O örnek insan vahiyden başka kelam konuşmazdı.
AHLAKIDA Aişe (r.anha) annemizin deyimiyle kuran idi.
Hz. Peygamber (s.a.s.), bütün hayatı boyunca bizzat kendisi “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da âhirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru” bakara suresi âyetinde olduğu gibi dünya ve ahiret dengesini, yaşayışında tesis etmiş, bunu aile hayatında da göstermiş ve mü’minlere yaşanılır ve izlenebilir örnekler bırakmıştır. O’nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir.
Bir gün Hz. Ömer, Hz. Peygamberin huzuruna girmek için izin istedi. Hz. Peygamberin yanında Kureyş kadınları vardı. Ona bir şeyler soruyorlardı. Resülüllah’ın yanında yüksek sesle konuşuyorlardı. Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamberin yanına girmek için izin isteyince, perdenin arkasına gizlendiler. Hz. Peygamber ona izin verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Resülüllah’ın yanına girdi. Buradan ötesini Hz. Ömer şöyle anlatıyor; Hz. Ömer diyor ki: “ALLAH Resulünün yanına girdim; baktım ALLAH Resülü durmadan tebessüm ediyor. ‘Ey ALLAH’ın Resulü! ALLAH seni ebediyen güldürsün’ dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı. ALLAH Resulü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; ALLAH Resulünden korkmuyor ve onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana şu cevabı verdiler: “ Sen katı ve şiddetlisin.” cevabını verdiler.
Hz. Peygamber (sas) hanımlarının yetişmesine gayret eder, hepsinin beraber olduğu akşam toplantılarında eğitici sohbetler yaparlardı. Ve Rasûlullah’ın (sas) refakatinde bilgilenen hanımlar, bilgi ve tecrübelerini diğer kadınlara ( Hatta Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra, kadın-erkek herkese) aktarmaya hazır hale gelirlerdi. Hz. Peygamber’in (sav) ev halkı, şehir dahilinde ve haricindeki kadınları kabul eder, itikadi konularla ilgili Hz. Peygamber’in (sas) talimini onlara bildirerek, din eğitimindeki rollerini yerine getirirlerdi.
Allah katında aile reisinin değeri, eşine ve yakınlarına verdiği değerle ölçülür. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.): “En hayırlınız, aileniz için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım” [Buhari] buyurmuştur.
Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), buna dikkat eder, ne ibâdeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı. O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı.
Hz. Peygamberin, bütün insanlara yaptığı hakikat çağrısı ile, kendi evindeki hayatı arasında mükemmel bir uyum vardı. Onun şahsi ve umumi hayatının berraklığı kadar, hiçbir kimsenin hayatı açık değildir. Hadis, tefsir ve siyer kitaplarında onun hanımları, çocukları, ashabı, komşuları ve diğer insanlarla olan davranışları en ince teferruatına kadar anlatılmıştır. O, hayatının her safhasını, insanlara öylesine açmıştır ki, insanlar onun söz ve davranışlarını takip etmede bir zorlukla karşılaşmamış ve gerekli ibretleri almışlardır.
Hz. Peygamber, yukarıda da belirttiğimiz gibi insanlara sadece umumi hayatını açmamış, hususi hayatını da bir kitap gibi herkesin gözlerin önüne sermiştir. Böylece dost düşman herkes onun hayatını öğrenmiş ve gerekli dersleri alabilenler almış ve uygulamıştır. Çünkü O, her yönüyle bir önder, rehber ve uyulacak bir şahsiyettir. Bu sebeple onun bütün hayatı insanlık ufkunu aydınlatacak prensipler ve uygulamalarla doludur.
Peygamberimiz, ev halkına karşı taşıdığı ağır mesuliyetleri hissederek sık sık endişelenirdi. Daima onları, bu dünyadakilere kıyasla ahiretin mükafat ve güzelliklerine teşvik ederdi. Gece teheccüt namazına kalktığında, hanımlarının da bu ulvi ve faziletli amele katılmalarını isterdi. Sevgi ve yumuşaklıkla bu tür ibadetlere teşvik ederdi.
“Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et…” Taha suresindeki bu ayette Allah (c.c.), Peygamberinden aile halkına namaz kılmayı emretmesini, onlarla beraber ona sarılmasını, sabır ve azimle ona devam etmesini istiyor. Ayetteki hitap, Hz. Peygamberin şahsınadır. Bu hitabın içine umumi olarak bütün ümmeti, hususi olarakta Hz. Peygamberin aile halkı girmektedir. Bu ayetin hükmü gereği peygamberimiz, altı ay müddetle Messid-i Nebevi’ye sabah namazına gitmeden önce, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin evlerine uğrar ve kapılarının önünde durur: “Ey Ehl-i Beyt (Muhammed’in ev halkı) namaza kalkınız” buyururdu.
DOSTLAR;
İşte Peygamberimizin geçmiş ve gelecek bütün hanelerin, kurulacak bütün yuvaların en sade, en mutlu, en samimi, en bahtiyar ve en feyizlisi, onun hanesinin olduğunu görmemiz mümkündür. Onun hanesi her zaman saadet ve huzur doluydu Hz. Peygamberin hanımlarının Resulullaha duyduğu sevgi kadar, hiçbir kimse de hanımlarına, Hz. Peygamberin hanımlarına gösterdiği sevgi, nezaket ve rifkat kadar ahlaki bir tavır sergileyememiştir.
O, zevcelerinin yanında fevkalade bir aile reisi olduğu gibi, mükemmel bir baba idi. Babalığı ölçüsünde misilsiz bir dedeydi. Rasûlullah, çocuklarıyla doğmadan önce, fiilen ilgilenmeye başlamıştır. Hz. Fatıma’nın ilk doğumu yaklaşınca Hz. Peygamber sık sık uğramış, halini hatırını sormuş, “Çocuk doğunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın.” tembihinde bulunmuştur.
Hz. Peygamber, yeni doğan çocuklara duâda bulunur, kulaklarına ezan ve ikamet okur, isim koyardı. Daha sonra ilk yedi gün içinde sünnet ettirmek, başındaki ilk tüyü tıraş edip ağırlığınca tasaddukta bulunmak, akika kurbanını kesmek gibi mevzularla yakından alâkadar olurdu. Çocuk su istediğinde, hiç bekletmez hemen verir, belki de çocuğun asabi olmaması için buna çok özen gösterirdi.
Hz.Peygamber (sav) çocuklara karşı;
“Çocuklar cennet kokusu”,
“Gözümün nuru” diye târif eder,
“Her öpücük için cennette beş yüz yıllık mesâfesi olan bir derece verilir.” diyerek çocukların sevgiyle yetiştirilmesini tavsiye ederdi.
O, çocuklarına, torunlarına şefkatle muâmele eder, böyle davranırken de dikkatlerini Allah’ın dinine çekerdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar, bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de rızâ göstermezdi. Günlük yaşamla ilgili hataları görmezden gelir, takva ile çelişebilecek istek ve arzularını, yumuşak bir üslupla ve âyetler ile reddederdi.
Sonuç olarak inananlar aile yaşayışında da Hz. Peygamber’i (SAV) örnek alıp, önder edinerek saadete ulaşırlar. Çünkü Allah, Kur'an'ı Kerim’de,
“ Gerçek şu ki, Allah’a ve âhiret gününe inananlar için Allah’ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” [Ahzab Suresi]
ALLAHA EMANET OLUN.BU BİR SIRDIR.
25 Şubat 2011 Cuma
EŞLER,YUVADA SADÂKAT VE MUTLULUĞU YAKALAMAK İÇİN ŞU BEŞ “S” KURALINI UYGULAMALIDIR:/ sır

1- SEVGİ BİRLİĞİ: Evlilik, sevgi temeline oturur. Sevgi, evlilik motorunun yakıt deposudur. Bu depo boşalınca evlilik hayatı stop eder. Sevgi tutkalı ile birbirlerine bağlı olan eşlerin mutluluk ve sadakati de dorukta olur.
2- SOFRA BİRLİĞİ: En azından sabah ve akşam yemekleri ailece evde yenmelidir. Bu sofra birliğinin de mutluluk ve sadakate büyük katkısı olur.
3- SECCADE BİRLİĞİ: Evde kılınan namazlar mutlaka ailece cemaat halinde yerine getirilmelidir. Buna seccade birliği denir. Ailece ruh dünyamız, mutluluğumuz ve sadakatimiz perçinlenir.
4- SEYAHAT BİRLİĞİ: Zaman zaman ailece seyahatlere çıkmalıyız. Gezi ve piknikler yapmalıyız. Eş-dost ziyaretlerine ve davetlere eşimizle beraber gitmeliyiz. Rasulullah,, kendisini davet edenlere “Aişemle olursa gelirim” diyerek “eşsiz” davetlere pek itibar etmezmiş.
5- SAYFA BİRLİĞİ: Her gün eşimizle ortak kitap ve konu mütaala etmeliyiz. Aynı kitabın sayfalarında kaybolmalıyız. Özellikle Kur’an’ı anlamak için gayretimiz olmalı. Bütün bunlar aile mutluluğunun ve sadakatinin çimentosudur.
BU BİR SIRDIR.
İSLAMDA AİLE VE ÖNEMİ / SIR
Merhaba can dostlar;
Bu hafta İslam’da aile sorumlulukları üzerine mektubumu paylaşıyorum inşallah.
Dostlar Aile, karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve yaratılıştan gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal topluluktur. Tüm insanlar aile denen yuvada dünyaya gözlerini açarlar. Dolayısıyla aile insanın ilk kültür ocağı, ilkokulu, ilk sevgi kaynağı ve ilk dostlarını tanıdığı bir yuvadır.
Aile toplumun en küçük sosyal birimidir. Toplumlar ailelerden meydana gelir. Toplumun mutlu ve huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasıyla doğru orantılıdır. Aile, insanları yaratan Yüce Yaratıcı ’nın koyduğu kurallara göre kurulursa sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı olur.
Aile kurumu nikâhla başlamaktadır. Nikâh kelimesi, sözlükte; eklemek, toplamak sözleşme anlamlarına gelmektedir. Nikahsız birbirine haram olan kadın ve erkek, bu akitle birbirlerine helâl olurlar.
İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir.
Allah Teala bir ayette şöyle buyurmuştur; “Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızk verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar? ” (NAHL 72)
“İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.” (NUR 32)
Allah Rasulü (sav) gençleri evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
“Gençler, sizden gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü harama karşı korur, namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç şehveti kırar.” (1)
“Nikâh benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hâli vakti yerinde olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”(2)
Saliha kadını, dünyanın en güzel nimeti sayan Hazreti Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Dünya bir geçimden ibarettir. Şu geçim dünyasının en güzel nimeti de saliha kadındır.”(3)
“Mü’min, Allah korkusundan ve O’na itaatten sonra, saliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını korur.” (4)
Evlilik, kişinin kendisini ve eşini harama düşmekten korur, insan neslini son bulmaktan, yok olmaktan kurtarır. Doğurma ve çoğalma yoluyla neslin devamını sağlar. Zira toplum nizamının tamamlayıcı bir unsuru olan ailenin kurulması, nesebin muhafazası, neslin bekası ve bireyler arasında yardımlaşma ruhunun geliştirilmesi evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim, insanları evlenmeye teşvik etmiştir.
Evlenmenin amacı, sadece erkekle kadının şehevî duygularını tatmin etmeleri değil, insanların üremesini sağlamaktır. Şehvet duygusu, neslin devamı için sadece bir araçtır. Nitekim kainatın önderi ve en kutlu öğreticisi Hz. Peygamber Efendimiz (sav):
“Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.” (5) Sözüyle bunu vurgulamış ve evlenmenin asıl amacının İslam ümmetinin çoğalması olduğunu belirtmiştir.
İslam dininde evlenmenin hükmü sünnet-i müekkededir. Fakat bazı şartlarda farz, vâcip, hatta haram da olabilir:
a. Evlenmediği takdirde zina suçunu işleyeceğini kesinlikle bilen, malı ve bedeni evlenmek için yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır. Evlenmediği zaman zinaya düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir.
b. Evlenmediği zaman zinaya düşmekten korkusu olmayan, normal insanın evlenmesi sünnet-i müekkededir.
c. Evlendiği takdirde karısına kötülük edeceğini, ona karşı kocalık görevlerini yapamayacağını kesinlikle bilen kimsenin evlenmesi ise haramdır.
İslam evlenip yuva kuracağımız eşi seçerken bazı hususlara dikkat etmemizi istemektedir. Zira eş, ailenin direğidir. “Yuvayı yapan dişi kuştur.” Yuvayı yapacak, çocukları eğitecek, yetiştirecek hayat arkadaşını seçerken güzelliğinden, soyundan ve malından çok dindarlığına ve iyi ahlâk sahibi olmasına dikkat edilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Siz dindar olanı tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün.” (6)
Güzel insanlar;
Abdullah b. Amr radıyallahu anhtan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem malın ve güzelliğin getirebileceği kötü sonuçlara dikkati çekerek, evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi açıkça yasaklamıştır.
“Sırf güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla sırf mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla dindarlıklarından dolayı evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) daha üstündür.”(7)
Evlilik kurumunun başarıyla yürütülmesi ve her iki tarafa da mutluluk ve huzur getirebilmesi için karı kocanın birbirine karşı hoşgörülü ve anlayışlı olması şarttır.
İslam’a göre kurulan aile yuvasının daha sağlam ve kalıcı olması için, evlenecek çiftlerin birbirini görmesi ve konuşması caizdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, evlenmek isteyenlere, alacakları kızı önce görmelerini, bunun ileride anlaşmaları için gerekli olduğunu söylemiştir:
“Allah, bir erkeğin kalbine, bir kadınla evlenme düşüncesi sokarsa, o kimsenin, o kadına bakmasında bir günah yoktur.”(8)
Bir kızla evleneceğini söyleyen Muğîre İbn Şu’be’ye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem alacağı kızı görüp görmediğini sormuş, o da görmediğini söyleyince: “Git onu gör, ileride anlaşmanızın sürekliliği için bu, ikinize de iyidir.” (10) demiştir.
Ancak İslam’a göre kızla erkek sadece bir mahrem yanında birbirlerini görebilirler.. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir erkek, bir kadınla ancak kadının bir mahremi olmak şartıyla beraber bulunabilirler.”(11)
Dünya ve ahiret mutluluğunu hedef alan dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve nikah akdiyle kurulan aileyi, sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak nitelendirmektedir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir aile düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, eşler arasında var olan sevgi, saygı ve derin dostluk, ‘Allah’ın yüceliğini gösteren ayetler’(12) olarak nitelendirilmektedir.
Ailenin temel bireylerinden olan karı ve kocanın birbirine karşı hak ve sorumlulukları vardır.(13) Evin erkeği,yediğinden yedirecek ,giydiğinden giydirecek,çirkinsin demeyecek yanında başka bir kadından bahsetmeyecek, Evin hanımı da iffetini koruyacak,namazını kılıp eşine meşru dairede itaat etmesini Sevgili Peygamberimiz (sav) veda haccında açıklamıştır. Ailede herkes görevini tam olarak yapmalıdır. Aile yuvasının temeli olan eşler karşılıklı hak ve görevlerini bilir ve buna göre hareket ederse, aile ocağı mutluluk ve neşe kaynağı olur. Ailede erkeğin kadına nasıl davranacağı konusunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
“İmanı en olgun olan mümin, ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel davrananızdır.” (14)
Ailede huzuru ve mutluluğu sağlamak için sevgi ve saygı şarttır. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve bağlılık da tek taraflı değil karşılıklı olmalıdır.Bu mutluluğu elde etmiş olanlar,diğer aile fertlerine bu reçeteyi sunmalıdır.Yoksa o ailenin sıkıntısı , diğer aileler ve topluma yayılırsa Allah korusun kendi felaketimizi hazırlamış oluruz. Rabbimiz; “Öyle fitneden[ beladan] sakının yalnız o günahı işleyene değil bütün topluma yayılır. [15]
Netice olarak diyebiliriz ki, İslam dini fıtratın bir gereği olan evlenmeyi, sağlıklı nesiller yetiştirmeye vesile olan aile müessesesinin kurulmasını gerekli ve önemli bulmuş ve karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasını hedeflemiştir. Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya davet eden Sevgili Peygamberimiz yaptığı mutlu evliliklerle bizlere her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Gayri meşrû ilişkilerin alabildiğince yaygınlaştığı ve özendirildiği günümüzde kendimizi ve çocuklarımızı korumaya alabilmemizin en güzel yolu mutlu bir aile yuvası olduğunda şüphe yoktur.
UNUTMAYIN AİLE İÇİN GÜZEL BİR SIRDIR..
1- Buhârî, Nikah, 2-Müslim,nikah3- Müslim, Radâ', 17. 4- İbn Mâce, Nikah,
5- Tirmizi 6-Mâlik, Muvatta, Nikah, 21. 7- İbn Mâce, Nikah, 8-Ebu Davud.
9- İbn Mâce, Nikah, 10- İbn Mâce, Nikah, 11- Buhârî, Nikah, 12- Rum, 21.
13- Bakara 228.
14- Nevevî, , Riyazü’s-Salihin, I, 320.
15-Enfal,25
Bu hafta İslam’da aile sorumlulukları üzerine mektubumu paylaşıyorum inşallah.
Dostlar Aile, karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve yaratılıştan gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal topluluktur. Tüm insanlar aile denen yuvada dünyaya gözlerini açarlar. Dolayısıyla aile insanın ilk kültür ocağı, ilkokulu, ilk sevgi kaynağı ve ilk dostlarını tanıdığı bir yuvadır.
Aile toplumun en küçük sosyal birimidir. Toplumlar ailelerden meydana gelir. Toplumun mutlu ve huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasıyla doğru orantılıdır. Aile, insanları yaratan Yüce Yaratıcı ’nın koyduğu kurallara göre kurulursa sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı olur.
Aile kurumu nikâhla başlamaktadır. Nikâh kelimesi, sözlükte; eklemek, toplamak sözleşme anlamlarına gelmektedir. Nikahsız birbirine haram olan kadın ve erkek, bu akitle birbirlerine helâl olurlar.
İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir.
Allah Teala bir ayette şöyle buyurmuştur; “Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızk verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar? ” (NAHL 72)
“İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır, bilendir.” (NUR 32)
Allah Rasulü (sav) gençleri evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
“Gençler, sizden gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek, gözü harama karşı korur, namusu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç şehveti kırar.” (1)
“Nikâh benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hâli vakti yerinde olan evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”(2)
Saliha kadını, dünyanın en güzel nimeti sayan Hazreti Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Dünya bir geçimden ibarettir. Şu geçim dünyasının en güzel nimeti de saliha kadındır.”(3)
“Mü’min, Allah korkusundan ve O’na itaatten sonra, saliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru çıkarır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını korur.” (4)
Evlilik, kişinin kendisini ve eşini harama düşmekten korur, insan neslini son bulmaktan, yok olmaktan kurtarır. Doğurma ve çoğalma yoluyla neslin devamını sağlar. Zira toplum nizamının tamamlayıcı bir unsuru olan ailenin kurulması, nesebin muhafazası, neslin bekası ve bireyler arasında yardımlaşma ruhunun geliştirilmesi evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim, insanları evlenmeye teşvik etmiştir.
Evlenmenin amacı, sadece erkekle kadının şehevî duygularını tatmin etmeleri değil, insanların üremesini sağlamaktır. Şehvet duygusu, neslin devamı için sadece bir araçtır. Nitekim kainatın önderi ve en kutlu öğreticisi Hz. Peygamber Efendimiz (sav):
“Evleniniz, çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.” (5) Sözüyle bunu vurgulamış ve evlenmenin asıl amacının İslam ümmetinin çoğalması olduğunu belirtmiştir.
İslam dininde evlenmenin hükmü sünnet-i müekkededir. Fakat bazı şartlarda farz, vâcip, hatta haram da olabilir:
a. Evlenmediği takdirde zina suçunu işleyeceğini kesinlikle bilen, malı ve bedeni evlenmek için yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır. Evlenmediği zaman zinaya düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir.
b. Evlenmediği zaman zinaya düşmekten korkusu olmayan, normal insanın evlenmesi sünnet-i müekkededir.
c. Evlendiği takdirde karısına kötülük edeceğini, ona karşı kocalık görevlerini yapamayacağını kesinlikle bilen kimsenin evlenmesi ise haramdır.
İslam evlenip yuva kuracağımız eşi seçerken bazı hususlara dikkat etmemizi istemektedir. Zira eş, ailenin direğidir. “Yuvayı yapan dişi kuştur.” Yuvayı yapacak, çocukları eğitecek, yetiştirecek hayat arkadaşını seçerken güzelliğinden, soyundan ve malından çok dindarlığına ve iyi ahlâk sahibi olmasına dikkat edilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Siz dindar olanı tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün.” (6)
Güzel insanlar;
Abdullah b. Amr radıyallahu anhtan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem malın ve güzelliğin getirebileceği kötü sonuçlara dikkati çekerek, evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi açıkça yasaklamıştır.
“Sırf güzellikleri sebebiyle kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla sırf mal ve mülkleri sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından korkulur. Fakat onlarla dindarlıklarından dolayı evlenin. Yemin olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar olmayan hür kadınlardan) daha üstündür.”(7)
Evlilik kurumunun başarıyla yürütülmesi ve her iki tarafa da mutluluk ve huzur getirebilmesi için karı kocanın birbirine karşı hoşgörülü ve anlayışlı olması şarttır.
İslam’a göre kurulan aile yuvasının daha sağlam ve kalıcı olması için, evlenecek çiftlerin birbirini görmesi ve konuşması caizdir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, evlenmek isteyenlere, alacakları kızı önce görmelerini, bunun ileride anlaşmaları için gerekli olduğunu söylemiştir:
“Allah, bir erkeğin kalbine, bir kadınla evlenme düşüncesi sokarsa, o kimsenin, o kadına bakmasında bir günah yoktur.”(8)
Bir kızla evleneceğini söyleyen Muğîre İbn Şu’be’ye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem alacağı kızı görüp görmediğini sormuş, o da görmediğini söyleyince: “Git onu gör, ileride anlaşmanızın sürekliliği için bu, ikinize de iyidir.” (10) demiştir.
Ancak İslam’a göre kızla erkek sadece bir mahrem yanında birbirlerini görebilirler.. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir erkek, bir kadınla ancak kadının bir mahremi olmak şartıyla beraber bulunabilirler.”(11)
Dünya ve ahiret mutluluğunu hedef alan dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve nikah akdiyle kurulan aileyi, sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak nitelendirmektedir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir aile düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, eşler arasında var olan sevgi, saygı ve derin dostluk, ‘Allah’ın yüceliğini gösteren ayetler’(12) olarak nitelendirilmektedir.
Ailenin temel bireylerinden olan karı ve kocanın birbirine karşı hak ve sorumlulukları vardır.(13) Evin erkeği,yediğinden yedirecek ,giydiğinden giydirecek,çirkinsin demeyecek yanında başka bir kadından bahsetmeyecek, Evin hanımı da iffetini koruyacak,namazını kılıp eşine meşru dairede itaat etmesini Sevgili Peygamberimiz (sav) veda haccında açıklamıştır. Ailede herkes görevini tam olarak yapmalıdır. Aile yuvasının temeli olan eşler karşılıklı hak ve görevlerini bilir ve buna göre hareket ederse, aile ocağı mutluluk ve neşe kaynağı olur. Ailede erkeğin kadına nasıl davranacağı konusunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
“İmanı en olgun olan mümin, ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel davrananızdır.” (14)
Ailede huzuru ve mutluluğu sağlamak için sevgi ve saygı şarttır. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve bağlılık da tek taraflı değil karşılıklı olmalıdır.Bu mutluluğu elde etmiş olanlar,diğer aile fertlerine bu reçeteyi sunmalıdır.Yoksa o ailenin sıkıntısı , diğer aileler ve topluma yayılırsa Allah korusun kendi felaketimizi hazırlamış oluruz. Rabbimiz; “Öyle fitneden[ beladan] sakının yalnız o günahı işleyene değil bütün topluma yayılır. [15]
Netice olarak diyebiliriz ki, İslam dini fıtratın bir gereği olan evlenmeyi, sağlıklı nesiller yetiştirmeye vesile olan aile müessesesinin kurulmasını gerekli ve önemli bulmuş ve karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının oluşturulmasını hedeflemiştir. Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya davet eden Sevgili Peygamberimiz yaptığı mutlu evliliklerle bizlere her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Gayri meşrû ilişkilerin alabildiğince yaygınlaştığı ve özendirildiği günümüzde kendimizi ve çocuklarımızı korumaya alabilmemizin en güzel yolu mutlu bir aile yuvası olduğunda şüphe yoktur.
UNUTMAYIN AİLE İÇİN GÜZEL BİR SIRDIR..
1- Buhârî, Nikah, 2-Müslim,nikah3- Müslim, Radâ', 17. 4- İbn Mâce, Nikah,
5- Tirmizi 6-Mâlik, Muvatta, Nikah, 21. 7- İbn Mâce, Nikah, 8-Ebu Davud.
9- İbn Mâce, Nikah, 10- İbn Mâce, Nikah, 11- Buhârî, Nikah, 12- Rum, 21.
13- Bakara 228.
14- Nevevî, , Riyazü’s-Salihin, I, 320.
15-Enfal,25
8 Şubat 2011 Salı
EN SEVGİLİ YERYÜZÜNÜ ŞEREFLENDİRDİ

MERHABA CANLAR.
Önümüzdeki 14 Şubat Pazartesi günü Peygamberimizin (as) doğum günü. O NUR PEYGAMBER'in (as) doğumundan önce Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Her şey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar bir şey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu, bekleniyordu.
DOSTLAR;
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhir zaman Peygamberi Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur.
CANLAR;
O' nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. Sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan ) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164) Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Peygamberimizi (sav); getirdiği düsturlara (kuran ve sünnete) uyup tatbik ettiğimiz ölçüde manen diriltmiş oluruz.
Dostlar
O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi." Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O' na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.
O, yirmi birinci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı oldu. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O' nun diğer peygamberlerden farklı yönlerinden birisi de budur.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler." (Sebe, 28)
İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır: "Andolsun, Allah'ın Rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21) Şüphesiz sen büyük ahlak sahibisin ( Kalem 4 ) Ey inananlar andolsun ki içinizden size sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen , size düşkün inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir. (Tevbe 128)
Günümüz Müslümanlarına düşen kendisine indirilen vahiy çerçevesinde, her sözü ve davranışı insanlığın ufkunu açan Peygamberimizi, içimizde ve çevremizde yeniden anlamak ve anlatmak ve O’ nun bize kazandırdığı,adalet ihsan, kardeşlik, sevgi, dostluk, güven, samimiyet, tevazu, hoşgörü, sadakat, vefa, haklının yanında yer alma, hak ve doğru olanı temsil etme gibi değerlere hayatımızda işlerlik kazandırmaktır. Yoksa kuru kuruya peygambere inandım, demekle iş bitmez. İnandım dediği halde peygamberin tersi bir hayatı sergileyenin sadakatinden bahsedilemez.
DOSTLAR gelin şu soruları kendimize soralım.
1-ALLAH peygamberleri niçin gönderdi, peygamberlere HAYATIMIZIN hangi alanlarında ihtiyaç duyuyoruz.
2-Peygamberlerden kaç tanesini tanıyoruz.
3-Peygamberimiz (as) hakkında ne biliyoruz.
4-Kabir sorularından biri olan PEYGAMBERİN KİM sorusuna hazır mıyız?
5-Peygamberimizi (as) hayatımızın hangi alanlarımızda örnek ve model alıyoruz.
6-Peygambere saygı mevlid kandillerinde ve yalnızca onun kullandığı eşyalara saygı göstermekten mi ibarettir.
BU BİR SIRDIR.
MEVLİD KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.
MERHABA CAN DOSTLAR.
Evvelki yazımda kendimize bir takım sorular soralım da, Peygamberimiz’i sav. ne kadar tanıyoruz başlığı vermiştim. Gelin ALLAH CC. KURANDA NASIL TANIMLAMIŞ , O'NUN
HAKKINDA YÜCE ALLAH NE BUYURDU BAKALIM:
1-Peygamberimizi Yüce Allah seçip görevlendirdi. Önceki peygamberlerine ondan bahsettirdi, Onun müjdesini verdirdi.
2-Önceki kitaplarda Onun ve ashabının güzelliklerini anlattı. “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları ve İncil’deki vasıflarıdır.
3-İlk inen ayetlerinde “Sen büyük bir ahlak üzeresin.” diyerek Onun gidişatını ve ondaki güzellikleri methetti..
4-Melekleri ile birlikte Yüce Allah Ona salât etti, onu yüceltti. "Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey müminler siz de Ona salât edin ve tam bir teslimiyetle Ona selam edin." Kasas Suresi.
5-Onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı, Onu her çeşit günahtan korudu. “Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın bütün tasalarını gidersin ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.”Enam suresi.
6-İnsanların şerrinden Onu bizzat Allah korudu. “Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, Onun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.” Bu ayet inince kendisini korumak üzere evinin etrafında nöbet tutanlara şöyle seslendi: “Ey insanlar, artık evlerinize dönünüz, artık Yüce Allah, beni korumasına almıştır!”Maide Suresi.
7-İnanmayanlara, kendisine insanlık dışı muamele yapanlara karşı Onu bizzat Yüce Allah teselli etti: “Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!” “Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme." “Onların sözlerine üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.”Enam suresi.
8-“Senin şanını biz yücelttik.” buyurdu. O cihana gelmeden peygamberleri aracılığı ile Onun ününü cihana yaydı. O, dünyaya geldikten sonra kısa zamanda Onun ünü cihana yayıldı. Onun vefatından sonra da Ondan bahsedilmeye, o saygıyla anılmaya devam edecektir. Muhammedî ezanlar dünyanın dört bir yanında Onun ve mesajının sesini çınlatmaktadır. Müşrikler, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
9-Dünyada olduğu gibi ahirette de büyük makamları Onun için ayırdı ve Makam-ı Mahmud’un sahibi kıldı. “Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.”İsra Suresi.
10-Ondan önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine ve kendi zamanlarına gönderilirken; Onun dini evrensel, Onun peygamberliği insan ve cinlere, kıyamete kadar sürecek bir nübüvvet oldu. “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”Kasas Suresi.
ONUN ÜMMETİ OLAN BİZLER O'NA(RASULÜNE) KARŞI BİZ NE YAPTIK?
Onun ümmeti olduğumuzu iddia ettik, ama onu layıkıyla tanıyamadık ve dünyaya doğru bir şekilde tanıtamadık. Bizim yaptığımız yanlışlar ve yanlış imajlar ona mal edilir oldu.
Onu yaşayamadık ve yaşatamadık, onun hayatını bir bütün olarak yaşayıp insanlığa bir örnek sunamadık.Salavatları dilimizden düşürmedik belki, ama salat selam okumayı Ona bağlılık andı olduğunu fark edemedik.
CAN DOSTLAR, işte Onun hayatından ve bizim hayatımızdan birkaç örnek:
O, doğru ve dürüsttü. Bizim güvenilirliğimiz kalmadı. Ne birbirimize, ne işimize, ne malımızın kalitesine, ne başka bir şeyimize.
O, vefalıydı. Vefasızlık bizim mesleğimiz oldu.
O, insanları severdi. Sevgisizlik sanatımız oldu.
O, Allah için sever, Allah için öfkelenirdi. Biz ise dünyalık için sever ve öfkelenir olduk.
O, insanlık sevdalısıydı. Bizse insandan kaçar ve yalnızca kendimizi düşünür olduk.
O, hesabını dünya ve ahirete göre yapardı. Bizse hesabımızı yalnızca dünya üzerine kurar olduk.
O, kâinatı, çevreyi ve hayvanları severdi. Biz ise çevre katilleri olduk.
O, azimli, kararlı ve sabırlıydı. Bizse kararsız, aceleci ve sızlanır olduk.
O, çalışkandı, üretkendi. Tembellik, vakit öldürme bizim şiarımız oldu.
O, fedakardı, bizse bencilleştik.
O, düzenli ve disiplinli idi. Biz ise keşmekeş, rasgele bir hayatın adamı olduk.
O, cömertti. Bizse cimrileştik.CANANLAR
Ondaki bitmek tükenmez güzellikler ve bizim hayatımızdaki Ona yakışmayan densizlikler!
Ve O, bize bıraktığı iki kutsal emaneti Kur’ân ve Sünnetiyle bugün de bizi doğru, iyiye, güzele, hakka çağırıyor. Onun dipdiri ve ölümsüz mesajı yeniden ve bir bütün olarak yaşanmayı bekliyor. “Ey iman edenler! Allah ve peygamberi sizi hayat veren şeye çağırdığında Ona icabet edin.” “Ey inananlar! Hepiniz topyekûn/bütünüyle İslam’a/barışa girin.”KASAS SURESİ.
Ve yine O, bizi Kevser’in başında bekliyor. İzinde gidenleri bağrına basmak için, yolunu terk edenleri oradan kovmak için! Her şeyiyle Onun olanlara, Onun uğruna baş koyanlara selam olsun!
CANLAR,bunlar bizim görüntülerimiz. Ama yine de ümit varız ve diyoruz ki:
“Özledik seni Allah'ın Resulü, Özledik seni Ya Hz. Muhammed (a.s.m. ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissettiriyor bize.Zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve Rabbimiz’in ilham ettiği düşüncelerle.
Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve Allah’ın izniyle senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle, devam edecek güzeller ve senden gelen gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleri(Kitap ve sünneti) tüm evrene ve bir gün her şey güzele, gül'e dönecek ve Allah Nuru’nu tamamlayacak inşaallah.
Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel. Dünyanın tüm çirkinliğine inat, yeniden yeni ümitlerden, senden ve sevginden bahsetmek ne güzel.Sen ve senin getirdiğin gül kokulu(vahyin) ilhamları zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah.
BU BİR SIRDIR .
Evvelki yazımda kendimize bir takım sorular soralım da, Peygamberimiz’i sav. ne kadar tanıyoruz başlığı vermiştim. Gelin ALLAH CC. KURANDA NASIL TANIMLAMIŞ , O'NUN
HAKKINDA YÜCE ALLAH NE BUYURDU BAKALIM:
1-Peygamberimizi Yüce Allah seçip görevlendirdi. Önceki peygamberlerine ondan bahsettirdi, Onun müjdesini verdirdi.
2-Önceki kitaplarda Onun ve ashabının güzelliklerini anlattı. “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı, birbirlerine karşı merhametlidirler. Onların, rükû' ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları ve İncil’deki vasıflarıdır.
3-İlk inen ayetlerinde “Sen büyük bir ahlak üzeresin.” diyerek Onun gidişatını ve ondaki güzellikleri methetti..
4-Melekleri ile birlikte Yüce Allah Ona salât etti, onu yüceltti. "Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey müminler siz de Ona salât edin ve tam bir teslimiyetle Ona selam edin." Kasas Suresi.
5-Onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı, Onu her çeşit günahtan korudu. “Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın bütün tasalarını gidersin ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.”Enam suresi.
6-İnsanların şerrinden Onu bizzat Allah korudu. “Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, Onun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.” Bu ayet inince kendisini korumak üzere evinin etrafında nöbet tutanlara şöyle seslendi: “Ey insanlar, artık evlerinize dönünüz, artık Yüce Allah, beni korumasına almıştır!”Maide Suresi.
7-İnanmayanlara, kendisine insanlık dışı muamele yapanlara karşı Onu bizzat Yüce Allah teselli etti: “Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helâk edeceksin!” “Sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme." “Onların sözlerine üzülme, tuzak kurmalarından da sıkılma.”Enam suresi.
8-“Senin şanını biz yücelttik.” buyurdu. O cihana gelmeden peygamberleri aracılığı ile Onun ününü cihana yaydı. O, dünyaya geldikten sonra kısa zamanda Onun ünü cihana yayıldı. Onun vefatından sonra da Ondan bahsedilmeye, o saygıyla anılmaya devam edecektir. Muhammedî ezanlar dünyanın dört bir yanında Onun ve mesajının sesini çınlatmaktadır. Müşrikler, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
9-Dünyada olduğu gibi ahirette de büyük makamları Onun için ayırdı ve Makam-ı Mahmud’un sahibi kıldı. “Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir kısmında da Kur'ân okuyup namaz kılmak üzere uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması umulur.”İsra Suresi.
10-Ondan önceki peygamberler sadece kendi kavimlerine ve kendi zamanlarına gönderilirken; Onun dini evrensel, Onun peygamberliği insan ve cinlere, kıyamete kadar sürecek bir nübüvvet oldu. “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”Kasas Suresi.
ONUN ÜMMETİ OLAN BİZLER O'NA(RASULÜNE) KARŞI BİZ NE YAPTIK?
Onun ümmeti olduğumuzu iddia ettik, ama onu layıkıyla tanıyamadık ve dünyaya doğru bir şekilde tanıtamadık. Bizim yaptığımız yanlışlar ve yanlış imajlar ona mal edilir oldu.
Onu yaşayamadık ve yaşatamadık, onun hayatını bir bütün olarak yaşayıp insanlığa bir örnek sunamadık.Salavatları dilimizden düşürmedik belki, ama salat selam okumayı Ona bağlılık andı olduğunu fark edemedik.
CAN DOSTLAR, işte Onun hayatından ve bizim hayatımızdan birkaç örnek:
O, doğru ve dürüsttü. Bizim güvenilirliğimiz kalmadı. Ne birbirimize, ne işimize, ne malımızın kalitesine, ne başka bir şeyimize.
O, vefalıydı. Vefasızlık bizim mesleğimiz oldu.
O, insanları severdi. Sevgisizlik sanatımız oldu.
O, Allah için sever, Allah için öfkelenirdi. Biz ise dünyalık için sever ve öfkelenir olduk.
O, insanlık sevdalısıydı. Bizse insandan kaçar ve yalnızca kendimizi düşünür olduk.
O, hesabını dünya ve ahirete göre yapardı. Bizse hesabımızı yalnızca dünya üzerine kurar olduk.
O, kâinatı, çevreyi ve hayvanları severdi. Biz ise çevre katilleri olduk.
O, azimli, kararlı ve sabırlıydı. Bizse kararsız, aceleci ve sızlanır olduk.
O, çalışkandı, üretkendi. Tembellik, vakit öldürme bizim şiarımız oldu.
O, fedakardı, bizse bencilleştik.
O, düzenli ve disiplinli idi. Biz ise keşmekeş, rasgele bir hayatın adamı olduk.
O, cömertti. Bizse cimrileştik.CANANLAR
Ondaki bitmek tükenmez güzellikler ve bizim hayatımızdaki Ona yakışmayan densizlikler!
Ve O, bize bıraktığı iki kutsal emaneti Kur’ân ve Sünnetiyle bugün de bizi doğru, iyiye, güzele, hakka çağırıyor. Onun dipdiri ve ölümsüz mesajı yeniden ve bir bütün olarak yaşanmayı bekliyor. “Ey iman edenler! Allah ve peygamberi sizi hayat veren şeye çağırdığında Ona icabet edin.” “Ey inananlar! Hepiniz topyekûn/bütünüyle İslam’a/barışa girin.”KASAS SURESİ.
Ve yine O, bizi Kevser’in başında bekliyor. İzinde gidenleri bağrına basmak için, yolunu terk edenleri oradan kovmak için! Her şeyiyle Onun olanlara, Onun uğruna baş koyanlara selam olsun!
CANLAR,bunlar bizim görüntülerimiz. Ama yine de ümit varız ve diyoruz ki:
“Özledik seni Allah'ın Resulü, Özledik seni Ya Hz. Muhammed (a.s.m. ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissettiriyor bize.Zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve Rabbimiz’in ilham ettiği düşüncelerle.
Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve Allah’ın izniyle senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle, devam edecek güzeller ve senden gelen gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleri(Kitap ve sünneti) tüm evrene ve bir gün her şey güzele, gül'e dönecek ve Allah Nuru’nu tamamlayacak inşaallah.
Seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel. Dünyanın tüm çirkinliğine inat, yeniden yeni ümitlerden, senden ve sevginden bahsetmek ne güzel.Sen ve senin getirdiğin gül kokulu(vahyin) ilhamları zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah.
BU BİR SIRDIR .
Etiketler:
mevlid kandili,
önemli günler
7 Şubat 2011 Pazartesi
O ne güzel önder ne güzel İNSAN

Sevgili Peygamberimizi anmanın en güzeli; O'nun yaşantısını ve sözlerini anlamak olmalı. Kısa 40 hadis çalışmasını sizlerle paylaşıyoruz
1.İyi niyet, sahibini cennete koyar.
2.İman iki bölümdür; yarısı sabır, yarısı şükürdür.
3.İslam artar, eksilmez.
4.İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin de seni üzerse, sen mü'minsin.
5.Her iyilik bir sadakadır
6.İnsanlardan utanmayan Allah'tan utanmaz.
7.Bu ümmetten ilk önce kaldırılacak olan haya ve emanettir.
8.Yiyip şükreden, oruç tutup sabreden gibi sevap alır.
9.Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.
10.Hikmetin başı Allah'a saygısızlık yapmaktan korkmaktır.
11.İnsanın en değerlisi, en çok takva sahibi olanlardır.
12.Allah'tan en çok korkanınız ve onu en iyi bileniniz benim.
13.Sabrediniz ve cezalandırmayınız.
14.Asıl sabır musibetin ilk geldiği anda yapılmalıdır.
15.Sabır rızadır, razı olmaktır.
16.Bu din sağlamdır. Onda yumuşaklıkla davranın.
17.Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.
18.Dininizin en hayırlısı en kolay olanıdır.
19.Siz bu dini mağlup edemezsiniz.
20.Şeytan insanoğlunun kanında dolaşır.
21.Saygın olmak malla, cömertlik ise takva ile olur.
22.Cömert kişinin yemeği şifa, cimrinin yemeği ise hastalıktır.
23.Bir mü'min aynı delikten iki defa ısırılmaz.
24.Aşırı mal sevgisi alimlerin kalbinden hikmeti alıp götürür.
25.Alimler, halk içinde, Allah'ın en güvendiği kimselerdir.
26.Alimler ümmetimin güvenliğidir.
27.İlim öğrenen Allah yolunda savaşan gibidir.
28.İlim öğrenmeye çalışan evine dönünceye kadar Allah yolundadır.
29.İki aç vardır ki doymaz: İlmi arayan ve dünyayı isteyen.
30.İnsanlar iki kısımdır: Öğreten ve öğrenen. Bu ikisinin dışındakilerde hayır yoktur.
31.Allah, bir kulu idareci yapmak istediği zaman ona yardım elini uzatır.
32.Hüküm sahibi olanlar, Allah'ın korudukları hariç meşakkat kapısındadır.
33.İtaat, ancak meşru çerçeve içerisinde olur.
34.Her şeyin ifsat eden bir afeti vardır. Bu dinin afeti de kötü idarecilerdir.
35.İslam'ın en sağlam kulpu Allah için sevmen, Allah için düşmanlık beslemendir.
36.Allah'ın dostları, görüldüklerinde Allah'ın hatırlandığı kimselerdir.
37.Kim bir topluluğu severse, Allah onu o toplulukla birlikte haşreder
38.Ademoğlunun kalbi, tıpkı kuş gibidir. Bir günde yedi kere değişir.
39.Kim bir kimsenin arkasından onda bulunan bir şeyi söylerse gıybet etmiş olur.
40.Allah, dilini ıslah eden kişiye merhamet etsin.
Kaynak:Muhtasar Camiu's-Sağir-1 / Suyuti / Yayına hazırlayan: Saffet Bakırcı /
Dostumuz Hüseyin Şavaş tarafından internet ortamına aktarılıp ilk olarak Sayha Dergide yayınlanmıştır.
Etiketler:
Sevgili Peygamberimiz
6 Şubat 2011 Pazar
HAYDİ, PEYGAMBERE GİDELİM! / Ali AKPINAR

Peygamberimiz Mekke’ye gelmişti. Ancak Mekkeliler onu anlamadılar, dinlemediler, tanımadılar. O’da Mekke’yi terk etti. Aynı şekilde O, Taif’e de gelmişti. Onlar da O’nun kıymetini bilmediler. O da onları terk etti.
O halde peygamber, Medineliler gibi gönlünü peygambere açanlara gelir. Sünnetiyle gelir, güzellikleriyle gelir. Ama onun evimize, hayatımıza gelmesi için bizim bir şeyler yapmamız gerekir. Hiçbir şey yapmadan, alıcılarımızı onun tarafına çevirmeden, onun olmak için bir gayret ve çaba içerisine girmeden sadece gel demekle bu işin olmayacağını bilmeliyiz.
Hem, hep biz bekleyeceğiz ve hep o mu bize gelecek? Biz ona gitsek, ona gitmek için bir çabanın içerisine girsek! O hala kırk yaşında ve ümmetinin başında ise, ona gidelim, onun sünnetine, siretine hicret edelim. O, bizi bekliyor, hadis mecmuaları içerisinde bekliyor, ahlakı olan Kur’ân satırlarında bekliyor. Anlaşılmak ve yaşanmak için bekliyor bizi.
Yazının Tamamı
Barış Dini ve Sevgi Peygamberi /Doç.Dr.Ali AKPINAR
Allah Resûlü'nün Kur'ân âyetlerinde ve kendi sözlerinde geçen pek çok ismi ve sıfatı, bizim O'nu doğru olarak tanımamızda oldukça önemlidir.
O Rahmet Peygamberidir (Rasülü'r-Rahme, Nebiyyü'l-Merhame). O, belli bir kesime değil, tüm âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
O, Müjdeci ve Uyarıcıdır (el-Mübeşşir, el-Beşîr; el-Münzir, en-Nezîr)
O, apaçık gerçektir (el-Hakku'l-Mübîn).
O, tutunulacak en sağlam kulptur (el-Urvetü'l-Vüskâ).
O, dosdoğru yoldur (es-Sırâtü'l-Müstakîm)
.
O, ışığıyla etrafını aydınlatan parlak bir yıldızdır (en-Necmü's-Sâkıb).
O, aydınlatan bir kandildir (en-Nûr, es-Sirâcü'l-Münîr).
O, Allah'a çağıran bir davetçidir (Dâi ilâllah).
O, şefaati makbul bir şefaatçidir (eş-Şefî', el-Müşeffe').
O, ıslahatçıdır (el-Muslih).
O, Allah'ın sevgilisi ve dostudur (Habîbullah, Halîlürrahman).
O, güçlü delil ve kanıt sahibidir (Sâhıbü'l-Hucce ve'l-Bürhân).
O, Allah'ın seçtiği seçkin kişidir (el-Mustafa, el-Müctebâ, el-Muhtâr).
O, övülmüş, övülmeye lâyık kişidir (Muhammed, Ahmed, Mahmûd, Hâmid).
O, Güvenilir Muhammed'dir (Muhammedü'l-Emîn).
O, peygamberlerin sonuncusudur (Hâtemü'n-Nebiyyîn) (Kadı Iyaz, 189-195).
Yazının Tamamı
5 Şubat 2011 Cumartesi
SÜNNET
1-HADİS….Mü'minlerin annesi Ümmü Habîbe Remle Binti Ebû Süfyân radıyallahu anhümâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi:
"Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar" veya "Ona cennette bir köşk yapılır."
Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü'l-leyl 66, 67
Bu hadisin verdiği mesajlar.
1. Peygamber Efendimiz farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnet-i müekkedeleri devamlı kılmaya gayret eder, bunları ümmetinin de kılmasını tavsiye eder, bu namazları kılanlara cennette bir köşk verileceğini söylerdi.
2. Farzlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazları kılmak mecburi değildir. Efendimiz'in "kılmak isteyene" sözü de bunu göstermektedir. Zamanı ve imkânı bulunan kimseler bu namazları kılmak suretiyle sevap kazanırlar.
3. Bu on iki rek`at sünnet içinde, aşağıda geleceği üzere, sabah namazının sünnetinin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
2- HADİS…Abdullah İbni Mugaffel radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır" buyurdu.Üçüncü defasında "kılmak isteyene" dedi.
Buhârî, Ezân 14, 16; Müslim, Müsâfirîn 304. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 11; Tirmizî, Salât 22; Nesâî, Ezân 39; İbni Mâce, İkâmet 110
Bu hadisin verdiği mesaj
Ezan okunur okunmaz hemen kamet getirip farza başlanmamalı, müslümanların cemaatle namaza yetişebilmeleri için dört rek`at namaz kılacak kadar beklemelidir. Yalnız başına namaz kılanların bu kadar beklemesi gerekli değildir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, müezzinlerine, ezan okuduktan sonra hemen kâmet getirmemelerini tenbih etmiştir. Yemek yiyenin yemeğini bitirebileceği, abdest almak isteyenin rahatlıkla abdest alabileceği kadar bir süre beklenmesini uygun görmüştür. Bu süre bir kişinin rahatlıkla iki veya dört rek`at namaz kılabileceği kadar bir zamandır. Efendimiz'in ifadesiyle söyleyecek olursak, bu süre içinde namaz kılmak isteyenler, o vaktin sünnetini rahatlıkla kılabileceklerdir.
Her ezan ile kâmet arasında sünnet kılmak sevap olmakla beraber, akşam namazının farzından önce sünnet kılmayı, diğer mezhep imamlarının aksine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe mekrûh saymıştır.
BU BİR SIRDIR…
"Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar" veya "Ona cennette bir köşk yapılır."
Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü'l-leyl 66, 67
Bu hadisin verdiği mesajlar.
1. Peygamber Efendimiz farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnet-i müekkedeleri devamlı kılmaya gayret eder, bunları ümmetinin de kılmasını tavsiye eder, bu namazları kılanlara cennette bir köşk verileceğini söylerdi.
2. Farzlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazları kılmak mecburi değildir. Efendimiz'in "kılmak isteyene" sözü de bunu göstermektedir. Zamanı ve imkânı bulunan kimseler bu namazları kılmak suretiyle sevap kazanırlar.
3. Bu on iki rek`at sünnet içinde, aşağıda geleceği üzere, sabah namazının sünnetinin ayrı bir yeri ve önemi vardır.
2- HADİS…Abdullah İbni Mugaffel radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır" buyurdu.Üçüncü defasında "kılmak isteyene" dedi.
Buhârî, Ezân 14, 16; Müslim, Müsâfirîn 304. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 11; Tirmizî, Salât 22; Nesâî, Ezân 39; İbni Mâce, İkâmet 110
Bu hadisin verdiği mesaj
Ezan okunur okunmaz hemen kamet getirip farza başlanmamalı, müslümanların cemaatle namaza yetişebilmeleri için dört rek`at namaz kılacak kadar beklemelidir. Yalnız başına namaz kılanların bu kadar beklemesi gerekli değildir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, müezzinlerine, ezan okuduktan sonra hemen kâmet getirmemelerini tenbih etmiştir. Yemek yiyenin yemeğini bitirebileceği, abdest almak isteyenin rahatlıkla abdest alabileceği kadar bir süre beklenmesini uygun görmüştür. Bu süre bir kişinin rahatlıkla iki veya dört rek`at namaz kılabileceği kadar bir zamandır. Efendimiz'in ifadesiyle söyleyecek olursak, bu süre içinde namaz kılmak isteyenler, o vaktin sünnetini rahatlıkla kılabileceklerdir.
Her ezan ile kâmet arasında sünnet kılmak sevap olmakla beraber, akşam namazının farzından önce sünnet kılmayı, diğer mezhep imamlarının aksine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe mekrûh saymıştır.
BU BİR SIRDIR…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)