21 Ocak 2011 Cuma

UMRE

Can Dostlarım;

Adına küçük hac da denilen umre ibadeti,
Allah’ın yeryüzündeki evi, Ka’be’yi ziyaret ve tavaf ederek yapılan mühim bir ibadettir. Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’ında “Haccı ve umreyi Allah için tam yapın.” (Bakara Suresi: 196) ayetinde ifadesini bulan umre ibadeti, Hanefi ve Maliki mezheplerinde sünnet-i müekkede, Şafii ve Hanbelî mezheplerine göre ise, hac gibi farz bir ibadettir. Hali, vakti ve durumu müsait olan kardeşlerimizin ya hac ibadetiyle ya da müstakil olarak ömürde en az bir defa umre yapmaları, Rabbimizin in talebi olan güzel amellerdendir.

Yılda beş gün hariç, her zaman eda edilebilecek bu ibadet, Allah’ın yeryüzündeki evi Ka’bey’i ziyaret ederek tavaf, Safa ve Merve arasında say etmekten ibarettir. Kendisinde Arafat vakfesi bulunmadığı için, haccın küçültülmüşü olarak kabul edilmiştir.

Umre ibadeti son derece faziletli bir ibadettir. Onun fazileti hakkında Efendimiz (as)’dan birçok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bu mübarek Peygamber sözlerinden bazıları şunlardır:

"Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir. ” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce).

“Hac ve Umreyi beraber yapınız; çünkü Hac ve Umre günahları ve fakirliği giderir. Tıpkı demir, altın ve gümüşün kir ve pasını körüğün giderdiği gibi... Kabul edilmiş haccın sevâbı ise ancak Cennettir.” (Nesâî)

En büyük mürşidimiz Efendimiz (as) bizzat kendisi hayatında iken umreler yaparak aynı zamanda fiili olarak ta bize örnek olmuştur. İbn Abbas (ra) Efendimiz (as)’ın umreleri hakkında şöyle buyurmuştur: “Rasûlullah (as) dört defa umre yaptı;

Hudeybiye umresi, bir sonraki yıl kaza umresi, ciraneden yaptığı umre, son olarak ta veda haccıyla beraber yaptığı umre.” (İbn Mâce)

Peygamber Efendimiz (as) ne buyuruyor: "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce)

Aziz dostlar,
Haccı Asgar da denilen umre ibadetinde Hacda olduğu gibi bazı semboller ve temsiller vardır.

Mikat, Allah ile buluşma ve kavuşmayı simgeler, ibadetin başlama yeri ve zamanını ifade eder.

İhram; Dünyaya ait olan her şeyden kurtulup, Allah katında üstünlüğün takvada olduğunu ve Allah indinde kulların eşitliğini sembolize eden iki basit bez parçasına bürünmekle sadece kimlik ve kişiliklerini ortaya koymayı temsil eder. Harem, savaşsız bölge; İhram, barış bayrağıdır. İhrama giren kişi önce Rabbiyle barışık olduğunu, sonra kendisiyle barıştığını ve nihayet bütün mümin kardeşleriyle barışmaya geldiğini ifade eder. Adeta kefenleri ile ölüm ve ölüm ötesi hayatın provasını gerçekleştirir. İhramla ölümü tadar. Dirilişi mahşeri yaşar ve bu ruh ile Allahın huzuruna çıkar. Kısaca hem “Ölmeden önce ölme” bilincini hem de manevi dirilişi kazanmaya çalışır. İhram yasaklarıyla, İnsanın başıboş bırakılmadığını Allah’ın koyduğu kurallara göre hareket etmesi gerektiğini hatırlar. Işığın etrafında dönen kelebekler misali kulun Allah’a olan sevgisini ifade eder.

Tavaf, teslimiyetin ve ilahi kadere boyun eğişinin sembolü sayılır.

Hacer-i Esvedi selamlama, Allah’a vermiş olduğu sözü yenileme anlamındadır.

Say, Allahın rahmetini o rahmetin bir eseri olan anne sevgisini ve şefkatini temsil eder. Say, dünyanın insanı aldatan ve Allah’tan uzaklaştıran yönlerinden kaçmaktır. Say, Allah yolunda gayret, dinamizm ve samimiyettir.

Tıraş olmak ise (Saçların kesilmesi) gerektiğinde saçını değil canını, canının yongası olan malını, nefsini, tüm varlığını ve güzelliklerini Allah yolunda verebileceğini temsil eder.

Aziz dostlar,
Muhabetimizi konu ile alakalı bir hadis-i şerif mealiyle bitirmek istiyoruz. Peygamber Efendimiz (as) buyuruyorlar ki: “Kim Ka’beyi ziyaret eder de cinsel isteklerinden ve dili ile zarar vermekten sakınırsa, anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olur.” (Buhari ve Müslim)

13 Ocak 2011 Perşembe

DUA NEDİR, NASIL YAPILMALIDIR?

Ebu Hüreyre'den işitildiğine göre, Resûlüllah (SAV) şöyle buyurdu :
“Her birinizin duası, acele etmediği müddet kabul olunur. (Acele etmesi şudur) : Der ki, dua ettim de, duam kabul edilmedi.”

Dua, ibadetlerden bir ibadettir. Onun gerçekten müstecab olması da, onun kabul edilişi ve ondan ötürü sevap verilmesidir. Bazen de duanın sevabı, verilecek şeyden daha fazla olur. Dua eden kimsenin, Allah duasını kabul edip ihtiyacını verince, geri kalan dua sevabını da amel defterine sevap olarak yazar. Bazen bu verdiği şeyin kıymeti, onun için hazırlamış olduğu sevabdan daha az olur. Bazen de verdiği şeyle dua arasında eşitlik olur ve manevî değerler aksine olarak değişir.

Bir de Allah Tealâ, dua edenin istemiş olduğu şeye hak kazanmadığını bildiği için onun dileğini yerine getirmez, ancak dua ve ibadeti miktarınca ona sevap verir; ayrıca duacı kul hakkında hangi şeyin daha faydalı olduğunu bildiğinden, kula dilediğini vermeyip, onun hakkında daha uygununu verir. Meselâ; dünya menfaati isteyene, Allah'ın dinde sadakat vermesi gibi. Dînde salâha muhtaç İken, dünya menfaati istemek, akıbet bakımından felâkettir. Cenab-ı Hak bu hikmetleri bildiğinden, herkese, durumlarına göre hikmeti İcabı hayırlısını verir. Bu, şuna benzer: Bir babanın sevgili çocuğu hasta iken babasından bir yiyecek ister de, baba o yiyeceğin hasta çocuğuna zararlı olduğunu bilerek ona faydalı olan başka bir şey verirse, çocuğa merhamet olur, ona faydalı iş yapmış olur. İşte Allah da kul için böyle faydalı olanı verir ve teselli eder.

Nitekim Cenab-ı Hak :
«Kim benim hidayet yoluma uyarsa, böylelerine korku yoktur; ve onlar mahzun da olmayacaklardır.» buyurmaktadır. (Bakara : 38)

Böylece Allah dua edenin kalbinden hüzünle korkuyu giderir. Gerçek budur. Kabule hak kazanacak dua için şu şartlar vardır:



1— Duanın kalb huzuru ile olması. Çünkü dua bîr ibadet olduğundan niyete ihtiyacı vardır.
2— İhlasla Allah Tealâ'dan istenmiş olması.
3— Dua edenin kâfir veya müşrik olmaması.
4— Sünnete aykırı olmayacak şekilde dua edilmiş olması. Bağırıp çağırmamak, vakit ve yer beklememek gibi.
5— Günah olmayan veya akrabalık bağlarının kesilmesini gerektirmeyen bir dua olması.
6— Dua ettim de kabul edilmedi, diyecek şekilde duadan usanmamak ve acele etmemek.
7— Adî sebeplere baş vurmuş olmak, insan önce bir işe kavuşmak veya onda muvaffak olabilmek için, meşru yollardan sebep ve imkânlara baş vuracak, memur bulunduğu görevleri yerine getirecek ve ondan sonra dua edecektir. Yoksa önünde su bulunurken, Allah'ım bana su içir, demek boşuna olur. Bir adam alacağına şahit tutmaz da, borçlu borcunu inkâr ederse, alacaklının duası abes olur; çünkü dinin kendisine emrettiği «ödünç para alıp verdiğiniz zaman şahit tutun» hükmünü uygulamamıştır, İşinde kusur etmiştir. İşte duadan önce, tedbirde ve vazifelerde kusur etmemiş olmak gerekir.

Ebû Hüreyre, Peygamber (SAV)'den rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
— Her biriniz günah olan şeyi, yahut akrabalık bağının kesilmesini dua etmedikçe, yahut dua ettim de benim İçin kabul edildiğini görmedim, diyerek acele edip duayı terk etmedikçe, ondan kabul olunur.
Peygamberimizin şöyle buyurduğu, Ebû Hüreyre'den rivayet edilmiştir:
«— Duaların en kuvvetlisi şöyle söylemendir: Allah'ım! Sen benim Rabbimsin ve ben, senin kulunum. Ben, nefsime zulmettim; ve günahımı itiraf ediyorum. Günahları ancak sen bağışlarsın; Rabbim beni bağışla.»
Enes'den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunu çok söylerlerdi:
— “Ey kalpleri çeviren Allah'ım, benim kalbimi dinin Üzere sabit kıl.”
Abdullah ibni Ömer demiştir ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in dualarından biri şu idi:
— “Allah'ım! Nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin değişme¬sinden, azabının ansızın gelmesinden ve rızana aykırı düşecek her şeyden sana sığınırım.” [91]

Peygamber (SAV) bu dualarında dört şeyden Allah'a sığınmışlardır:



1— Nimetin zail olmasından : Burada nimet maddî varlıklarla manevî değerleri içine almak suretiyle geniş manâ taşımaktadır. Hem dünya, hem din nimetlerinin yok olmaması istenmiştir. Bu nimetler üzerine Allah'a şükretmemek, bunları azımsamak ve küçük görmek, bu nimetlerdeki Allah'ın emirlerine riayet etmemek, şükürsüzlük olur ki, bu türlü hareket nimetlerin yok olmasına sebep teşkil eder. Onun İçin bu hale düşmekten Peygamberimiz Allah'a sığınmışlar ve bize yol göstermişlerdir.
2— Afiyetin değişmesinden : Afiyet, selâmet ve saadet içinde bulunmaktır. Kime kî Allah afiyet vermiştir, o hayırlı bir kurtuluşla kurtulmuştur. İşte bu saadetin değişivermesinden Allah'a sığınılmıştır. Zira bu değişiklik, saadetin zıddı olan felâkettir.
3— Azabın ansızın gelmesinden : İnsanın başına belâ ve musibetin ansızın gelmesi çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü ansızın azaba yakalanan insan, tevbe fırsatını bulamaz, belâya alışmadığından isyan eder ve ebedi hüsrana düşer. Yavaş yavaş gelen musibetlerden hem alışkanlık ve sabır olur, hem de tevbe fırsatı bulunur. Bu büyük farktan dolayıdır ki. Peygamber Efendimiz ansızın gelen azabdan da Allah'a sığınmışlardır.
4— Allah'ın gazabını gerektirecek her şeyden -. Allah Tealâ bir kula gazap edince, o kul helak olmuştur. Bunun için Allah'ın rızasına aykırı düşüp, onun gazabını celb edecek olan her türlü iş ve hareketten Allah'a sığınmak İcab eder. Allah'ın gazabına uğrayan için kurtuluş çaresi yoktur.

Bu dört şeyden Allah'a sığınarak korunan kimse saadete ermiş olur.

ALLAHA EMANET OLUN
BU BİR SIRDIR…