29 Şubat 2008 Cuma

RAHMET


MERHABA DOSTLAR Bütün mubah olan işlerimizde besmele çekeriz. Peygamberimiz de( s.a.v.): “Besmelesiz başlanan işler eksiktir.” buyurur. Bütün sırlar besmelededir. BESMELEDE ALLAHIN İKİ SIFATI VARDIR. Birincisi RAHMAN sıfatı. Rahman merhamet eden, acıyan, şefkat gösteren, dünyadaki her mahluka acıyan demektir. Çünkü Kuran-ı Kerimde Rabbimiz c.c. buyuruyor ki:
“Bir günah işler veya kendine zulmeder, sonra pişman olup, Allah’a dönerseniz, Teâlâyı çok merhametli, af ve mağfiret edici bulursunuz.”[Nisa 101]
Dostlar;
Peygamberimiz s.a.v. buyurdu ki: “Allahu Teâlâ, yarattığı yüz rahmetten birini mahlukat arasında taksim etti. Bu sebeple anne evladına şefkat eder, hayvanlar yavrularını sever ve bütün mahlukat birbirine acır.” (İbn-i Mace) Müminler merhamette bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız olduğu gibi, Müslümanlar da birbirine acımalıdır. [Buhari]
Yine Allah Rasulü (s.a.v.): “Yerdekilere acırsanız, göktekiler de size acır.” [Tirmizi] Peygamber (s.a.v.) : “Allahu Teâlânın mümine olan merhameti, şefkati, acıması bir annenin çocuğuna olan merhametinden daha üstündür.”[Buhari]

DOSTLAR; görüyorsunuz ALLAH C.C. sıfatının gereğini yapıyor,bizim de bu özelliklere dikkatimizi çekiyor. Arşı taşıyan melekler bile bizim bu RAHMET sıfatına girebilmemiz için Mümin Suresi’nin 9.ayetiyle bizler için dua ediyorlar. “Rabbimiz sen mümin kulları günahlardan koru ve sen kimi günahtan korursan o rahmet olunmuştur.” buyururlar.
Canlar,İNSAN olmamız bir RAHMET.İMAN etmemiz RAHMET,RAHMET peygamberin ümmeti olmak bir RAHMET, KURAN bir RAHMET, ALLAHIN VERDİĞİ HER NİMET RAHMET.
O zaman bizler ALLAH’IN RAHMETİ ile yiyor,içiyor,bakıyor,kulluk ediyor ve tövbe ediyoruz. ALLAH bizlere rahmetini esirgemesin. Ecdat yağmura, “Rahmet yağdı.” dermiş. Ölene de “Allah rahmet etsin.” denir.

DOSTLAR, Peygamberimiz de (s.a.v.): “Şu üç kimseye acıyın, merhamet edin.
1- Cahiller arasında kalan âlime
2- Varlıklı iken yoksul düşen zengine
3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.” [Tirmizi]
Peygamber Efendimiz: “Merhametli olmayan merhamet göremez.” buyurur.(Buhari)
İMAMI RAFİDE: “Din kardeşinin yüzüne şefkatle bakan affa uğrar.” der.
Adamın birisi Peygamber Efendimize : “Ya Rasulullah, hizmetçimi kaç defa affedeyim?” diye sorar. Peygamber Efendimiz de: “Günde yetmiş defa affet.” buyurur. (Tirmizi) Kâfir, mümin herkese, hatta bütün hayvanlara merhamet etmek gerekir.
Peygamber Efendimiz: “Merhametli, şefkatli olmayan, acımayan imanlı olmaz.” buyurunca, Eshab-ı kiram: “Ya Rasulullah, hepimiz merhametliyiz, şefkatliyiz.”dediler. Onlara: “Sadece insanlara değil, bütün mahlukata merhametli olmak gerekir.” buyurdu. (Taberani). Bıçağı hayvanın gözü önünde bileyen kimseye Peygamberimiz: “Sen bu hayvanı kesmeden ona ölümleri mi tattıracaksın? Hayvanı yatırmadan önce niçin bıçağını bilemedin?”der.(Hakim)
Peygamberimiz(sav): “ Bir köpeğin susuzluktan dili çıkar. Bir kuyunun yanında durur. Fakat su derinde olduğu için içemez. Adam bu köpeğe acır. Ayakkabısı ile kuyudan su çıkarıp köpeğe verir. Bundan dolayı Allahu Teâlâ onun günahlarını affeder. (Müslim) Allah Resulü (sav): “ Cehennemden uzaklaşıp Cennete girmek isteyen, son nefesinde kelime-i şahadeti söylesin ve kendisine yapılmasını sevdiği şeyleri başkalarına yapsın.) [Müslim]

İşte dostlar dinimizin bütün emirleri bir rahmettir. Gelin bizlerde o RAHMET deryasına dalalım ve SIRLARA ulaşalım.
ALLAH’A EMANET OLUN.

15 Şubat 2008 Cuma

Şüpheli şeylerden kaçınmak, elde kor tutarcasına İslam’ın prensiplerine sarılmak, başkalarının arkasında değil, Kitap ve Sünnete göre hayat sürmek

Merhaba can dostlar;
Kur’an-ı Kerim, hayatlarına ticaretin egemen olduğu bir topluma nazil olmaya başladı. Onların, ilahi mesajı daha iyi anlamaları için ahirete ait kavramlarda bile Kur’an ticaretle ilgili terimleri kullandı.
DOSTLARIM;
İnsanların temel görevi Allah’ı tanımak, O’nun emir ve yasaklarına tabi olmak, O’nun açıkladığı helallere ve haramlara göre hayatını tanzim etmektir. Helal ve haram kavramı, mü’minin hayatında büyük önem taşımaktadır. Mü’min, haramdan kaçınarak helallerle bütünleştiği ölçüde kulluğun zevkini tadar ve nefsini terbiye eder. Mü’min, haramlardan uzaklaştığı nispette Allah’a yaklaşır, kendini arındırır ve iyi bir Müslüman olur. Mü’min için haramdan sakınmak ve helali aramak bir cihattır. Mü’min, bütün zorluklara ve olumsuz çevre şartlarına rağmen birey, aile, toplum hayatını; haram ve helal sınırına göre düzenler. Allah’a, Rasûlüne ve âhiret gününe yakînen inanan mü’min; güçlü imanı ve üstün feraseti sayesinde haramlardan kaçınır ve şüpheli şeylerden uzak durur.
Zamanımızda haram ve helal mefhumu alabildiğine birbirine karıştırılmıştır.

Hz. Peygamberimizin şu mübarek sözü, bugünkü ortamı gayet veciz bir şekilde özetlemektedir. “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi helalden mı, yoksa haramdan mı kazandığına aldırış etmeyecektir.” [Buhari ]

Haramların, kalpleri kirlettiği, manevi dünyayı tahrip ettiği, düşünceyi bozduğu, nesilleri mahvettiği ve toplum düzenini yok ettiği hesaba katılmadan, dolu dizgin sermaye biriktirme ve para kazanma vazgeçilmez bir ideal haline gelmiştir. Kumar, faiz, hırsızlık, yankesicilik, hile bir anlayış ve sektör haline gelmiş, âhirete iman mefhumu körelmiş ve servet biriktirme insanlık değerlerinin ve iman prensiplerinin önüne geçmiştir. Günümüzde ekonominin vazgeçilmez şartı olarak kabul edilen faizin, hemen hemen etkilemediği kimse yoktur.

Hz. Peygamberimizin bu konuda dikkate şayan bir açıklama yapmıştır. “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen hiçbir kimse kalmayacaktır . Faiz yemeyen bir kimse bile, en azından onun tozundan etkilenecektir.” [ibn-i Mace]

CAN DOSTLAR;
Dünyevî menfaatleri uğruna şu veya bu şekilde çeşitli krediler alarak faize bulaşmak artık normal bir uygulama haline gelmiştir. Âhirete yakînen inanan bir mü’min, her şeyin alışverişini yapamaz, her şeyi satamaz, her şeyi alamaz, haram ve helal yönünü araştırmadan her icraatın içinde olamaz, her şeyi yiyemez, her şeyi giyinemez, her şeyi hoş karşılayamaz.
DOSTLAR;
Mü’minin, şüpheli şeylerden bile kaçınması gerekir. Şüpheli şeylerden kaçınmadıkça imanın kemâline ve zevkine ulaşılamaz. Şu hadislerde bu konuda önemli açıklamalar vardır.
“..Helal de haram da açık bir şekilde bellidir. Bunların arasında olan şeyler ise şüpheli işlerdendir. Şüpheli şeylerden kaçınan kimse, dinini, namusunu korumuştur…” [Buhari]
“Şüpheli şeylerin (haram mı helal mi olduğu belli olmayan şeylerin) içine düşen kimse, haramların içine düşer.” [Müslim]
DOSTLAR;
Müslüman bir kimse, hayatını helallerle devam ettirir. Müslüman, yemesini, içmesini, giyimini, kuşamını, alımını, satımını kısaca bütün icraatlarını haram ve helal sınırına göre ayarlamalıdır. Mü’min, dünyada her şeyden zevk almak ve her şeyden istifade etmek gibi bir yanılgı ve düşünce içerisinde olamaz.

Allah’ın Resulü (sav) “Fitnelerin zifiri karanlıkların çökmesi gibi yaygınlaştığı zamanda, dinine (dinin prensiplerine) sarılan kimse, koru (ateşi avucunun içinde) tutan kimse gibidir.” [Müslim]

Hadisinde açıkça ifade edildiği bir zaman diliminde yaşadığımız söylenebilir. CANANLAR;
Nefse cazip gelen her şeyin ulu orta yaygınlaştığı bir ortamda, haram ve helalin hesabının yapılmadığı bir zamanda İslam’ı yaşamak kolay değildir. Ancak bütün bu zorluklara rağmen, elde kor tutarcasına İslam’ın prensiplerine sarılmak, büyük bir cihattır. Nefsine hakim olan ve başkalarının arkasında değil, Kitap ve Sünnete göre hayat süren samimi mü’minler kurtuluşa ereceklerdir. Onlar, hem dünyada hem de âhiertte mutlu olacaklardır.
CAN DOSTLAR;
Yazımı bir ayetle bitirmek istiyorum.
“Allah’ın rızk olarak size bağışladığı meşru güzelliklerden yararlanın . Yiyin ve iman ettiğiniz Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.” [Maide Suresi]
BU BİR SIRDIR.

8 Şubat 2008 Cuma

ŞEYTAN




MERHABA CAN DOSTLAR
Rabbimiz (cc) Kuran’da ezeli düşmanımız olan şeytan ve askerlerinden Müslümanları uyarmaktadır. ONU VE ZÜRRİYYETİNİ DOST MU EDİNİYORSUNUZ. [Kehf 50.] Mücahid isimli alime göre şeytanın askerleri ve isimleri yaptıkları faaliyetleri, hangi kanaldan Müslümanları aldatma metotları şöyledir.
1-SEBUR. Bu şeytanın vazifesi bela ve musibetlerle ilgilidir. Bir insan bela ve musibetlere maruz kalınca, sebur isimli şeytan onu cahiliyet adetlerine dönmesi için teşvik eder. Cenaze arkasından ağıtlar söyleyerek ağlamak, evi veya dükkanına bir zarar geldiğinde yaradanına isyana kalkışmak v.s. gibi konularda bu şeytanın teşviki ve parmağı vardır.
2-AVER. Zina işleriyle uğraşır. İnsanları zinaya teşvik eder veya süsler. Bir haberde şöyle denmiştir. Her kadının kucağında bir şeytan oturur, yabancıya karşı şeytan bu kadını güzel gösterir, ta ki göz zinası yapsın diye.
3-MİSVAT. Bu şeytanın vazifesi yalancılığı teşvik etmektir. alım satımda bilhassa esnaf uyanık bulunup yalan konuşmamalıdır. Yalan söylemek belki malı sattırır; fakat bereketini ortadan kaldırır.
4-DASİM. İnsanlarla evlerine girer. Aile reisini kızdırır, hanımı ile aralarında kavga çıkartır. Bu bakımdan Müslüman eve girerken besmele çekmeli ve ev halkına selam vermelidir.
5-ZELENBUR. Çarşı ve pazarlarda bulunur. Hile, aldatma, karaborsacılık gibi İslam dışı hareketlerin yapmasında insana yardımcı olur.
6-HUNZAB. Namaz kılarken insana vesvese verir. Namaza başlamadan evvel Nas Suresi’nin bu vesveseyi azaltacağını söyleyen âlimler vardır.
7-VELHAN. Bunun vazifesi abdest almakla ilgilidir. İnsan abdest alırken menfi teşviklerde bulunur.
DOSTLAR;
Şeytan ve askerlerinin şerrinden korunmak için
A- ALLAH’I lisanen kalben zikretmeli
B- LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH zikrine devam etmeli
C- Mümkün mertebe takva yolunu tercih etmeli.
D- Taklidi imandan tahkiki imana geçmeli.
E- ALLAH korkusunu kalbinden atmamalı.
(Elmalı Tefsiri 3 cilt 2148.)
DOSTLAR; Konumuzu bir hadisle bitirelim. “Şeytan hortumunu insanoğlunun kalbi üzerine koyar. Allah’ı hatırlarsa oradan uzaklaşır. Allah’ı unutursa kalbini lokma eder.”
BU BİR SIRDIR.
Allaha emanet olun.

Yazının Tamamı


Merhaba can dostlar.
Allah bizleri bu âleme imtihan için gönderdi. ”Biz ölüm ve hayatı hanginiz daha güzel amel işleyeceksiniz diye denemek- imtihan- için yarattık.” [Mülk Suresi] buyurur. İlk insanla imtihan başlamıştır, son insana kadar da devam edecektir. Peygamberler dâhil, bütün mükellef insanlar bu imtihandan geçmiştir. Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkânı yoktur. Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir, niyetine bakılır. Bu imtihanla, mümin münafık birbirinden ayırt edilir. Yüce Allah’ı sevenlerle dünyaya gönül verenler, ortaya çıkar. Bu yapılanların neticesinde Cehennemin gereksiz, Cennetin de bedava olmadığı ortaya çıkıyor.

Yazının Tamamı


MERHABA DOSTLAR.
Bu mübarek aylarda oruçlarımızı tuttuk ,infaklarımızı ve aşuremizi dağıttık, ALLAH KABUL ETSİN. Bunlar kul haklarından bir tanesi idi.
DOSTLARIM İslâm dininde çok özel bir yeri olan HAK kavramı geniş anlamı ile “Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır.” diye ifade edilmiştir. Kul hakkı, insanın sahip olduğu hakları demektir. Bu haklar, Allah’ın hakları ve yaratılmışların hakları diye iki kısımda özetlenebilir.
Yazının Tamamı


Merhaba dostlar.
1.Hicri Yılbaşı;
2. Aşûre Günü (On Muharrem);
...
a. Rivayete göre, Hz. Nuh’un gemisi Tufandan kurtulup Cûdî dağına Aşûre günü oturmuştur. Bilindiği üzere, Hz.Nuh, Allah’ın emri üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiş, tufan gerçekleşince, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardı.
b. Hz. Ademin tövbesinin kabul edilmesi,
c.Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşinden kurtulması,
d.Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a kavuşması,
e. Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavunun zulmünden kurtulmaları 10 Muharrem (Aşûre) günü gerçekleştiği rivayet edilen olaylar orasındadır.
Yazının Tamamı



MERHABA DOSTLAR;
Bu hafta sizlerle kısaca hicret hakkında birkaç kelam edelim.
10 Ocak 2008 Perşembe, Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretinin 1429. yılını idrak ediyoruz.
HİCRET, Allah’a (cc) kaçıştır.
HİCRET, hiçbir zaman batıla boyun eğilmemesi gerekliliğinin ortaya konulmasıdır.
HİCRET, İnancı hakim kılma gayretidir. Müslüman başkalarına göre kendisini ayarlayamayacağından, kendisinden istenilen vecibeleri yapabilmek için hicret eder. Peygamberimiz (sav); “En faziletli hicret Rabbinin kerih gördüğü şeyleri terk etmendir.” buyurur. [Nesai]
HİCRET, Hem kalp hem de kalıp iledir. Mümin kalbini boş ve yanlış fikirlerden hicret ettirir. Bedenini de kalp komutanının emrine vererek batıllardan hicret ettirir.
HİCRET, İlahi hesaba hazırlıktır. Hicretin gerçek sebebi ALLAHA kulluktur.

Yazının Tamamı


DOSTLARIM;
Allah Teâlâ yarattığı her insana belli bir ömür takdir etmiştir. Akıl nimetiyle donattığı insanı erginlik çağından itibaren ölünceye kadar tüm yaptıklarından ve yapması gerektiği halde ihmalkarlık edip yapmadıklarından sorumlu tutmuştur. Bununla birlikte insanı yalnız bırakmamış, onun aklına rehberlik etmek üzere de Peygamberler ve kitaplar göndermiştir.
İnsana düşen görev hayatı ve yapıp ettiklerini düşünmek ve değerlendirmektir. Ben ne idim ne oldum, sonum ne olacak? İşte bu noktada, “Nefis Muhasebesi” dediğimiz, ferdin kendi kendini kontrol mekanizmasının önemi ortaya çıkmaktadır. İradesini bu yönde kullanan insanların oluşturduğu bir toplum, tabîî olarak kendi kendisini kontrol eden bir toplum olacaktır.
CAN DOSTLAR;
Hz. Yusuf (a.s.)’ın lisanıyla, nefsin, insanı sürekli olarak kötülüğe teşvik ettiğine ve onun kötülüğünden kurtulabilmek için ferdin ilâhî yardıma ihtiyaç duyduğuna işâret eder :
“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Yusuf, 53]
Âyet-i kerîmenin ifade ettiği açıdan bakıldığında, nefisle muhasebenin zorluk derecesinin biraz daha arttığı görülür. Çünkü, nefsi kontrol etmek için insanın kendi iradesi ile Allah’ın merhameti bir arada olmalıdır. Kötülük yapan ya da kötülüğe vasıta olan bir insan nasıl sorgulanmaktan hoşlanmıyorsa kötülüğün ilk hareket noktası olan nefis de hesaba çekilmekten hoşlanmaz. Bu nedenle, kendi kendisiyle hesaplaşan insan öncelikle bu anlayışı aşmak mecburiyetindedir. Bu anlayıştan kurtulmak mümkün olmadığı zaman, nefsi beğenmek, onu kusursuz görmek ve nefsin bütün isteklerinin haklı sebeplere dayandığı düşüncesine kapılmak kaçınılmaz bir sonuçtur. Böyle bir sonuç ise Allah’a kulluk gayesiyle yaşaması gereken bir Müslüman için, telafisi mümkün olmayan problemlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Kur’an-ı Kerîm’in işaret ettiği bir çok târihî hadise, Allah’a karşı gelmenin, inkârda ısrar etmenin, hak ve hukuk tanımamanın en önemli sebeplerinden birinin, “Nefsi üstün görmek ve onu kusursuz saymak.” olduğunu göstermektedir. Şeytan’ın, Allah’ın emrine isyan ederek Hz. Âdem (a.s)’a secde etmemesi, Nemrud’un, Hz. İbrahim (a.s)’ı yakmaya çalışması, Firavunun Hz. Mûsâ (a.s)’ı öldürme isteği, Mekkeli müşriklerin, bizzat kendilerinin “el-Emîn” olarak vasıflandırdıkları, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e karşı, amansız bir mücadele yürütmeleri, işte bu ortak düşüncenin en çarpıcı ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bu örneklerde ve benzerlerinde müşâhede edilen, “nefsi her şeyden üstün görme” anlayışının en tehlikeli noktası, nefsi ilah olarak benimsemektir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Hevâ” olarak nitelendirilen bu husus şöyle anlatılır:“Kendi hevâsını ilah edinen ve ilimi olduğu halde, Allah’ın kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah’tan başka kim doğru yola getirebilir? Hâlâ düşünmez misiniz?” [Casiye, 23] Kendi arzu ve isteklerine göre yaşama düşüncesi, Allah’ın istediği şekilde yaşamaya mânidir. “Hevâ ve şehvet gözü kör, kulağı sağır, kalbi hissiz eder. Kişi âlim de olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur.filozofların ve dünya hayatına düşkün din âlimlerinin çoğu böyle olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’in, Hz. Mûsâ’nın kavmi içinde hazinelere ve ilme sahip olarak yaşadığını haber verdiği Kârun’da da aynı anlayışı görmek mümkündür. Allah’ın büyük bir lütuf olarak verdiği zenginlik sebebiyle, kendisinin de başkalarına iyilikte bulunması söylendiği zaman; “Bu servet bana, ancak kendimdeki bilgi sayesinde verilmiştir” [kasas78] diyerek, ilmine ve zenginliğine rağmen inançsızlık ve azgınlık içinde helâk olmuştur. Nefsiyle hareket eden insanın, böyle bir tehlikeden uzak kalması son derece zor olduğu için, âyet-i kerîmede Allah’ın rahmetinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Zâten, hayatının her safhasında nefis muhasebesi yapmaya gayret eden bir mü’min, bu noktada Allah’a ilticâ etmesi gerektiğinin önemini kavramak zorundadır.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanife’nin fıkıh tarifi tam anlamıyla nefis muhasebesini işaret eder mahiyettedir. İmâm-ı Âzam, fıkhı şöyle tarif eder : “Fıkıh, nefsin leh ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir.” Öncelikle, nefse fayda ve zarar verecek olan şeylerin tanınması gerektiği için fıkıh böyle tarif edilmiştir. Çünkü nefsin yapısını, ona sevap ya da günah kazandıracak olan davranışları tanımadan tam anlamıyla Allah’a kulluk yapmak mümkün değildir. Allah’ı tanımak, insanın kendi kendisini tanıması, nereden nereye geldiğini anlaması ve yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğinin şuurunda olmasına bağlıdır.

Ebû Ümeyye eş-Şa’bânî (r.a.) şöyle demiştir: “Ben, Ebû Sa’lebe el-Huşenî (r.a.)’ın yanına giderek: Şu âyet hakkında ne dersin? diye sordum. O, hangi âyet deyince, ben:“Ey îman edenler! Siz kendinize bakınız. Siz doğru yolda olunca sapıtan kimse size zarar veremez.” (Mâide, 105) âyeti dedim. Ebû Sa’lebe el-Huşenî (r.a) dedi ki:Sen bu âyetin (konusundan) haberdar olan bir kişiye sordun. (Çünkü) ben bunu Rasûlüllah (s.a.v.)’e sordum. Buyurdular ki:"İyilikleri birbirinize emrediniz ve kötülüklerden birbirinizi men ediniz. Ancak sen, cimriliğe itaat edildiğini, nefsî arzulara tâbî olunduğunu, dünyanın tercih edildiğini, her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini ve gücünün yetmediği bir durumu gördüğün zaman artık kendi nefsine düşene bak. Şüphesiz arkanızdan sabır günleri gelecek. O günlerde sabır bir ateş parçasını avuçta tutmak gibidir. O günlerde iyi amel işleyene (diğer zamanlarda) o amelin benzerini işleyen elli kişinin sevabı kadar sevap vardır.” [ibn-i Mace]

Hz. Peygamber (s.a.v)’e “En faziletli insan kimdir?” diye soruldu.
Hz. Peygamber (s.a.v): “Allah yolunda nefsiyle ve malıyla mücâhede eden mü’mindir.” buyurdu.[Sahihi Buhari]

İnsanlara ilâhî sorumluluk yüklenmesinin sebebi, Allah’ın onlara, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edecek bir meleke (akıl) vermiş olmasıdır. Nefis Muhasebesinin Metotlarına gelince
1- Allah’ın gözetimi altında olduğunu düşünmek. Nefsi kontrol altında tutmanın en etkili yolu bu ilâhî murâkabeyi her an göz önünde bulundurmaktır. Şuurlu bir ubûdiyyetin en önemli şartıdır.
2- Kazanılan Başarıyı ve Nîmeti Allah’tan Bilmek Kazandığı her şeyi, sadece kendi kabiliyetleri ve gayreti ile elde ettiğini düşünmek, nefsânî bir anlayışın ürünüdür. Bu Karun anlayışıdır. Kuranı kerîmde kavminin Karun’a yaptığı tavsiyedir :“Allah’ın sana verdiği (servet) ile ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez.” [Kasas, 77]
3- Başkalarının Hatâlarından Önce Kendi Hatâlarını Görmek Hz. Peygamber (s.a.v) bu hususu şöyle belirtir: “Allah bir kul için hayır dilerse, onu dinde fakih, dünyada zühd sahibi kılar ve ona kusurlarını gösterir.” [Keşful Hafa] “Ya nefsinle meşgul ol veya nefsini ıslâh ettikten sonra başkasıyla meşgul olan biri ol. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur:“Başkalarının kusurlarını hatırlamak istediğin zaman, kendi kusurlarını hatırla [Keşful Hafa]
4- İşlenen Günahları Hatırlamak Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurur :“Mü’min, günahını, üzerine yuvarlanmasından korktuğu bir dağ zanneder. Günaha dadanmış kişi, günahını burnunun ucuna konmuş, ona bir şey söylediğinde uçacak bir sinek gibi görür.” [Tirmizi]
Neticede bu ölçülere dikkat ettiğimizde, SONUÇ SIRDAŞLARIM şu ayet olacaktır:
“Ey îman edenler! Siz kendinize bakınız. Siz doğru yolda olunca sapıtan kimse size zarar veremez.” [Mâide:105]
AHİRETTE İSE “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran kimse için, şüphesiz Cennet yegâne barınaktır.” [Naziat 40 –41] olacaktır.
ALLAHA EMANET OLUN.BU BİR SIRDIR....
Yazının Tamamı


31 aralık gecesi MEKKENİN FETHİ’NİN gerçekleşmesiyle İslam dünyasında yeni bir sayfa açıldı.
...
Rasûlüllah (s.a.s.) Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve Müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O' nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı. Rasûlüllah (s.a.s.) 20 yıl boyunca çektiklerini bir anda zihninden geçirdi, sonra şöyle hitâbetti.
"Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O' nun eşi ve ortağı yoktur. O vaadine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.
İyi bilin ki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.
Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O' nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır."
Sonra şu anlamdaki âyet-i kerîmeyi okudu.
"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her hâlinizi bilir, O her şeyden haberdârdır." (Hucurât Sûresi, 13)
Rasûlüllah (s.a.s.) Mescid-i Harâm'ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı mânâlı bir bakışla süzdükten sonra:
- Ey Kureyş cemaâtı! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağızdan:
- Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye cevap verdiler. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
- Ben de size Yûsuf'un kardeşlerine söylediği gibi, "Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok." (Yûsuf Sûresi, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz buyurdu.
Böylece Rasûlüllah (s.a.s.) hepsini affetmişti. Halbuki bunlar Hz. Peygamber (s.a.s.)'e neler yapmamışlardı. Müslümanları en korkunç işkencelere tâbi tutmuşlar, akla hayâle gelmedik eziyetler yapmışlardı. Şimdi başkaları olsa ne yapardı; Hz. Peygamber (s.a.s.) ne yapmıştır? Bu mukayese Rasûlüllah (s.a.s.)'in büyüklüğünü ortaya koymaya kâfidir.
Yazının Tamamı



Bir gün hepimiz bu fani alemden baki aleme göç edeceğiz.Ahiret aleminde birde hesap var. Bu hafta HESAB VERME ŞUURU üzerinde durmak istiyorum.

Rabbimiz haşir suresinin18 ayetinde. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

İbn Mes’ud (ra) dan: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insan beş şeyden hesaba çekilmedikçe bırakılmayacaktır.
1-Ömrünü nerede tükettiğinden,
2-Gençliğini nerede geçirdiğinden,
3-Malını nereden kazanıp,
4-Malını nerede harcadığından,
5-İlmi ile ne kadar amel edip etmediğinden sorulacaktır.
Yazının Tamamı



“Bu hayvanların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin samimiyetiniz ve takvanızdır” (Hac, 22/37)
Yazının Devamı


İNFAK İÇİN ZENGİN OLMAK GEREKMEZ
ASIL TEHLİKE: İÇİMİZDEKİ YOKSULLUK...
Yazının Devamı


Önce şu üç başlığı anlayalım; NEZAKET, ZERAFET, LETAFET
NEZİH İNSANLAR SEVİLİR. İNSANI OLGUNLAŞTIRAN, YÜCELTEN KEMAL SIFATLARINDAN BİRİ DE YUMUŞAK HUYLU, İNCE RUHLU VE NAZİK OLMAKTIR. BU MEZİYETİN SAHİPLERİ, YANİ HALİM-SELİM İNSANLAR, DAİMA HÜRMETE VE SEVGİYE LAYIK OLURLAR. HİLİM OLARAK BİLİNEN BU SIFAT HEMEN HERKES TARAFINDAN SEVİLİR VE TAKDİR EDİLİR.
...
RASÛLULLAH, YUMUŞAK HUYLU VE NÂZİK İDİ.
“Sen Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandım Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar etrafından herhalde dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran: 159)
DÂVA ADAMI, HİLİM SAHİBİDİR. KIRICI, KABA VE KATI İNSANLAR NE KADAR YÜKSEK BİR HAKİKAT VE ÖNEMLİ BİR DAVA SAHİBİ DE OLSALAR, İNSANLARA DAVALARINI KOLAY KOLAY KABUL ETTİREMEZLER. ONUN İÇİN HİLM SAHİBİ OLUNMALIDIR. RIFK; NEZAKET, HALİM-SELİM İNCE VE HASSAS DUYGULU OLMAKTIR, ZIDDI, KABALIKTIR.
...
“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir sözü kökü yerde sabit, dalları gökte olan bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbi’nin izniyle her zaman yemişini meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan pis bir ağaca benzer.” (İbrahim 24-26)
Yazının Devamı


"Allah bir topluluğa hayır dilediğinde onların alimlerini çoğaltır cahillerini azaltır. Şer dilediğinde ise cahillerini çoğaltır alimlerini azaltır.” [Camius-sağir]
...
“Allah iman edenleri yüceltir; ilim ehlini ise kat kat yükseltir.”[Mücadele 11]

Yazının Devamı


Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Gücü yetip de, ulaşabilen insana Allah için Beytullah’ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir.”(Ali İmran 97) buyurmaktadır.
Yazının Devamı


Bu hafta İslam’da aile sorumlulukları üzerine mektubumu paylaşıyorum inşallah.
Yazının Devamı


Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. ( 2)
Yazının Devamı

Şeytanın adları, görevleri ve şeytandan korunma yolları

MERHABA CAN DOSTLAR
Rabbimiz (cc) Kuran’da ezeli düşmanımız olan şeytan ve askerlerinden Müslümanları uyarmaktadır. ONU VE ZÜRRİYYETİNİ DOST MU EDİNİYORSUNUZ. [Kehf 50.] Mücahid isimli alime göre şeytanın askerleri ve isimleri yaptıkları faaliyetleri, hangi kanaldan Müslümanları aldatma metotları şöyledir.
1-SEBUR. Bu şeytanın vazifesi bela ve musibetlerle ilgilidir. Bir insan bela ve musibetlere maruz kalınca, sebur isimli şeytan onu cahiliyet adetlerine dönmesi için teşvik eder. Cenaze arkasından ağıtlar söyleyerek ağlamak, evi veya dükkanına bir zarar geldiğinde yaradanına isyana kalkışmak v.s. gibi konularda bu şeytanın teşviki ve parmağı vardır.
2-AVER. Zina işleriyle uğraşır. İnsanları zinaya teşvik eder veya süsler. Bir haberde şöyle denmiştir. Her kadının kucağında bir şeytan oturur, yabancıya karşı şeytan bu kadını güzel gösterir, ta ki göz zinası yapsın diye.
3-MİSVAT. Bu şeytanın vazifesi yalancılığı teşvik etmektir. alım satımda bilhassa esnaf uyanık bulunup yalan konuşmamalıdır. Yalan söylemek belki malı sattırır; fakat bereketini ortadan kaldırır.
4-DASİM. İnsanlarla evlerine girer. Aile reisini kızdırır, hanımı ile aralarında kavga çıkartır. Bu bakımdan Müslüman eve girerken besmele çekmeli ve ev halkına selam vermelidir.
5-ZELENBUR. Çarşı ve pazarlarda bulunur. Hile, aldatma, karaborsacılık gibi İslam dışı hareketlerin yapmasında insana yardımcı olur.
6-HUNZAB. Namaz kılarken insana vesvese verir. Namaza başlamadan evvel Nas Suresi’nin bu vesveseyi azaltacağını söyleyen âlimler vardır.
7-VELHAN. Bunun vazifesi abdest almakla ilgilidir. İnsan abdest alırken menfi teşviklerde bulunur.
DOSTLAR;
Şeytan ve askerlerinin şerrinden korunmak için
A- ALLAH’I lisanen kalben zikretmeli
B- LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAH zikrine devam etmeli
C- Mümkün mertebe takva yolunu tercih etmeli.
D- Taklidi imandan tahkiki imana geçmeli.
E- ALLAH korkusunu kalbinden atmamalı.
(Elmalı Tefsiri 3 cilt 2148.)
DOSTLAR; Konumuzu bir hadisle bitirelim. “Şeytan hortumunu insanoğlunun kalbi üzerine koyar. Allah’ı hatırlarsa oradan uzaklaşır. Allah’ı unutursa kalbini lokma eder.”
BU BİR SIRDIR.
Allaha emanet olun.

1 Şubat 2008 Cuma

İmtihan /SIR

Merhaba can dostlar.
Allah bizleri bu âleme imtihan için gönderdi. ”Biz ölüm ve hayatı hanginiz daha güzel amel işleyeceksiniz diye denemek- imtihan- için yarattık.” [Mülk Suresi] buyurur. İlk insanla imtihan başlamıştır, son insana kadar da devam edecektir. Peygamberler dâhil, bütün mükellef insanlar bu imtihandan geçmiştir. Bundan kaçmanın ve kurtulmanın imkânı yoktur. Bu imtihanda her kulun kalbindeki iman kontrol edilir, niyetine bakılır. Bu imtihanla, mümin münafık birbirinden ayırt edilir. Yüce Allah’ı sevenlerle dünyaya gönül verenler, ortaya çıkar. Bu yapılanların neticesinde Cehennemin gereksiz, Cennetin de bedava olmadığı ortaya çıkıyor.
DOSTLARIM;
Kuran insana “Sadece iman ettik demekle Cennet’e girivereceğinizi mi sandınız?” diye sorar. Bu Yolda sınavlar vardır. Can sınavı, mal sınavı, iktidar, şan-şöhret sınavı, şehvet sınavı... Peygamberler de bu sınavdan geçtiler. Rabbimiz Bakara Suresi’nde “Biz sizleri açlık, korku, mallar ve sevdiğiniz canlarla imtihan ederiz.”buyurur.
CANLARIM;Tüm dünyada İslâm’ın zor zamanlarını yaşıyoruz. İslâm kişiliğine sahip çıkmak, onu kuşatmak, ondan onur duymak, onu yüreğinin bütün coşkusu ile selamlamak. Sanki yeniden bir sınav heyecanı taşımakla eş değer gibi geliyor. Bizlere servetler, Mekke’nin en güzel kızı ya da makamlar sunulsaydı bizler acaba “Sağ elime güneşi, sol elime ay’ı verseniz yine inancım veya Rabbimin rızası diyebilir miydik?
DOSTLAR; İnsan dünyaya bir defa gelir. Kendisine verilen yaşama fırsatını iyi veya kötü bir şekilde kullanır, sonra da bu âleme veda edip gider. Ahirette de “Ah şöyle yapsaydım, keşke böyle davransaydım.”diye dövünüp pişmanlık duymamıza fırsat verilmez. Kendimize şu üç soruyu sorup, bu sorulara cevap vermemiz gerekmektedir. Nereden geldik? Ne için varız? Nereye gideceğiz? Bu soruların cevaplarına gelince; Allah'tan geldik, imtihan için varız ve tekrar Allah'a gideceğiz. (Bakara, 2/156) Şayet kişi, şu geçici dünya hayatını nefsin bitmez tükenmez gayri meşru istekleri peşinde koşarak, şeytana ve onun arkadaşlarına boyun eğerek geçirir ise, ahiret hayatında çeşit çeşit sıkıntılara, çeşit çeşit azaplara duçar olur.
CANLAR; günahlardan kaçarken de Allah rızasını aramalıyız. DOSTLAR, bizlerin Allah’ın ateşinden korkarak ibadet edersek, efendisinin korkusundan ona itaat eden hizmetçi gibi oluruz. Yine cennet muhabbeti ile de kulluk etmemiz kendisine bir şeyler verildiğinde efendisine hizmet eden hizmetçi gibi oluruz. Biz ancak Yüce Rabbimiz’i sevdiğimiz ve O’na kavuşmak istediğimiz için ibadet ederiz. Urve b. Zübeyir rh. a. in bir hastalık sebebiyle bir dizinden aşağısı kesildi.
Buna karşılık o:” Benden ayağımın birisini alan Allah’a hamd olsun. Ya Rabbi, sen birisini aldıysan, diğerini bıraktın. Bir bela verdi isen, afiyet de verdin.” dedi ve o geceki Kuran okuma virdini, gece ibadetini ve terk etmedi. Yine Hz. İsa a.s. bir adama uğradı. Adam, gözleri kör, iki tarafı felçli, kötürüm bir halde yatıyordu. Bütün bu dertler içinde adam söyle diyordu:
- İnsanların çoğunu düşürdüğü hastalıktan beni kurtaran Allaha hamd olsun. Hz. İsa a.s. sordu: - Allah seni hangi hastalıktan kurtardı ki, şükrediyorsun? Adam su cevabi verdi:
- Ben, Allah’ın kalbime koyduğu marifet (Onu tanıma) nuru sebebiyle, kalbine koymadığı kimselerden daha iyi haldeyim.Hz. Isa a.s. doğru söylediğini belirtti, adamın elini tuttu, dua etti, o da şifa buldu.Bundan sonra bu adam Hz. İsa a.s in yakın arkadaşı oldu.
Rasulullah s.a.v. Efendimiz, cennetin sıkıntılarla, cehennemin ise nefsin hoşuna gidecek şeylerle sarıldığını haber vermiştir. (Tirmizî,)
Kısaca imtihanın merkezi kalptir, kalpte aranan samimiyettir. Gayemiz iç ve dışımızla Allaha yönelmektir. Bunun için bir ayette: “Kötülükleri terk edip hakka dönmeleri için biz onları iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik (Araf, 168).” buyurulmustur . Sonuç olarak Müslümanlar dünya hayatının bir imtihandan ibaret olduğu bilincine varıp hayatlarını ona göre düzenlemelidir.Çünkü şu uzun gibi görünen altmış yetmiş yıllık hayat ahiret hayatının yanında bir gün ya da bir günün yarısı gibidir.
BU BİR SIRDIR.