyneti ve namus anlayışının göstergesidir.&lt;br /&gt;İffet ve namus duygusu, insanlarda doğuştan var olan ve onu diğer canlılardan ayıran en belirgin bir niteliktir. iffet duygusu, bir müminin kötülüklere, çirkinliklere, haramlara bulaşmasını önleyen bir kalkandır. İffetli müminin kapısı, Allah ve Resulüne dolayısıyla kendisine ve başkalarına karşı saygısızlık içeren her türlü çirkinliğe kapalıdır. İffetsiz insan ise, her türlü kötülüğü işlemeye elverişlidir. İffet ve hayâ, kadını saygın ve değerli yapar.&lt;br /&gt;Yüce Allah Kuran'da iffetiyle örnek gösterdiği Hz. Meryem için söyle buyurur: “İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” (Tahrim Suresi,12)&lt;br /&gt;Hz. Musa’nın kıssasında onlara da yer veren Allah Teâlâ, dikkatimizi çekecek bir ifade kullanmaktadır."Onlardan biri utana utana yürüyerek Musa’ya geldi ve şöyle dedi: 'Babam sizi, koyunlarımızı sulamanıza karşılık olmak üzere ücretinizi vermek için çağırıyor.'”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANLAR, Dinimizde hemen her vesileyle kişilerin dürüst ve iffet sahibi olmaları istenmiş ve bu konuda kadın-erkek ayırımı yapılmaksızın Nûr sûresinin 30 ve 31. âyetlerinde şöyle buyurulmuştur: “Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını, iffetlerini korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. şüphesiz Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını, iffetlerini korusunlar.”&lt;br /&gt;“İbn Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah'tan hakkıyla hayâ edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhâfaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim âhireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur.' (Malik b. Enes, Muvatta)&lt;br /&gt;“Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Ebû Saîdi'l-Hudrî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çadırdaki bâkire kızdan daha çok hayâ sahibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık.” (İbn Mâce, Sünen, Zühd)&lt;br /&gt; Peygamber (sav)  "Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiği şeyi güzelleştirir." (Buhârî Rikak) &lt;br /&gt;Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” (Yasin Suresi) &lt;br /&gt;Kadın kristal gibidir. En küçük bir hayâsızlık onu bir anda kırılıp yok olmasına sebep olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZÜME iffet ve haya timsali Sevgili Peygamberimizin Yüce Allah’a şu yakarışıyla bitiriyorum: “Yâ Rabbi! Senden hidâyet, takvâ ve iffet istiyorum.” (Müsned, I/389, 439)&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5613512100286195085?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5613512100286195085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5613512100286195085' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5613512100286195085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5613512100286195085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/10/iffet.html' title='İFFET'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SPl6e1mucSI/AAAAAAAAA9Y/q68x1tSOhrs/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7806101554018673587</id><published>2008-10-07T16:14:00.003+10:00</published><updated>2010-09-22T05:05:55.683+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ramazan ayı'/><title type='text'>RAMAZAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SOr_EVjhERI/AAAAAAAAA9I/D3MsQamI1eo/s1600-h/HPIM4054.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SOr_EVjhERI/AAAAAAAAA9I/D3MsQamI1eo/s320/HPIM4054.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5254292365251776786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;RAMAZAN AYININ BİZE KAZANDIRDIKLARI Konusunu dile getiriyor…hep beraber okuyalım inşallah…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayı kendisini Allah’a teslim eden bizler için kulluk stajımızı yaptığımız bir aydır.Evet stajdayız dedık. Pekı staj nedır? Bir mesleğe,bir göreve başlamadan önce o görevin veya mesleğin inceliklerini,yapılması gerekenlerini öğrendiğimiz kısa süreli ve yoğun programlı kurs dönemidir. İşte Ramazan ayıda bizim kulluk sanatımızın, kulluk mesleğimizin inceliklerini , güzelliklerini öğrendiğimiz, kulluk adına kazandığımız her türlü bilgi ve amel dünyamız ile yılın geri kalan onbir ayını ve geri kalan ömrümüzü ihya edeceğimiz bir staj dönemidir.&lt;br /&gt;Yaklaşık otuz gün süren yoğun bir programda icra ettiğimiz farz ve nafile ibadetlerle Yüce yaratıcımız ile olan bağlantımızı, yakınlığımızı artırmış olduk. Ramazan boyunca imsaktan başlayıp gün batımına kadar ibadetle geçen süremizdeki Rahmana yakın mini zaman boyutunu, doğumumuzdan ölümümüze kadar geçen ömür süremize taşımamız halinde gerçek başarıya ulaşmış oluruz. Biz oruçla hayatın nasıl ibadete dönüşebileceğini öğrenmiş oluruz.Hayatı ibadete dönüşenlerin ölümü bayram olarak karşılaması en doğal sonuçtur.Evet oruçlunun rabbine kavuştuğu vuslat anındaki sevinci , hayatını ibadete çevirenlerin sevincidir.&lt;br /&gt;Ramazan boyunca süren kulluk stajımızın bize kazandırdığı dört temel özellik bizim kişisel ve toplumsal kurtuluşumuzun sağlayıcısı olacaktır.Nedir bu temel özellikler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Nefis Terbiyesi: Yüce Allah kitabında nefislerini temizleyip, terbiye edenlerin,onun isteklerini kontrol edip Allahın sınırları içerisinde kalmasını sağlayanların kurtuluşa ereceğini, Buna karşılık nefsini ıslah edememiş, onun her türlü isteğine cevap verme yarışında olanların, onu ilah edinenlerin ise hüsrana uğrayacağını bildirmiştir.İşte ramazan ayı bize aklımızı nefsin esaretinden kurtarabilmenin , onu kontrol altında tutabılmenın yollarını öğretmektedir.İnsanları kötülük işlemeye sevkeden her türlü öfke,kötü söz,açgözlülük,şehvet vb. nefsi duygu ve isteklerin bize egemen olmasına ızın vermemeyı oruçla benimsemekte ve pratiğe dökebilmekteyiz.&lt;br /&gt;2- İbadet Eden Olmak: Her zaman kendimizi ibadete verememekten , sürekli bir şekilde namaz kılamamaktan duyduğumuz pişmanlıkla birlikte gelen şikayetlerimizin önüne geçmeyi ve kendi benliğimizde ibadet eden bir kul olma hüviyetini kazanmayı bu ayda başarabilmekteyiz.Ramazan ayının getirdiği o manevi iklimde imandan sonra en büyük hakikat olan ve kulun en birinci hesap verme sorumluluğunda olduğu Namaza hiç bırakmamak üzere sarılmak en büyük karımız olacaktır.Bu ayda sarılacağımız namaz ile diğer on bir ayımızıda ikame edebiliriz.&lt;br /&gt;3- Kur’an İle İrtibat: Kişisel ve toplumsal tüm problemlerimizin çaresi, gönül dünyamızdakı her turlu şirk,küfür,nifak,hased,kin vb. hastalıkların şifası biz mü’minlere rahmet olarak bize arş-ı aladan gönderilmiş Kur’an-ı Azimüşşandır.Bizim her türlü toplumsal durumumuzu içeren bu kitabı hayat yolculuğumuzda bize yol gösteren bir rehber konumuna getirmek zorundayız.Bu ayda mukabelelere ayırdığımız vakti hiç soğutmadan Kur’an-ı Kerimi anlamak için çalışmaya ayırmak bizim bu aydan en büyük kazançlarımızdan birisi olacaktır.&lt;br /&gt;4- Yardımlaşma Ahlakı : İslam dini toplumsal dengenin sağlanması noktasında önemli görevleri biz mü’minlere sorumluluk olarak vermiştir.Bu ayda artan merhamet duygularımızla birlikte zenginlerimizle fakirlerimiz arasında kurduğumuz gönül bağını kalan on bir ayda da devam ettirerek toplumumuzda yaygın olarak görülen ekonomik dengesizliğin azaltılmasında yadsınamaz katkıyı sağlamış olacağımız şüphesizdir.&lt;br /&gt;Evet, iman iddasında bulunan bizlere düşen en büyük görev, imanımızdan kaynaklanan kendimizi ve toplumumuzu ıslah etmeye yönelik salih amelleri artırmaktır.Şu gerçeği hiçbir zaman unutmayalım “ Her nefis çalışmasına bağlıdır”(Müdessir-38) &lt;br /&gt;Selam ve Dua GÜNAY YÜKSEL &lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7806101554018673587?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7806101554018673587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7806101554018673587' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7806101554018673587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7806101554018673587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/10/merhaba-can-dostlar-bu-hafta-bir.html' title='RAMAZAN'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SOr_EVjhERI/AAAAAAAAA9I/D3MsQamI1eo/s72-c/HPIM4054.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-701802525912630542</id><published>2008-09-26T16:41:00.003+10:00</published><updated>2010-12-12T18:12:51.088+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadir gecesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='önemli günler'/><title type='text'>Bu gece Kadir</title><content type='html'>DEĞERLİ DOSTLAR…Bugün kadir gecesi.... Kadri büyük bir kitap, kadri büyük bir meleğin diliyle ,kadri büyük bir elçinin eliyle, kadri büyük bir ümmete indirildi .Bu gece… Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:&lt;br /&gt;"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi )Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:&lt;br /&gt;"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır." BUHARİ&lt;br /&gt;"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır.", DOSTLAR..Önemsenesin. Adın dünyada büyük harflerle yazılsın diye bekledin. Şimdi sırası işte bu gece kadir gecesi. Kadrinin sayıldığı gece. Hatırının bilindiği gece.. Rabbin seni sırada bekletmiyor; hemen huzuruna alıyor. Hatırını sayıyor. Rabbin seni sıradan saymıyor; biricik kulu eyliyor. Önemsiyor varlığını. Rabbin seni önemsemezlik etmedi hiç. Her söylediğini hemen duyuyor. Olduğun gibi kabulleniliyorsun bu gece.. Ayıplanmadan. Yüzünü vurulmadan. Başına kakılmadan. Şart koşulmadan. Bekletilmeden. Önce sen.. Önce sen. Sadece sen.. Huzura alınıyorsun. Yüzünü yerden kaldırıyor Rabbin. Utançlarını bitiriyor. Kusurlarını siliyor. Rahmetinin serinliğinde teselli ediyor seni.. Yeniden seviyor. Hiç hata etmemiş gibi yanına alıyor. Yüzünü yerden kaldırıyor Takdir gecesi bu gece... Çoğaltıp biriktirmenin telaşını bir kenara bırak. Sana kalacaklara bak, seninle olacakları çoğalt. bak Hasretlerin yokluğun eşiğinde. Varlıktan içeri çağrılacak mısın? Ölümünün ve ömrünün kaderin kefelerinde tartıldığını bil, bu gece. Gecenin kadrini bilenlerin gecesi&lt;br /&gt;O ZAMAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;Ramazan ayının son günlerini mümkünse yatsı ve sabahları cami ve cemaatle kılalım. Çünkü Peygamberimiz sav kadir gecesinin ramazan ayı veya son on günün tek günlerinde gizli olduğunu beyan eder,her geceyi kadir bilelim ki diye...&lt;br /&gt;KADİR takdir manasına "insanların bir yıllık ömrünü nerede, nasıl geçireceğinin,rızkının ,ve toplumların akıbetinin ne olacağının takdir edildiği gece" denmiştir.&lt;br /&gt;KADİR "kuranın indirildiği geceye " denmiştir.&lt;br /&gt;KADİR BU GECE İNEN KİTABIN KADİR KIYMETİNİ BİLİN MANASINI ÇIKARANLAR şu hadisi delil getirmişler:&lt;br /&gt;Peygamberimiz sav "ALLAH bir insanı veya toplumu KURAN sebebiyle yüceltir,veya alçaltır." "Sizin CENNETTEKİ EN SON DERECENİZ KURANDAN OKUDUĞUNUZ EN SON AYETTİR." terğib ve terhib.&lt;br /&gt;Sözleriyle kuranla geçen bir gecenin, kuransız bin aydan hayırlı olacağı Vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;Peki kadir gecesi ne yapalım:&lt;br /&gt;Bu gece dua ,tevbe istiğfar etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua edersek daha güzel olur. Kuranla beraber şu hadise kulak verelim.&lt;br /&gt;"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."&lt;br /&gt;Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :&lt;br /&gt;-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.) peygamberimiz sav&lt;br /&gt;"Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi." [Deylemi]Gelin dostlar bu gün ve gecelerin kıymetini bilip mizanımızı dolduracak amellere koşalım. ALLAHA EMANET OLUN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-701802525912630542?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/701802525912630542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=701802525912630542' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/701802525912630542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/701802525912630542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/09/bu-gece-kadri-byk-bir-kitap-kadri-byk.html' title='Bu gece Kadir'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-454500798907657285</id><published>2008-09-19T15:10:00.005+10:00</published><updated>2010-09-22T05:07:57.957+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zekat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='salebe'/><title type='text'>Tevbe</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SNM1nNs_HdI/AAAAAAAAA9A/QW2zwlnfOuY/s1600-h/d3.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SNM1nNs_HdI/AAAAAAAAA9A/QW2zwlnfOuY/s320/d3.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247596938626276818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEĞERLİ DOSTLAR,&lt;br /&gt;ALLAH (cc ) tevbe suresinde mealen...&lt;br /&gt;75- Onlardan bazıları "Eğer Allah bize lütufundan bol mal verirse, sadaka verenlerden ve iyi amel işleyenlerden alacağımıza yemin ederiz" diye Allah'a kesin söz verirler.&lt;br /&gt;76- Fakat Allah onlara lütufundan bol mal verince, cimrice davranarak sırt çevirdiler, sözlerinden döndüler.&lt;br /&gt;77- Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalan söyledikler gerekçesiyle Allah, karşısına çıkacakları güne kadar kalplerine münafıklığı yerleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç ayetin iniş sebebiyle ilgili birtakım rivayetler vardır. Biz bunlardan İbn-i Cerir ve İbn-i Ebu Hatemin Mua'n hadisinden aldıkları rivayet ile Ebu Umame el Bahili'nin Salebe İbn-i Hatıp el-Ensari'den aldığı rivayeti burada vereceğiz. Bu rivayete göre Salebe, Peygamberimize -salât ve selâm üzerine olsun"Allah'a dua et ki, bana bir servet versin" demiştir. Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun-:&lt;br /&gt;"Yazıklar olsun sana ey Salebe! Şükrünü eda ettiğin az bir mal güç yetiremeyeceğin kadar çok maldan hayırlıdır" buyurmuştur.&lt;br /&gt;Salebe Allah'ın peygamberi gibi olmaya razı değil misin? Allah'a yemin ederim ki: "Eğer ben dağların altın ve gümüş olmasını dileseydim, olurlardı'" buyurdu.&lt;br /&gt;Salebe şöyle dedi:"Seni gerçek bir peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, eğer sen benim için dua etsen ve Allah da bana bir servet verecek olsa, şüphesiz bir hak sahibine hakkını veririm."&lt;br /&gt;Bunun üzerine Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- şöyle buyurdu:"Allah'ım Salebe'ye bir servet ver."&lt;br /&gt;Rivayete göre Salebe kendisine bir koyun aldı ve bu koyunu böcekler gibi çoğalmaya başladı. Artık Medine ona dar gelmeye başladı. Medine'den ayrılarak yakındaki bir vadiye yerleşti. Bu sırada öğlen ve ikindi namazlarını cemaatle birlikte kılıyor, diğerlerinde cemaate gelemiyordu. Sonra sürüleri daha da çoğaldı. Salebe bir daha uzağa çekildi. Artık beş vakit namaza gelemiyordu. Sadece Cuma namazlarına gelebiliyordu. Malları çoğalmaya devam ediyordu, neticede Cuma'yı da terketti. Şimdi Cuma günleri kervanların yolunu bekliyor, onlardan haber almaya çalışıyordu.Bir ara Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun-:"Salebe ne yapıyor acaba? diye sordu. Ashab:"Ey Allah'ın Rasulü, bir koyun satın almıştı. Sonra mallarına Medine dar gelmeye başladı"... diyerek durumu anlattılar.Rasulullah buyurdu ki:"Yazık oldu Salebe'ye! Yazık oldu Salebe'ye! Yazık oldu Salebe'ye!&lt;br /&gt;Yüce Allah onların mallarından sadaka al... ayetini indirdi. Sonra zekâtı nereye verileceğini belirten ayetler indi. Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- müslümanlardan iki kişiyi zekât gelirlerini toplamak üzere görevlendirdi. Bu adamlardan biri Cüheyne kabilesinden, diğeri Süleym kabilesindendi. Peygamber onlara müslümanlardan zekât gelirlerini nasıl toplayacaklarını belirten bir de yazılı belge verdi. Ve onlara şöyle dedi:&lt;br /&gt;"Salebe'ye ve beni Süleym kabilesinden falan adama uğrayın ve onların zekât gelirlerini alın."&lt;br /&gt;Görevliler Salebe'ye gittiler ve ondan zekât gelirlerini istediler. Peygamber'in -salât ve selâm üzerine olsun- kendilerine vermiş olduğu mektubu ona okudular. Salebe:&lt;br /&gt;"Bu cizyeden başka bir şey değildir. Bu istediğiniz zekât cizyenin kardeşinden başka bir şey değildir. Ben bunun ne olduğunu anlayamadım? Gidiniz, işlerinizi bitirdikten sonra tekrar bana geliniz."&lt;br /&gt;Süleym kabilesinden olan adam ise, bu görevlilerin geleceğini duymuştu. Develerinin en güzellerini tesbit etti ve onları zekât için ayırdı ve Allah Resulü'nün görevlilerini onlarla karşıladı. Görevlileri onun bu hareketini gördüklerinde:&lt;br /&gt;"Sana bu kadarı zorunlu değildir. Ve biz senden bunu almak istemiyoruz" dediler. Adam:"Yok, alın. Ben bunu kendi gönül rızamla veriyorum, ben bunları onun için ayırmıştım" dedi.&lt;br /&gt;Görevliler de onun bu mallarını aldılar, başkalarına da uğrayıp zekât gelirlerini topladılar. Tekrar Salebe'ye döndüklerinde:"Şu mektubunuzu gösterin bana" dedi. Mektubu okudu ve:"Bu cizyeden başka bir şey değildir. Bu istediğiniz zekât, cizyenin kardeşinden başka bir şey değildir. Gidiniz, ben biraz düşüneyim" dedi.&lt;br /&gt;Görevliler de gittiler. Resulullah'ın yanına vardıklarında Peygamber onları görüp daha onlarla konuşmadan "yazıklar olsun Salebe'ye" dedi ve Süleym kabilesinden olan adama bereket için dua etti. Görevliler Salebe'nin yaptıklarını ve Süleym kabilesinden olan adamın yaptıklarını ona haber verdiler. Bunun üzerine yüce Allah şu ayeti indirdi:&lt;br /&gt;"Onlardan bazıları da "Eğer Allah bize lütfundan bol mal verirse, sadaka verenlerden olacağımıza yemin ederiz" diye Allah'a kesin söz verirler."&lt;br /&gt;Bu sırada Peygamber'in yanında Salebe'nin yakınlarından biri bulunuyordu. Olup bitenleri duydu. Çıktı, O'nun yanına gitti ve O'na "Yazıklar olsun Salebe! Allah senin hakkında şöyle şöyle ayet indirdi" dedi. Salebe kalktı. Peygamber'in yanına geldi. Ve zekât mallarını kabul etmesini diledi. Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun-:&lt;br /&gt;"Allah senin zekât gelirlerini almamı yasakladı" buyurunca Salebe, başına toprak saçmaya başladı. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- O'na: "Bu senin kendi yaptığındır, daha önce sana emrettiğim halde sen bana itaat etmemiştin" buyurdu.&lt;br /&gt;Peygamber O'nun zekâtını almayı reddedince, tekrar evine döndü. Resulallah vefat edinceye kadar ondan zekâtı kabul etmedi. Sonra Ebubekir halife seçildiğinde O'na gitti ve:&lt;br /&gt;"Sen peygamberin katındaki derecemi ve Ensar arasındaki yerimi biliyorsun, zekât mallarımı kabul et" dedi. Ebubekir O'na:&lt;br /&gt;"Peygamberimiz senin zekâtını kabul etmedi, ben de kabul edemem" karşılığını verdi. Ebubekir vefat edinceye kadar onun zekâtını almadı. Hz. Ömer halife seçildiğinde yine geldi ve "Ey mü'minlerin başkanı, benim zekât mallarımı kabul et" dedi. Hz. Ömer -Allah ondan razı olsun-:&lt;br /&gt;Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir onu kabul etmediği halde, ben mi onu kabul edeceğim? karşılığını verdi. Hz. Ömer vefat edinceye kadar onun zekâmı almadı. Hz. Osman halife seçildiğinde ona da geldi ve:&lt;br /&gt;"Zekât mallarımı kabul et" diye teklif etti. Hz. Osman -Allah ondan razı olsun- Peygamber, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer O'nu kabul etmemişken, ben mi onu kabul edeceğim? karşılığını verip zekâtını kabul etmedi. Ve böylece Salebe Hz. Osman'ın halifeliği döneminde öldü gitti.&lt;br /&gt;İsterse bu olay ayetlerin indiği zamanda gerçekleşmiş olsun, isterse ayetlerle ilgili başka olaylar sözkonusu olsun, ayetlerin anlamı geneldir. Genel bir durumu tasvir etmektedir. Tam, kesin bir inanca kavuşmayan ve imanın tam anlamıyla içlerine sirayet etmediği gönüllerin her zaman görülebilecek bir tipini çizmektedir. Fizılalil kuran tefsiri&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR Gelin bizlerde ALLAHIN cc verdiği nimetleri ALLAH cc yolunda sarf edelim .münafigun suresinin şu ayetlerinde olduğu gibi..&lt;br /&gt;9- Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa İşte onlar ziyana uğrayanlardır.&lt;br /&gt;10- Birinize ölüm gelip de: "Rabbim beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, İyilerden olsam " diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızklardan sarf edin.&lt;br /&gt;11- Allah, yaşama süresi dolduğu zaman hiçbir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.&lt;br /&gt;BUBİR SIRDIR…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-454500798907657285?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/454500798907657285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=454500798907657285' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/454500798907657285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/454500798907657285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/09/bu-hafta-sizlerle-tevbe-sresinin-ayeti.html' title='Tevbe'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SNM1nNs_HdI/AAAAAAAAA9A/QW2zwlnfOuY/s72-c/d3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6194264647252227772</id><published>2008-09-12T17:45:00.002+10:00</published><updated>2008-09-12T17:46:30.551+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilim'/><title type='text'>Okullar açıldı, bu hafta alimin ve ilmin üstünlüğü konusunu anlamaya çalışalım.</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SMoeUOMyluI/AAAAAAAAA8w/bA5Ds5u3EYw/s1600-h/musluman-endonezya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SMoeUOMyluI/AAAAAAAAA8w/bA5Ds5u3EYw/s320/musluman-endonezya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245038048784324322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR...&lt;br /&gt;Okullar açıldı, bu hafta alimin ve ilmin üstünlüğü konusunu anlamaya çalışalım. &lt;br /&gt;DOSTLAR. Toplumların maddi ve manevi alanda yükselmelerini sağlayan en önemli sebeplerden bir tanesi ilimdir. Bu sebeple dinimiz ilme ve ilim adamlarına büyük önem vermiştir. İlim adamları toplumların en değerli varlıklarıdır. Bu değerli varlıklara sahip olan topluluklar büyük bir hayrı elde etmişler, bundan mahrum olanlar ise büyük bir nimeti zayi etmişler demektir. Peygamber Efendimiz bu durumu şu şekilde ifade etmektedir. “Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın, hem dünyayı, hem de ahireti isteyen ilme sarılsın” diyen peygamberin ümmetiyiz&lt;br /&gt;"Allah bir topluluğa hayır dilediğinde onların alimlerini çoğaltır cahillerini azaltır. Şer dilediğinde ise cahillerini çoğaltır alimlerini azaltır." Camiu's-sağir&lt;br /&gt;Konumuzla alakalı Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim de şöyle buyuruyor “Allah içinizden iman edenlerle, ilme nail olanların derecelerini yükseltir.” “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur m “Sakın cahillerden olma” Cahillerden yüz çevir” ayetlerinde görülüyor ki cehaletten kurtulmanın tek yolu ilim öğrenmektir. Cehalet karanlıkların en korkuncudur. Bütün huzursuzluklar, felaketler cehaletin sonucudur. Kuranda..Allah iman edenleri yüceltir; ilim ehlini ise kat kat yükseltir.Mücâdele11 &lt;br /&gt;Âlemlere rahmet Hz. Muhammed (sav) efendimizin konuyla ilgili şu sözleri kulağımıza küpe olsun Efendimiz buyuruyorlar ki “İlim Mü’minin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa almaya en layık olan odur” “Yalnız iki kimse gıpta edilmeye layıktır. Bunlarda; Allah’ın kendisine verdiği malı Hak uğrunda sarf eden, muhtaçlara dağıtan kimse ile Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilim ve hikmetle hükmeden ve onu halka öğreten kimsedir.” “Her kim ilim için yola çıkarsa, bu yüzden Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır:“Ya âlim(öğretici) ol, ya öğrenci ol veya dinleyici ol. Sakın dördüncüsü olma helak olursun”&lt;br /&gt;İlimden nasip almayan bir insan ruhsuz ceset gibidir Her işimizde ilmi rehber edinelim. İnsana olgunluk bahşeden iyi meziyetler kazandıran Allah ve Resulünün rızası bulunan ilimleri tahsil edelim nefsimizde yaşayalım. Eşimize, çocuklarımıza, yakınlarımıza ve bütün insanlara öğretme gayretinde olalım. Müslümanlar içerisinde devamlı ilimle uğraşan bir topluluğun bulunmasını isteyen Yüce Rabbimiz bir Ayette şöyle buyurmaktadır. "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir."Bakara suresi Dinimiz insanları eşit olarak kabul ettiği halde ilim sahibi olanları diğer insanlardan üstün tutmuş ve onları şu ayetlerle övmüştür. &lt;br /&gt;"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Zümer 9 "Allah, sizden inananları ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir Mücadele 11&lt;br /&gt;"Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar Fatır 28&lt;br /&gt;Yine dinimiz, "Sakın cahillerden olma Enam 35"Cahillerden yüz çevir" Araf 199 gibi ayetlerle cahil olmayı kötülemiştir.&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz "Kim bir iyiliğe sebep olursa onu işleyenlerin sevabı kadar mükafat alır," Müslim133 "Kim ilim öğrenmek için gayret ederse, Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır Buhari buyurarak ilim sahiplerinin manevi kazanımlarını ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;İlim sahibi olma ve ilim adamı yetiştirme konularında İslam'ın emirlerini iyi algılayan Müslümanlar tarih boyunca sahalarında uzmanlaşmış bilginler yetiştirmiş ve büyük medeniyetler kurmuşlardır. &lt;br /&gt;DEĞERLİ DOSTLAR.&lt;br /&gt;Konuyu Peygamberimizin şu mübarek sözleriyle bitirelim “Kişinin ilimden bir konu öğrenmesi bence bin rekât nafile namaz kılmasından daha güzeldir. İlim tahsili sırasında ölen kişi şehittir.” MucemusSAĞİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6194264647252227772?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6194264647252227772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6194264647252227772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6194264647252227772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6194264647252227772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/09/okullar-ald-bu-hafta-alimin-ve-ilmin.html' title='Okullar açıldı, bu hafta alimin ve ilmin üstünlüğü konusunu anlamaya çalışalım.'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SMoeUOMyluI/AAAAAAAAA8w/bA5Ds5u3EYw/s72-c/musluman-endonezya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3316931790275815911</id><published>2008-08-25T15:46:00.003+10:00</published><updated>2010-09-22T05:09:32.352+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilim'/><title type='text'>Hadislerle ilim öğrenmenin önemi /Sır</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SLJI7EyYGwI/AAAAAAAAA7o/aohcOywp788/s1600-h/musluman-endonezya.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SLJI7EyYGwI/AAAAAAAAA7o/aohcOywp788/s200/musluman-endonezya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238329496319826690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR...&lt;br /&gt;Okullar açılıyor ve kuran ayı RAMAZAN başlıyor. Gelin kuran ayını kuranla karşılayalım... ilim öğrenelim... Bakınız bu konuda ALLAH RESULU NE BUYURUYOR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.“İlmi öğreniniz.Çünkü onun öğrenilmesi Allah’a karşı haşyettir.Talebi ibadettir.Müzakeresi tesbibtir.Ondan bahis ise cihaddır.”&lt;br /&gt;2. “Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına) bakması yetmiş saat ibadetten daha hayırlıdır”&lt;br /&gt;3. “İlmin talibi(talebesi) Rahman talibidir.İlmin talibcisi İslamın rüknüdür.Onun mükâfatı Peygamberlerle verilir.”&lt;br /&gt;4. “İlim taleb etmek Allahın katında nafile namaz.oruç,hac’tan fisebillah olan cihaddan afhaldir.”&lt;br /&gt;5. “İlminden menfaat görülen bir Âlim, bin abiden hayırlıdır.”&lt;br /&gt;6. “Din ile Dünya’yı taleb edenlere veyl olsun.”&lt;br /&gt;7. “Bir Ademin bir hikmet kelimesini işitmesi,duyması bazen olur ki;ona bir sene ibadetten hayırlı olur.Ve bir saat ilim müzakeresi yanında oturmak, bir köle azad etmekten hayırlıdır.”&lt;br /&gt;2. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim, benden sonra öldürülmüş olan bir sünnetimi ihya ederse beni seviyor demektir. Beni seven de benimle beraberdir." [Rezin tahric etmiştir]&lt;br /&gt;3. Resulullah (sav)'ın şöyle dediğini işittim: "Kim bir ilim öğrenmek için bir yola süluk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semavat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar alim için istiğfar ederler. Alimin abid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir." &lt;br /&gt;Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223)&lt;br /&gt;4. : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Tek bir fakih, şeytana bin abidden daha yamandır." &lt;br /&gt;tirmizi, İlm 19, (2083)&lt;br /&gt;5. Resulullah (sav)'a biri abid diğeri alim iki kişiden bahsedilmişti. "Alimin Abide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir" buyurdu. &lt;br /&gt;Tirmizi, İlim 19, (2686)&lt;br /&gt;6. Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a biri âbid diğeri alim iki kişiden bahsedilmişti. &lt;br /&gt;"Alimin âbide üstünlüğü, benim, sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir" buyurdu."&lt;br /&gt;Tirmizi, İlim 19, (2686).&lt;br /&gt;7. Humeyd İbnu Abdirrahman anlatıyor: "Hz. Muaviye radıyallahu anh'ı işittim, demişti ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar."&lt;br /&gt;Buhari, Farzu'l-Humus 7, İlm 13, İ'tisam 10; Müslim, İmaret 98, (1038), Zekat 98, 100, (1038); Tirmizi, İlm 1, (2647).&lt;br /&gt;8. Sahbere radıyallahu anh'tan kaydına göre, Aleyhissalatu vesselam: "Kim ilim taleb ederse, bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur" buyurmuştur."&lt;br /&gt;Tirmizi, İlim 2, (2650).&lt;br /&gt;9. Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim, bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip söylemezse (Kıyamet günü) ateşten bir gem ile gemlenir."&lt;br /&gt;Ebu Davud, İlm 9, (3658); Tirmizi, İlim 3, (2651).&lt;br /&gt;10. Yezid İbnu Seleme el-Cûfi radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü! dedim, ben senden pek çok hadis işittim. Ancak bunlardan, sonradan işittiklerimin, önceden işittiklerimi unutturacağından korkuyorum. Bana (hepsinin yerini tutacak) câmi bir kelime söyle!" "Bildiklerinde Allah'a karşı müttaki ol (bu sana yeter)!" ve onunla amel et!"buyurdular."BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3316931790275815911?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3316931790275815911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3316931790275815911' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3316931790275815911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3316931790275815911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/08/hadislerle-ilim-renmenin-nemi-sr.html' title='Hadislerle ilim öğrenmenin önemi /Sır'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_au46p_-IUbY/SLJI7EyYGwI/AAAAAAAAA7o/aohcOywp788/s72-c/musluman-endonezya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-9111736337692343242</id><published>2008-08-25T15:44:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T05:13:35.815+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖLÜM'/><title type='text'>ÖLÜM</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR..&lt;br /&gt;İnsanoğlu dünya hayatında ebedi değildir. Bütün canlılar gibi insan da fani bir varlıktır. Bu sebeple kendisine bahşedilen ömrünü ölçülü kullanmak zorundadır. Ömür sermayesini hayırlı yerlere harcamalı ki, iyi bir sonuç elde edebilsin. İnsan, bu dünya hayatında ne ekerse ahiret hayatında onu biçer. Yüce Dinimiz, dünya ile ahiret arasında sağlam bir denge kurmuş, helal ölçüler içerisinde çalışmayı ibadet saymıştır. Cenab-ı Hakk'ın sonsuz nimetlerine mazhar olan insanın mutluluğu, din ve dünya işlerini gereği gibi yerine getirme şartına bağlıdır. Din ile dünyanın varlığı insanın mutluluğu içindir. İnsan bunlardan birine değer verir, diğerini ihmal ederse, ebedi mutluluğu elde edemez. Dünya ahiretin kazanılması için bir imkandır, bir servettir. Kıymeti iyi bilinmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz (s.a.v.)bundan bir buçuk asır önce bizim hastalığımızı söylemiş:Öyle bir gün gelecek ki, ümmetim beş şeyi unutarak beş şeyi sevecektir:&lt;br /&gt;1 — Dünyayı sevecek, ahireti unutacaklardır.&lt;br /&gt;2 — Malı sevecekler, fakat ahiret günü hesaplaşmasını unutacaklardır.&lt;br /&gt;3 — Mahlukatı sevecekler, yaratıcıyı unutacaklardır.&lt;br /&gt;4 — Günahları sevecekler, tevbeyi unutacaklardır.&lt;br /&gt;5 — Köşkleri sevecekler, mezarları unutacaklardır.GÖNÜL DOSTLARI.. Selman-ı Fârisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölürken çok ağladı da etrafındakiler:&lt;br /&gt;“—Ölümden korkuyorsun da mı ağlıyorsun?”, dediler.&lt;br /&gt;O da:“—Hayır, ben biraz sonra Rasûlullah’a kavuşacağım, ona dünya metaı edinmeyeceğime dair söz vermiştim. Şimdi gözümün önüne gelen şu eşyalarla Cenâb-ı Peygamber’e ne cevap vereceğim, diye düşünmekteyim. Üzüntüm ondandır.”diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;Baktılar gördüler ki, dünyalık dediği şeyler birçok zarurî eşyadan ibaret idi. Allah cümlemize bunları şefaatçi kılsın da, o cennet evlerinde onlarla birlikte olmayı nasib etsin!Âmin...CANANLAR.. Hz.Adem’in, oğlu Şit’e ve dolayısıyla bütün insanlara yaptığı beş maddelik nasihati şöyledir :&lt;br /&gt;1- Ey Şit! Oğullarına söyle: Dünyaya ayrılmayacaklarmış gibi bakmasınlar. Buradan bir gün göçüp gideceklerini düşünsünler.&lt;br /&gt;Ben de Cennetten ayrılmayacağım diye düşünmüştüm.&lt;br /&gt;2- İnsanlara söyle: Eşler birbirlerinin sözünü hakikatin ta kendisi sanıp, hemen kabul etmesinler. Biraz düşünüp, isabet derecesini incelesinler.&lt;br /&gt;Zira biz yeterince hakikati araştırmadığımız için, yasak ağacın meyvesinden yedik, sonunda da büyük bir pişmanlığa düştük.&lt;br /&gt;3- Oğulların, yapacakları işin sonunu düşünsünler...&lt;br /&gt;Eğer ben o ağacının meyvesinden yerken bu işin sonunu düşünseydim, başıma gelenler gelmeyecekti... &lt;br /&gt;4- Bir işe başlarken, içlerinde o işe ait bir endişe ve isteksizlik duyuyorlarsa, tekrar düşünüp, yeniden tetkik etsinler.&lt;br /&gt;Şayet ben, o ağaçtan yiyeceğim sırada, içimdeki endişe ve isteksizlik üzerinde durup, kararımı yeniden gözden geçirseydim, sonunda bu pişmanlığa düşmeyecektim.&lt;br /&gt;5- Doğruluk ve isabet derecesini kesin olarak bilmedikleri işlerde de, istişare etsinler. Dürüstlüğüne inandıkları kimselerle yaptıkları istişare neticesindeki karara göre hareket etsinler.&lt;br /&gt;Eğer ben, meleklerle istişare edip, işimi onlarla müzakereden sonra karara bağlasaydım, başıma gelenleri hakketmeyecek, musibetlere maruz kalmayacaktım.&lt;br /&gt;Bu sözlerimi sen de kendi oğullarına ulaştır ki, böylece babadan oğula, oğuldan da toruna intikal ederek, dünya devam ettikçe tesirini icra etsin!.. DOSTLAR Sözümü iki ayet mealleriyle bitireyim. "Allah'ın sana verdiğinden (onun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste. Ama dünyadan da nasibini unutma" El-Kasas, 77.&lt;br /&gt;ÒEy Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem'in azabından koru. Bakara, 201.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-9111736337692343242?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/9111736337692343242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=9111736337692343242' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/9111736337692343242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/9111736337692343242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/08/insanolu-dnya-hayatnda-ebedi-deildir-sr.html' title='ÖLÜM'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3604651641027593682</id><published>2008-08-09T18:50:00.000+10:00</published><updated>2008-08-09T19:26:25.121+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sabır'/><title type='text'>SABIR</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR&lt;br /&gt;İmtihan için dünyaya gelmiş insanoğlunun başına doğumundan ölümüne kadar bir çok musibetler gelir. Bunlar ise ALLAHIN TAKDİRİYLE gelir. O zaman hayat bir imtihandır. Bu imtihan ise insanların imanları ölçüsünde farklılık gösterir. Bize düşen sabır vede sebattır. Bu konuda ALLAH (c.c.) “Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın...” (Al-i İmran Suresi, 200) &lt;br /&gt;Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 153) &lt;br /&gt;Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret. (Mearic Suresi, 5)&lt;br /&gt;Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl Suresi, 42)&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR; İMANİ KONUDA MÜMİNLERİN SABRI NE OLMALIDIR.&lt;br /&gt;1- Müminlerin sabrı tevekküle dayalıdır.&lt;br /&gt;2-Müminlerin sabrı süreklidir"... sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır." (Kehf Suresi, 46) &lt;br /&gt;Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.(Kehf Suresi, 28) İşte müminler de bu ayetin hükmüne uyarak, ara vermeksizin Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sabır gösterirler.&lt;br /&gt;3- Müminler gönül rızasıyla, severek ve isteyerek sabrederler.&lt;br /&gt;4- Müminlerin sabrı kişilere, ortama ya da şartlara göre değişmez. Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)&lt;br /&gt;5-Müminlerin sabrı onlara güzel ahlakın yolunu açar.&lt;br /&gt;“Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir.”  (Al-i İmran Suresi, 17)&lt;br /&gt;6-Müminler sabırda sınır tanımaz, sabırda yarışırlar.&lt;br /&gt;Müminler birbirlerine de sabrı tavsiye ederler Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti… (Tevbe Suresi, 40) Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene). (Beled Suresi 10-18)&lt;br /&gt;7-Şeytanın kışkırtmalarına kulak vermemekte sabır gösterirler Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 201) &lt;br /&gt;Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım."&lt;br /&gt;"Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97- Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmamakta sabır gösterirler. İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Benden korkun. (Al-i İmran Suresi, 175)&lt;br /&gt;Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)&lt;br /&gt;Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)&lt;br /&gt;Mallarına herhangi bir zarar geldiğinde sabır gösterirler.&lt;br /&gt;Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14) &lt;br /&gt;Hastalandıklarında sabır gösterirler Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 83-84)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Haksızlığa karşı sabır gösterirler. Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azap vardır. (Şura Suresi, 42) İnkar edenlerin iftiralarına ve incitici sözlerine karşı sabrederler&lt;br /&gt;sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi,186)9- Dini tebliğ etme konusunda sabır gösterirler Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." (Enbiya Suresi, 60-61)&lt;br /&gt;Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir." (Saffat Suresi, 97-99)Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70) &lt;br /&gt;DOSTLAR, SABRIN İNSANA KAZANDIRDIKLARI.&lt;br /&gt; Sabrın kazandırdığı büyük bir nimet: Akıl&lt;br /&gt;Sabır, ince düşünebilmeyi ve incelikleri görebilmeyi sağlar.&lt;br /&gt;Sabır, iyilik yapabilmeyi sağlar. Sabır, adaletli davranabilmeyi sağlar. Sabır, inananlara güvenilir bir karakter kazandırır. Sabır, insana neşeli ve huzurlu bir karakter kazandırır...&lt;br /&gt;Allah'ın sabredenlere vaat ettiği güzel hayat. Ahiretteki neticesi. ALLAH (c.c)&lt;br /&gt;Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)&lt;br /&gt;... Kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz. (Yusuf Suresi, 90)&lt;br /&gt;Sabır gösterildiğinde az sayıdaki topluluklar, &lt;br /&gt;Allah'ın izni ile çok sayıdaki toplulukları yenebilirler.&lt;br /&gt;Kurulan tuzaklar, sabreden ve sakınan kimselere hiçbir şekilde zarar veremez.&lt;br /&gt;Allah, sabredip sakınan müminlere melekleriyle yardım edeceğini vaat etmiştir. &lt;br /&gt;Allah sabredenlerin gücünü kat kat artırır.&lt;br /&gt;Allah, sabredenlere vaat ettiği sözü kesin olarak yerine getirir.&lt;br /&gt;CANLAR; Netice olarak ALLAH (cc) şöyle buyurur.&lt;br /&gt;Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 146)&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3604651641027593682?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3604651641027593682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3604651641027593682' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3604651641027593682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3604651641027593682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/08/sabir.html' title='SABIR'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-8080714429333442496</id><published>2008-06-21T13:16:00.005+10:00</published><updated>2010-09-22T05:15:48.291+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din eğitimi'/><title type='text'>Haziran'da camilerde din eğitimi başlıyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFx0Zvw6D7I/AAAAAAAAA6I/UYCi9zlbM_o/s1600-h/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFx0Zvw6D7I/AAAAAAAAA6I/UYCi9zlbM_o/s320/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214170454255341490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR.&lt;br /&gt;Dünyanın bilim ve teknoloji çağını yaşadığı bir dönemde bulunuyoruz. Her alanda büyük gelişmelerin, ilerlemelerin yaşandığına şahit oluyoruz. Buna rağmen insanlık tam olarak huzur ve mutluluğu bulabilmiş değil. Her tarafta şiddetin, terörün, zulmün, insan haklarına tecavüzün, baskının, yalanın, hilenin, entrikanın; kısaca insanın ruhunu karartan her türlü kötülüğün hakim olduğunu görüyoruz. Bugün, insanlar arası ilişkilerin dumura uğradığı, insanın yalnızlaştığı ve yabancılaştığı, aile içi iletişimin kopma noktasına geldiği ve birçok aile dramlarının yaşandığı, ümidimiz ve geleceğimiz olan çocukların, gençlerin çeşitli suçlara hatta uyuşturucu batağına saplandığı ve ahlakının giderek bozulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Kur'an'da, "Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezler olarak çıkardı.” (NAHL 78) buyurulmaktadır. Böylece insanın öğrenmeye ve terbiyeye olan ihtiyacı dile getirilir. Mesela hayvanlar dünyaya gelmelerinden kısa bir süre sonra hayat şartlarına uyum gösterirken, insan bir-iki senede ancak ayağa kalkabilir. Kendini idare edebilecek bir seviyeye ancak on beş yaşından sonra gelir. Bu esasa dayanarak, İslami kaynakların pek çoğunda şu ortak görüşe yer verilir: "Çocuk anne ve babasını yanında bir emanettir. Tertemiz kalbi, her çeşit nakış ve şekilden uzak, saf, kıymetli bir cevherdir. Her türlü şeye kabiliyetli olduğu gibi, kendisine verilen her şeyi almaya da yatkındır. Eğer çocuk iyiliğe alıştırılır, güzel şeyler öğretilirse iyilik üzere büyür. Dünya ve ahirette mesut olur. Peygamber Efendimiz, insanın bu vasfını şu hadisiyle dile getirmiştir: "Her çocuk fıtrat üzere doğar. Konuşmaya başlayıncaya kadar bu hal üzere devam eder. Sonra anne ve babasının tesiriyle Yahudi, Hıristiyan, Mecusi vs. olur.” (BUHARİ) Başka bir hadislerinde, "Babanın evladına güzel terbiyeden daha iyi bir hediye veremeyeceğini" (Müstedrek4-263) bildirerek, terbiyenin insan hayatındaki yerini vurgulamıştır. Yine, "Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın" (İBN-İ MACE) "İnsanın öldükten sonra geride bıraktığı en hayırlı şeylerden birinin, yetiştirdiği salih evlat" (EBU DAVUD) olduğu buyurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEĞERLİ DOSTLAR,&lt;br /&gt; Bunun içindir ki, çocuğun babası üzerindeki haklarından biri, kendisine Kur'an eğitimi verilmesidir. Ayrıca, dini eğitim verilirken, öğretilen şeylerin fiili olarak yaşanması da büyük önem taşımaktadır. Çünkü hal dili dediğimiz yaşayarak gösterme, sözle verilen derslerden çok daha etkilidir. Çocuklarımıza dini eğitim vermeyi ihmal ettiğimiz zaman, ahiret saadeti bir yana, dünyadaki huzurumuzu da kaybederiz. Dinimiz "Yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzları alıştırmak on yaşına girerse namaz kıldırmak ve alıştırmayı emreder. Görülüyor ki, çocuğun dini bilgi ve terbiyeden mahrum edilmesi, ona hem dünyası, hem de ahireti bakımından yapılabilecek en büyük kötülük olmaktadır. Bu nedenle dini eğitimin küçük yaşlardan itibaren çocuğa verilmesi gereklidir. Çocuklarımıza Kur'an'ı öğretirken sadece okumasını değil, aynı zamanda onun nasıl bir kitap olduğunu, nelerden bahsettiğini -manasını- ve hangi hakikatleri bize ders verdiğini de anlatmalıyız. Böylece, Kur'an'a karşı hürmet ve muhabbeti kalbinde ve ruhunda uyandırmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR,&lt;br /&gt;Çocuğun anne ve babasına hürmeti, sevgisi de kuvvetli bir iman-kuran-dersi almasına bağlıdır. Bu şekilde yetiştirilen bir çocuk, hem dünya hem de ahiret saadetini kazanacaktır. Evlerimizde daima Kur'an sesi yükselmeli, okunmalı, dinlenmeli,anlaşılmalı.. Din Eğitimi için topyekûn seferberlik ilan edilmeli, evimiz Kur’an Eğitim Merkezi olmalı, İslamî İlimler bütün safiyeti ve sadeliği ile tetkik edilmeli, Çocuklar böyle bir manevi atmosfer içerisinde büyümelidir. Çocuk hak ve hakikati görmeli, güzelliklere şahit olmalıdır. Anne-baba başta olmak üzere diğer büyükler sadece sözle değil, yaşayışlarıyla da İslam'ın güzelliklerini sergileyerek çocuklara güzel örnek olmalıdırlar. Söylenenler ve yapılanlar birbiriyle uyumlu olmalıdır. Gençliğin iman, iffet ve taatte kullanılmaması sadece Allah'a karşı değil, kişinin kendine, ailesine ve milletine karşı hesapsız zarar ve ziyanlara yol açmaktadır. İşte bakınız hastaneler, gençliğini kötüye kullanan insanların feryatlarıyla inlemektedir. Hapishaneler gençlik taşkınlığı ile meşru olmayan hayatın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerle doludur. Sefahat köşeleri manevi gıdasızlık nedeniyle sıkıntılarını içki ve eğlenceyle kapatmaya çalışan insanların uğrak yerleridir Allah'ı tanıyan ve ahirete inanan bir genç ise, kendisine verilen gençlik nimetinin Allah'ın hediyesi ve ihsanı olduğunu düşünür, onun emaneten verildiğine inanır. Emaneti, sahibinin emri ve rızası yönünde kullanmakla bu güzel nimetin ebedi bir surette ahirette tekrar verileceğine inanır.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-8080714429333442496?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/8080714429333442496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=8080714429333442496' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8080714429333442496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/8080714429333442496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/06/23-haziranda-camilerde-din-eitimi.html' title='Haziran&apos;da camilerde din eğitimi başlıyor...'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFx0Zvw6D7I/AAAAAAAAA6I/UYCi9zlbM_o/s72-c/b-53338-dua_eden_k%C4%B1z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-1623260802695170976</id><published>2008-06-19T14:09:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T05:16:25.432+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SÖZLER'/><title type='text'>Güzel insanların veciz sözleri / SIR</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR.&lt;br /&gt;Bugün sizlerle güzel insanların şu veciz sözlerini paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;HASANİ BASRİ DERKİ : “İnsan dünyadan üç şeye hasret gider:&lt;br /&gt;1-Topladığına doymaz&lt;br /&gt;2-Umduğuna kavuşmaz&lt;br /&gt;3-Önündeki ahiret yolculuğuna iyi azık temin edemez.”&lt;br /&gt;Hz ALİ (ra)’ den; “ÇOK KİMSELER, VARİSLERİ KAVGA ETSİNLER DİYE MAL TOPLARLAR.&lt;br /&gt;Hz ÖMER (ra)’ den; “Şiddet göstermeksizin kuvvetli, zayıflık belirtmeksizin yumuşak ol.”&lt;br /&gt;Arif Nihat Asya ; “Bu kitabın kaç dakikada okunduğunu bırak, Kaç senede yazıldığını düşün!”&lt;br /&gt;Beyazidi Bestami; “Hakikat yolu aranmakla bulunmaz. Ama BULANLAR ancak arayanlardır. Bir gün nefsime dedim : " Gel seninle Rabbime gidelim." Gelmedi. Ben de tek başına yürüdüm, gittim.&lt;br /&gt;Abdulkadir Udeh derki; “Benim için yatağımda ölmekle savaş meydanında ölmek arasında hiçbir fark yoktur; Çünkü ben, Rabbimle buluşmaya gidiyorum.&lt;br /&gt;Ahmet Hulusi; “Dost, seni senden kurtarandır!.. Terk edemediğin alışkanlık, senin putundur!. Usta eserinden, kişi dostundan tanınır. Suyu, asla susamayana vermeyiniz...”&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR&lt;br /&gt;ALLAHA EMANET OLUN…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-1623260802695170976?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/1623260802695170976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=1623260802695170976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1623260802695170976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/1623260802695170976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/06/gzel-insanlarn-veciz-szleri-sir.html' title='Güzel insanların veciz sözleri / SIR'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-6051777241736417441</id><published>2008-06-14T15:11:00.002+10:00</published><updated>2010-09-22T05:17:32.706+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><title type='text'>En büyük Nimet: Sağlık</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFNTwZjE7iI/AAAAAAAAA54/3YtK0o2zpuE/s1600-h/ayet_yusuf76.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFNTwZjE7iI/AAAAAAAAA54/3YtK0o2zpuE/s200/ayet_yusuf76.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211601284754632226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merhaba can dostlar.&lt;br /&gt;Yüce Rabbimizin bize bahşettiği en büyük nimetlerden biri de sağlıktır. Kişinin üzerine düşen görevleri gereğince yerine getirebilmesi,verimli etkinlikler sağlayabilmesi ve yaradanına karşı ibadetini yerinde ve gerektiği gibi yapabilmesi için sağlıklı bir yapıya sahip olması gerekir. Hayatımızda böylesine önemli bir yeri olan sağlık nimetinin bir takım ihmaller ya da yanlış davranışlar yüzünden kaybedilmesi tehlikeye düşürülmesi tabi ki sorumluluğu gerektirir.&lt;br /&gt;Değerli dostlar insan hastalandığı zaman iyileşmesi için Allah’tan şifa istemeli, dua etmelidir. Allah’tan şifa istenmekle birlikte mutlaka maddi tedaviye de başvurmak,çağdaş tıp neyi gerektiriyorsa onu da muhakkak yerine getirmek gerekir. Hastalık insanın beden ve ruh halini bozan bir haldir. Bu itibarla hastanın yeniden sağlığına kavuşması için her çareye başvurması görevidir. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): “ Yüce Allah verdiği her derdin şifasını da vermiştir. Her hastalığın bir ilacı vardır. İlacı gerektiği gibi kullanırsa, Allah’ın izniyle hasta iyileşir.” (Riyazüssalihin) buyurmuş ve hastalandığı zaman, bizzat kendisi de tedavi olarak bizlere örnek olmuştur.Yine Peygamberimiz sav&lt;br /&gt;"Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü’minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur."(Buhari,Müslim)&lt;br /&gt;"Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: izzetim ve Celâlim hakkı için, affetmek istediğim kulumun, gerek bedeninde bir hastalık, gerekse rızkında bir eksiklik vererek tüm hatalarını bağışlamadan dünyadan çıkartmam "buyurur. &lt;br /&gt;CANLAR Dinin esaslarından birisi de “hayatı muhafaza”dır.. İslam bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. Nitekim Allah (c.c.) “Kim bir insana hayat verirse bütün insanlara hayat vermiş gibidir. (Maide 32) buyurur. Kan bağışı da bunlardan biridir. &lt;br /&gt;Kan bağışı Hz Peygamberin üzerinde durduğu ve ümmetini teşvik ettiği bir konudur. Rasulullah (s.a.v.) bir çok kez kan aldırmıştır. İbn Abbas (r.a.), Rasulluah (s.a.v.)’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Miraç gecesi, hangi melek topluluğuna rastladıysam onlar bana; “Ey Muhammed kan aldırmaya devam et ve ümmetine de bunu emret” diyorlardı. (Tirmizi- Tıp) Tıbbi yararları konusunda Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Aç karınla kan aldırmak daha uygundur. Bunda şifa ve bereket vardır. Diğer yandan kan aldırmak aklı ve hafızayı güçlendirir” (İbn Mace- Tıbb 22) Kan bağışı kan kaybına uğrayan veya kan yetmezliği yaşayan hastalar için önemlidir. Kan bağışı, kan verene, kanının yenilenmesi ve bünyenin daha dinç olması gibi faydaları da sağlamaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz, “Kim bir kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun bir ihtiyacını görür. Kim bir Müslüman’ı sıkıntıdan kurtarırsa Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtarır.” buyuruyor. Buna göre siz, kan bağışı ile başkasının dünyasını aydınlatırsanız, Allah’tan ahiretinizin aydınlatılmasını pekala umabilirsiniz.&lt;br /&gt;O halde Aziz DOSTLAR Bir Müslüman olarak her zaman diğer kardeşlerimize sıkıntılı anlarında maddi ve manevi olarak yardımcı olmak, hem insanî ve hem de dinî bir görevimizdir.&lt;br /&gt;Unutmayalım ki Allah katında da insanlar arasında da şeref ve izzet, sadece kendimiz için yaptıklarımızla değil başkaları için yaptığımız fedakarlıklarla da elde edilir.&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-6051777241736417441?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/6051777241736417441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=6051777241736417441' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6051777241736417441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/6051777241736417441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/06/en-byk-nimetlerden-biri-de-salktr-sr.html' title='En büyük Nimet: Sağlık'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SFNTwZjE7iI/AAAAAAAAA54/3YtK0o2zpuE/s72-c/ayet_yusuf76.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5207977483650893019</id><published>2008-06-08T02:12:00.001+10:00</published><updated>2010-09-22T05:18:08.014+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İNSAN'/><title type='text'>KURANIN İNSANA BAKIŞI</title><content type='html'>MERHABA DOSTLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, zaafları olan bir varlıktır. Kur’an, şu ayetiyle bu gerçeği bildirir: “İnsan zayıf yaratıldı” (Nisa Sûresi, 28.) Bu zayıflık, daha dünyaya gelir gelmez kendini göstermeye başlar. Diğer canlıların yavruları kısa zamanda hayata uyum sağlayıp, kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek seviyeye ulaşırlar. İnsan yavrusu ise, bir-iki yılda ancak ayağa kalkar. 15-20 yılda ancak bir kısım fayda ve zararları öğrenir. Ömrü boyunca da, hayat kanunlarını öğrenmeye muhtaçtır. Ayrıca, insan çok hassas bir canlıdır. Ne fazla sıcağa gelebilir, ne fazla soğuğa... Ne açlığa dayanabilir, ne susuzluğa... Bir mikrop onu yere serer. Bir kuyruklu yıldız onu ürkütür. Geçmişi düşünür, üzülür. Geleceği düşünür, endişe eder. Emelleri ebede uzanır.&lt;br /&gt;Bir de,” beşeri zaaflarımız” vardır. Bu zaaflar, birtakım huy ve karakterlerimizdir. Bunlardan bir kısmını şu şekilde ele alabiliriz:&lt;br /&gt;1. Nisyan (Unutkanlık)İnsan, nisyana müpteladır. Her insanın hayatında pek çok nisyan örnekleri vardır. İlk insan Hz. Adem de aynı nisyanı yaşamıştır. Ayet bunu şöyle anlatır: “Doğrusu daha önce Adem’den ahid almıştık da, unuttu...” (Taha Sûresi, 115.)&lt;br /&gt;Hz. Adem’e, yasak ağaca yaklaşmaması emredilmiştir. Şeytanın vesvesesiyle yaklaşır ve o ağaçtan yer. Bunun sonucunda dünyaya gönderilir. (Bakara Sûresi, 35-37.)&lt;br /&gt;Hz. Adem’in tabiatı aynen Ademoğullarında da vardır. Nisyanın en kötüsü, insanın kendini unutması, ne için yaratıldığını aklına getirmemesidir. Buna, gaflet denir. Cenab-ı Hak, bazı musibetlerle insanı gaflet uykusundan uyandırır. Onu, yaratılış gayesine yöneltir. Fakat pek çok insan yine unutur. Kur’an, bu hali şöyle bildirir:“İnsana zarar dokunduğunda gerek yatarken, gerek otururken, gerek ayakta iken bize dua eder durur. Fakat ondan zararı giderdiğimizde, daha önce o zarar için bize dua etmemiş gibi, geçer gider...” &lt;br /&gt;(Yunus Sûresi, 12.)&lt;br /&gt;2- Harislik ve cimrilik &lt;br /&gt;Beşeri zaaflarımızdan biri de, mala düşkünlüktür. Kur’an, bu hususu şöyle haber verir:“İnsan helu’ (haris ve cimri) yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir hayır dokundu mu ( yoksullara) yardım etmez (sıkı sıkı tutar)...” &lt;br /&gt;(Mearic Sûresi, 19-21)“Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altını ister...” (Müslim, Zekat, 117.) hadisi, bu beşeri zaafımıza dikkat çeker. Bebeklerde bile aynı tabiatı görmek mümkündür. Onun elindekini almak çok zordur, ama sizin verdiğinizi hemen alır.&lt;br /&gt;3- Acelecilikİnsan, aceleci bir varlıktır. Bir anda neticeye ulaşmak ister. Ahiret saadetini dünyada tatmaya çalışır. “Ya Rabbena! Bize dünyada ver’ der. Bu kimsenin ahirette bir nasibi yoktur.” (Bakara Sûresi, 200.)&lt;br /&gt;Halbuki, bu dünya sabrı ve sebatı gerektirir. Asıl olan dünya mutluluğu değil, ahiret saadetidir. Ahiretin elmaslarını, bu dünyanın cam parçalarıyla değiştirmenin bir anlamı yoktur. Sonsuz hayata nispetle bu kısa hayat, bir an gibidir. Fakat insan, ahireti bilmediğinden bütün himmetini dünyaya sarf eder. “Hayat ancak bu hayattır” deyip, onun lezzetlerini elde etmeye çalışır. Kur’anın bildirdiği gibi, “İnsan çok acelecidir.” (İsra Sûresi, 11.)&lt;br /&gt;4- Övülmek&lt;br /&gt;Hemen her insan övülmeyi sever. Yaptığını sever, beğenir. Halbuki, övündüğü şeylerde kendisinin hissesi pek azdır. Mesela, sesinin güzelliğiyle iftihar eder. Halbuki, Allah ona böyle bir ses vermeseydi, elinden hiçbir şey gelmezdi.&lt;br /&gt;Kur’an-ı Kerim, bu meselede şu hatırlatmayı yapar:“Yaptıklarıyla gururlanan ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunduklarını zannetme!” (Al-i İmran Sûresi, 188. )Ayette reddedilen iki durum vardır:&lt;br /&gt;1. Yaptığıyla gururlanmak.&lt;br /&gt;2. Yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanmak.&lt;br /&gt;Halbuki insan, kendini methetmek için değil, Allah’a hamd etmek için yaratılmıştır.&lt;br /&gt;5- Hizmette ihmalİnsanın tabiatında hizmetten kaçmak, ücrete koşmak vardır. Bir iş yapılacağı zaman kimse ortalıkta görülmek istemez. Fakat ücret ve mükafat zamanında, herkes talip olur. Kur’anda zikredilen şu olay, buna güzel bir örnektir. Şöyle ki:&lt;br /&gt;Peygamberimiz, 1400 sahabeyle umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkar. O zaman Mekke henüz müşriklerin idaresindedir. Bir savaş çıkabileceği endişesiyle, bir kısım bedevi insanlar sefere katılmazlar. Sudan bahanelerle geri kalırlar. Fakat aynı insanlar, Hayber ganimetleri için yola çıkıldığında orduya katılmak isterler. Cenab-ı Hak, onların bu sefere katılmalarını men eder. (Fetih Sûresi, 11-15 )&lt;br /&gt;6- Bahanecilik&lt;br /&gt;Müsbet alanlarda bir varlık gösteremeyenler, birtakım bahanelerle kendilerini avuturlar. Nedense kendi kusurlarını görmek istemezler. Mesela, Hudeybiye Seferine katılmayan bir kısım bedevilerin bahanelerine bakalım: “Mallarımız, ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için mağfiret dile’ diyecekler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar...” (Fetih Sûresi, 11)&lt;br /&gt;“Suçun sahibi olmaz” derler. Halbuki, “Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur” (Nursi, Lem’alar, 84.) Kusurunu gören o kusurdan kurtulmaya çalışır.İşte, insanın mahiyetinde böyle nice zaaflar vardır. Bu zaaflar, aslında insanın manevi terakkisinde mühim birer esastırlar. Meleklerde böyle zaaflar olmadığından, onlarda mücadele de yoktur. Mücadele olmayınca, terakki de söz konusu değildir. İnsanın meleklere üstünlüğünün mühim bir sırrı, bu zaaflarında gizlidir. Fıtraten cimri bir insanın, nefsini aşarak cömertlikte bulunması, elbette kolay bir şey değildir. Nefsini medhe meyilli bir kişinin, “Bütün medih ve muhabbet Allah’adır. Bütün iyilikler, güzellikler O’ndandır” diyebilmesi şüphesiz az bir hüner değildir.Bu zaaflar aşılmayacak zaaflar değildir. Zira “Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez” (Bakara Sûresi, 286)&lt;br /&gt;7-insan nankördür insan rabine karşı nankördür.&lt;br /&gt;8-İnsan zalimdir.9-İnsan tartış macıdır..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.islamforum.net/genel-islam-konular/18450-kuranda-insan-zayif-yaratildi-diyor-peki-insanin-belli-basli-zayifliklari-nelerdir.html"&gt;BU BİR ALINTIDIR…&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5207977483650893019?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5207977483650893019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5207977483650893019' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5207977483650893019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5207977483650893019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/06/kuranin-insana-bakii.html' title='KURANIN İNSANA BAKIŞI'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-5289281803926021221</id><published>2008-05-22T11:29:00.001+10:00</published><updated>2008-05-22T13:23:40.048+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gençlik'/><title type='text'>Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SDTnMONcypI/AAAAAAAAA4s/stoTe-VI_VM/s1600-h/10062007+041.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SDTnMONcypI/AAAAAAAAA4s/stoTe-VI_VM/s320/10062007+041.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203037666678721170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merhaba can dostlar.&lt;br /&gt;Peygamberimiz (sav) Arşın gölgesinde kalacak yedi sınıf insanı bizlere açıklamış. &lt;br /&gt;Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başka bir gölgenin bulunamadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:&lt;br /&gt;Adaletli (imam) devlet başkanı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz gençlik; tatlı hayallerin, tutkuların ve ideallerin yeşerdiği, sıkı arkadaşlıkların kurulduğu, kendini kanıtlama çabalarının yoğun olduğu, zaman zaman da uyumsuzlukların yaşandığı bir dönemdir. Bu devrede olumlu olumsuz pek çok duygu yoğun bir şekilde yaşanır.  Gençlerin karşılaşa bileceği sorunların çözümü ancak Kuran ve Sünnet edebiyle mümkün olacaktır. &lt;br /&gt;Kuran-ı Kerim bunun örneklerini şöyle sıralamıştır: &lt;br /&gt;Karşılaşabileceğimiz olumsuzluklarla baş edebilme imkanını ve her şeye rağmen hayatta kalabilme gücünü bize yalnızca Allah ve ahiret inancı verebilir. Bu inancın gereklerini gençlik döneminde yerine getirebilmenin ayrı bir önemi vardır. Nitekim Hz. İbrahim’in puta tapan kavmiyle tek başına mücadelesine; Hz. Yusuf’un nefsine “dur” diyebilmesine; Ashab-ı kehf olarak bilinen gençlerin kendi inandıkları gibi yaşama uğruna ülkelerini terk edip bir mağarada kalmayı göze almalarına; Hz. Musa’nın gençliğindeki iffetli ve namuslu yaşantısına, ahlaksızlığın çok yaygın olduğu bir ortamda Hz. Peygamber’in son derece temiz bir gençlik dönemi geçirmesine bakın hepsi de vahyin terbiyesini görürüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç kardeşim çocuktun, büyüdün fatihlerin yaşında oyun eğlence ile vaktin geçiyor. Ne zaman topluma insanlığa faydan olacak ihtiyarlayınca mı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbi mescidlere bağlı Müslüman,&lt;br /&gt;Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,&lt;br /&gt;Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,&lt;br /&gt;Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,&lt;br /&gt;Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi. ( Buhari )&lt;br /&gt;Bu bir sırdır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-5289281803926021221?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/5289281803926021221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=5289281803926021221' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5289281803926021221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/5289281803926021221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/05/rabbna-kulluk-ederek-temiz-bir-hayat.html' title='Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç...'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_au46p_-IUbY/SDTnMONcypI/AAAAAAAAA4s/stoTe-VI_VM/s72-c/10062007+041.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3326528819987221356</id><published>2008-05-07T03:13:00.002+10:00</published><updated>2010-09-22T05:20:36.500+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İşleri Ehline Emanet'/><title type='text'>İşi Ehline Emanet Etmek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/SCCSbD4XOrI/AAAAAAAAA34/KTdZBsWunPE/s1600-h/aladdin1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/SCCSbD4XOrI/AAAAAAAAA34/KTdZBsWunPE/s320/aladdin1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197314963581385394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA DOSTLAR.&lt;br /&gt;Dinimiz tutarlı ve disiplinli olmamızı istemektedir.Onun içinde bir takım kurallar koymuş ve bunlara uymamızı istemiştir.&lt;br /&gt;DOSTLAR; bu kurallara emanet denmiştir. Allah insanoğlunu yeryüzünde akıl, şuur, idrak ve tefekkür vererek diğer canlılardan üstün kılmıştır. İnsanoğlu bu vazifeyi (emaneti) kabul etmiştir. Allah bu gerçeği Kasas Suresi’nde şöyle anlatır. “Biz emaneti [dinin emir ve yasaklarını], göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder.&lt;br /&gt;CANLAR; Emanet ile iman arasında sıkı bir ilişki var. Bu sebeple imanlı kimse güvenilir kimsedir. Emanet kelimesi ayet ve hadislerde birbirinden farklı anlamlarda kullanılmıştır. İnsanın, gerek Allah'a, gerek ailesine ve gerekse içinde bulunduğu topluma ve hatta insanlığa karşı görev ve sorumluluklarından tutunuz da korunmak üzere geçici bir süre için yanında bırakılan eşyaya varıncaya kadar hepsine emanet denir. İnsan olarak, Allah'ın en seçkin yaratığı olarak pek çok emanetler taşımaktayız. İnsanın sorumluluk alanına giren her şey emanettir. Din, evlat, mal, işimiz hep emanettir. Bunlar ehil ellerde olursa toplum düzelir. &lt;br /&gt;Kur’an-ı Kerimde ve Hadis-i Şeriflerde, işlerin ehli olana yani layık olduğu kimselere verilmesi emrediliyor. Görev yerlerinin emanet olduğu, bu emanetlere riayet edilmesi, uyulması emredilmektedir. Müminler övülürken; “Emanetlerine [dinin emir ve yasaklarına] riayet ederler ve verdikleri sözleri yerine getirirler.”  (Müminun Suresi) buyruluyor. Hadis-i şeriflerde ”İş ehli olmayana layık olmayana verildiği zaman, kıyameti bekle.” Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. ‘Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?’ denince, Görev ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin. (İbn-i Mace)&lt;br /&gt;CAN DOSTLAR;&lt;br /&gt;Emanetin ehline verilmemesinin sonuçları ise huzursuz ve gergin bir toplum, ekonomik ve sosyal krizler. Etkin olmayan, kitleleri heyecanlandırmayan dernekler, zarar eden ve kapanan işyerleri… Hepsinin sonucunda gelişmemiş bir toplum, mutsuz ve yoksul insanlar.&lt;br /&gt;Neticeyi peygamberimiz SAV şöyle anlatır;&lt;br /&gt;”Emanete riayet edilmezse, zekat zorla verilirse, ilim, dine hizmet için değil de, para ve makam için öğrenilirse, kişi, hanımının meşru olmayan arzusunu yapmaya çalışırsa, ana babasına isyan ederse, fasık ve ehil olmayanlar işbaşına getirilirse, kötülüğünden korkup zalime hürmet edilirse, gayrı meşru ilişkiler, çalgılı içkili yerler çoğalırsa, yeni nesil, önceki âlimleri kötülerse, o zaman çeşitli belaya (Kızıl rüzgarı beklesinler, çeşitli hayvan şekillerine dönmeyi beklesinler.) maruz kalırlar.” Tirmizi) &lt;br /&gt;Hz. Ali’den “Kim bir topluluk içinde işe daha uygun bir kimse bulunduğu halde, ehliyetsiz bir kimseye görev verirse hem Allah ve Resulüne hem de bütün müminlere hıyanet etmiş olur.” Mucem-i Sağir &lt;br /&gt;Kur’ân-ı Kerim’de: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allâh yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır buyurur. (Rum 41 )&lt;br /&gt;BU BİR SIRDIR.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-3326528819987221356?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/3326528819987221356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=3326528819987221356' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3326528819987221356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/3326528819987221356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/05/i-ehli-olmayana-layk-olmayana-verildii.html' title='İşi Ehline Emanet Etmek'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/SCCSbD4XOrI/AAAAAAAAA34/KTdZBsWunPE/s72-c/aladdin1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-7283795430483428845</id><published>2008-04-04T04:15:00.003+10:00</published><updated>2010-09-22T05:21:47.985+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sağlık'/><title type='text'>SAĞLIK</title><content type='html'>MERHABA CAN DOSTLAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIK, dünya hayatında Allah'ın, Rahman sıfatının tecellisi olarak herkese verdiği en büyük nimetlerden biridir. Şüphesiz sağlık iman ile birlikte olduğunda ne denli önemli bir nimet olduğu daha iyi bilinmekte ve Allah'a daha fazla şükretmeye vesile olmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) sağlıklı olmanın cennet nimeti olduğunu şöyle bildirmiştir: Mu'âz bin Abdu'llah babasından ve amcasından anlatır: "Peygamber 'aleyhi's-selâm buyurdu ki: "Zenginlik hoştur, takva ile olursa zarar vermez. Sağlık, takva ile olursa, zenginlikten üstündür. Sağlıklı olmak, cennet ni'metlerindendir.” Hz. Peygamber "Hastalık gelmeden, sağlığın kıymetini biliniz."buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR Hayatımızın inişi de var, yokuşu da, düzü de var. İnsan her zaman bir olmaz, hayatın da türlü cilveleri vardır. Onun için olayları değerlendirirken, sadece görünüşe bakıp, o niye böyle, bu niye şöyle vb. diye itiraz yerine; bu niçin böyle oldu, şu niçin bu duruma geldi, bana düşen nedir, ben bu olaylardan hangi dersi alabilirim, bunda ne gibi hikmetler vardır? diye düşünürsek kazanan biz oluruz. Rasülullah (s.a.v.)'ın dualarından birisi şu idi:&lt;br /&gt;“Allah'ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lutfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve Senin gazabını üzerime çekecek her şeyden Sana sığınırım.” (1)&lt;br /&gt;Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, bu duasında yokluğu ve varlığı, insanı mahvedecek iki şeyden Allah'a sığınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4614623178684549228-7283795430483428845?l=pirisir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pirisir.blogspot.com/feeds/7283795430483428845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4614623178684549228&amp;postID=7283795430483428845' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7283795430483428845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4614623178684549228/posts/default/7283795430483428845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pirisir.blogspot.com/2008/04/salik.html' title='SAĞLIK'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4614623178684549228.post-3577832439411834666</id><published>2008-03-07T14:14:00.003+10:00</published><updated>2008-03-07T14:34:08.037+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam dininin amacı'/><title type='text'>İslam DinininAmacı; kişinin aklını, malını, canını ve neslini korumaktır.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R9DFrAmLgKI/AAAAAAAAA1E/FjSC2WUPLXg/s1600-h/DSC_9495.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_au46p_-IUbY/R9DFrAmLgKI/AAAAAAAAA1E/FjSC2WUPLXg/s400/DSC_9495.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174853314533884066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MERHABA CAN DOSTLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam kişinin dinini ,aklını, malını, canını ve neslini korumayı hedeflemiştir.Bu korumayı yaparken işin temeline giderek ,çözüm yolunu göstermiştir. Bu çözüm yolunun reçetesi olarak da Kuranı göstermiştir. Rabbimiz İsra Suresinde Kuranın müminler için rahmet ,hidayet ve şifa kaynağı olduğunu bildirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kurân-ı Kerim, davranışlarımızı değerlendiren, bizleri hep iyiye yönlendiren bir rehberdir.&lt;/span&gt; Zararlı alışkanlık, Kurânın iyi &lt;br /&gt;ve güzel görmediği, kısaca tasvip buyurmadığı her söz ve eylemdir. Bunların başında bugün pek çok insanın içerisine düştüğü alkol, uyuşturucu, sigara, zina-fuhuş, tefecilik-faiz gibi şeyler gelmektedir. Kurân, bunları kötü, zararlı, haram, günah, pislik olarak nitelendirir.  Bu davranışlar, tarih boyunca insan toplumlarında hep görünen şeylerdir. Kurânın kesin olarak haram ve günah saydığı bu ve benzeri davranışlar aslında tüm İlâhî dinlerde de yasaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Zararları net bir şekilde ortada olduğu hâlde, neden insanlar bu zararlı alışkanlıklara düşüyorlar ve neden onlardan kurtulamıyorlar &lt;/span&gt;, konusuna gelince Peygamberimiz (sav): “Allah’ım, senden faydalı bilgi isterim, faydasız bilgiden de sana sığınırım” duâsı iyi anlaşılmalıdır. Kısaca belirtmek gerekirse faydalı bilgi, eyleme dönüşen, hem kişinin kendisine hem de başkalarına yararı olan bilgidir. Faydasız bilgi ise, eyleme dönüşmeyen ve sonuçta kimseye yararı olmayan bilgidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOSTLAR İdeal olan zararlı alışkanlıklara hiç bulaşmamaktır. Hastalığa hiç yakalanmamaktır. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kurân, insanın zararlı alışkanlıklara hiç bulaşmamasını hedefler.&lt;/span&gt; Nitekim Kurânda çeşitli yasaklara dikkat çekilirken yapmayın değil de yaklaşmayın ifadesi yer alır. Bunu şu örneklerde görebiliriz:&lt;br /&gt; “ İkiniz (Hz. Adem ve eşi) şu ağaca yaklaşmayın (Bakara Sûresi, 35); &lt;br /&gt;İşte bunlar Allahın belirlediği sınırlar, onlara yaklaşmayın.(Bakara Sûresi, 187); Fuhşun açığına da gizlisine de yaklaşmayın (Enam Sûresi, 151); &lt;br /&gt;Zinaya yaklaşmayın. (İsrâ Sûresi, /32); &lt;br /&gt;Yetim malına yaklaşmayın.. (Enam Sûresi, 152).” &lt;br /&gt;Bu ifadelerde, yasakları yapmak şöyle dursun, onları akılların ucundan bile geçirmeme gereğine vurgu yapılmaktadır. Zira yasakları düşünmek, onlara yanaşmak, onları işleyenlerle b
