MERHABA DOSTLAR...
CANLAR; KUR’AN’IN ÖZLEDİĞİ TOPLUM KURAN-I KERİM’İN ÖZLEDİĞİ VE ÖNERDİĞİ TOPLUM, BENCİL BİR TOPLUM DEĞİLDİR. PAYLAŞAN VE FEDAKAR BİR TOPLUMDUR.
SERVETTE, MALDA, CANDA BİR EMANETTİR. ALLAH’IN VE KULUN HAKKI VERİLMELİDİR.
DOSTLARIM;
İNFAK'IN HİKMETİ, KUR'AN-I KERİM'DE OTUZDAN FAZLA AYETTE İNFAKTAN BAHSEDİLİR.
“İMAN EDEN KULLARIMA SÖYLE ‘NAMAZLARINI DOSDOĞRU KILSINLAR, KENDİSİNDE ALIŞVERİŞ VE DOSTLUĞUN OLMADIĞI BİR GÜN GELMEDEN ÖNCE, KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKLARDAN GİZLİ-AÇIK HARCASINLAR.’ ” (İBRAHİM:31)
VERMEK, KUR’AN EMRİDİR
KUR'AN-I KERİM,İMANDAN SONRA NAMAZ VE İNFAK ÜZERİNDE DURUR:
“MUTTAKİLER,ĞAYBE İNANIRLAR, NAMAZI DOSDOĞRU KILARLAR VE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN İNFAK EDERLER/ VERİRLER, HARCARLAR.” (BAKARA:3)
TOPLUMSAL FARZLAR; TOPLUMA KARŞI OLAN SORUMLULUĞUMUZ, ALLAH’A KARŞI OLAN SORUMLULUĞUMUZDAN FARKLI DEGİLDİR. İNFAK, TOPLUMA KARŞI YERİNE GETİRMEMİZ GEREKEN BİR SORUMLULUKTUR VE FARZDIR.
MALIN PEŞİNE TAKILMAK;
MALINI VERMEYEN,MALININ KÖLESİDİR. ÇÜNKÜ MAL, İNSANIN SAHİP OLDUĞUDUR. EĞER VERMİYORSA MAL ONA SAHİP OLUR. ASLOLAN, MALIN PEŞİNE TAKILMAK DEĞİLDİR; MALI PEŞİNE TAKABİLMEKTİR. ONUN İÇİN DERLER Kİ, “DÜNYANIN PEŞİNE TAKILMA, DÜNYAYI PEŞİNE TAK.”
EVET DOSTLAR.
İNFAK İÇİN ZENGİN OLMAK GEREKMEZ
“MUTTAKİLER, BOLLUKTA DA DARLIKTA DA ALLAH İÇİN VERİRLER.” (ÂL-İ İMRAN:134)
YAPILAN İNFAKIN, AZLIĞI-ÇOKLUĞU DEĞİL, KİM İÇİN YAPILDIĞI ÖNEMLİDİR.
RASÛLULLAH “YARIM HURMA İLE DE OLSA, KENDİNİZİ ATEŞTEN KORUYUN” DİYE BUYURUR.
VERMENİN HANGİSİ DAHA HAYIRLIDIR?
RASULULLAH’A “HANGİ İNFAK DAHA HAYIRLIDIR?” DİYE SORULDUĞUNDA ŞÖYLE CEVAP VERMİŞTİR: “SAĞLIĞIN YERİNDE VE MALA DÜŞKÜN OLDUĞUN, ZENGİN OLMAYI İSTEYİP DE FAKİRLİKTEN KORKMAKTA BULUNDUĞUN ZAMAN VERDİĞİNDİR.” (BUHARİ,ZEKAT,11)
İNFAKIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL;
AÇLIK KORKUSUDUR. AÇLIK KORKUSU DA ŞEYTAN FISILTISIDIR:
“ŞEYTAN SİZİ FAKİRLİKLE KORKUTUR VE SİZİN CİMRİ OLMANIZI EMREDER.” (BAKARA:268)
AÇ OLAN, BİR EKMEKLE DOYAR. AÇLIK KORKUSU ÇEKEN BİR FIRIN EKMEKLE DOYMAZ.ÖNCE BU KORKUYU YENMEK GEREKİR.
HALBUKİ İNFAK KAZANDIRIR
“SİZ NE İNFAK EDERSENİZ, ALLAH ONUN YERİNE BAŞKASINI VERİR.” (SEBE:39)
VERMEYENLERİN, AHİRET MANZARALARI
“ALTIN VE GÜMÜŞÜ YIĞIP DA ONLARI ALLAH YOLUNDA HARCAMAYANLARA HEMEN ACIKLI BİR AZABI MÜJDELE. BU PARALAR CEHENNEM ATEŞİNDE KIZDIRILIP BUNLARLA ONLARIN ALINLARI, YANLARI VE SIRTLARI DAĞLANACAĞI GÜN ONLARA DENİLİR Kİ, İŞTE BU, KENDİNİZ İÇİN BİRİKTİRDİĞİNİZ SERVETTİR. ARTIK YIĞMAKTA OLDUĞUNUZ ŞEYLERİN AZABINI TADIN.”(TEVBE:34-35)
EBÛ ZER HADİSİ
RASÛLULLAH, “YÂ EBA ZER!” DEDİ.BEN DE “LEBBEYK YA RASÛLALLAH!” DEDİM. “HİÇ ŞÜPHE YOK Kİ, MALI ÇOK OLANLAR KIYAMET GÜNÜ SEVABI AZ OLANLARDIR. YALNIZ ŞÖYLE ŞÖYLE YAPANLAR MÜSTESNA” BUYURDU VE ELİYLE DAĞITMA İŞARETİ YAPTI. (MÜSLİM,ZEKAT,H.NO:32)
MAL HIRSI, CİMRİLEŞTİRİR;
”MAL HIRSI, DEMİR ZIRH GİBİDİR. CÖMERTLİK YAPTIKÇA ÜZERİNDEKİ SIKICI ZIRH GEVŞER.YANİ MAL HIRSININ VERDİĞİ GÖNÜL RAHATSIZLIĞINDAN KURTULUR, FERAHLAR. AYNI ZAMANDA BAŞKALARININ ISTIRAPLARINI HAFİFLETMİŞ OLACAĞINDAN DOLAYI VİCDAN HUZURU DUYAR. BUNA KARŞILIK, CİMRİ İNSANDAKİ MAL HIRSI, KENDİSİNİ GİTTİKÇE DARALAN BİR ZIRH GİBİ HUZURSUZ EDER. İNSANLARIN ISTIRAPLARINI GÖRMEKTEN DOLAYI RUHEN RAHATSIZ OLMASINA RAĞMEN, CİMRİLİK YÜZÜNDEN VİCDANINI RAHATLATACAK OLUMLU FAALİYETLER GÖSTEREMEZ. BÖYLECE CİMRİLİK HUYU, KENDİSİNİNİ TAM BİR BASKI ALTINA ALIR.” (BUHARİ,ZEKAT,29)
CANLAR;
CİMRİ, HER ŞEYDEN UZAKTIR. "CÖMERT, ALLAH'A YAKIN, İNSANLARA YAKIN, CENNETE YAKINDIR. CEHENNEMDEN İSE UZAKTIR. CİMRİ İSE, ALLAH 'TAN UZAK, İNSANLARDAN UZAK, CENNETTEN UZAKTIR. CEHENNEME İSE YAKINDIR. CÖMERT OLAN CAHİL, ALLAH 'A CİMRİ ABİDDEN DAHA SEVİMLİDİR. "
HZ.ALİ: “CİMRİYE ACIRIM. FAKİR GİBİ YAŞAR, ZENGİN GİBİ HESAP VERİR” DEMİŞTİR.
ANCAK CÖMERT VEREBİLİR
''CÖMERTLİK, DALLARI DÜNYAYA SARKMIŞ CENNET AĞAÇLARINDAN BİR AĞAÇTIR. KİM O DALLARDAN BİRİNE YAPIŞIRSA, O DAL ONU CENNETE GÖTÜRÜR. CİMRİLİK DE, DALLARI DÜNYAYA SARKMIŞ CEHENNEM AĞAÇLARINDAN BİR AĞAÇTIR. KİM O DALLARDANN BİRİNE YAPIŞIRSA, O DAL ONU CEHENNEME GÖTÜRÜR. " (Münavi, Feyzu’l-Kadir, 4/138 (4803))
BİR GÜL VER,BİR GÜL BAHÇESİ AL;
“ALLAH MÜMİNLERDEN CANLARINI VE MALLARINI CENNET KARŞILIĞINDA SATIN ALIR.” (TEVBE:111) ÂYETİ GEREĞİNCE MALINDAN VE NEFSİNDEN FEDAKARLIK EDEN KİMSE, RABBİMİZİN VAADİ İLE CENNETİ BULACAKTIR. İŞTE BU ALIŞVERİŞTİR Kİ BİR GÜL VERİP, BİR GÜL BAHÇESİ ALMAK GİBİDİR
ASIL TEHLİKE: İÇİMİZDEKİ YOKSULLUK
YOKSULLUK, ‘YOK’U VE ‘YOKLUK’U İFADE EDER. YOKSULLUK SADECE İNSANIN MADDİ NESNE YA DA ARAÇLARDAN YOKSUN OLMASI ANLAMINA GELMEMEKTEDİR. İÇ DÜNYASI İHMAL EDİLDİĞİNDE İNSAN DOYMAZ, İÇİNDEKİ YOKSULLUK TÜKENMEZ, ALLAH RASÛLÜ’NÜN İFADESİYLE “BİR VADİ DOLU ALTINI OLSA, İKİNCİSİNİ, İKİNCİSİ OLSA ÜÇÜNCÜSÜNÜ İSTER”
AÇGÖZLÜLÜK; ”İÇ” FAKİRLİKTİR
“AÇGÖZLÜLÜKTEN SAKIN. ÇÜNKÜ AÇGÖZLÜLÜK PEŞİN BİR FAKİRLİKTİR.” (Münziri, Et-Terğib ve’t-Terhib, 1/590)
“ŞU MAL CAZİPTİR, TATLIDIR. KİM ONU HAK EDEREK ALIRSA KENDİSİ İÇİN BEREKETLİ KILINIR. KİM DE ONU AÇGÖZLÜLÜKLE ELDE EDERSE BEREKETİNİ GÖRMEZ. BU KİŞİ YEYİP DE DOYMAYAN KİŞİYE BENZER. VEREN EL, ALAN ELDEN ÜSTÜNDÜR.” (Buhari, Humus 19, Cihad 37)
MANEVİ ZENGİNLİK NEDİR?
MANEVİ ZENGİNLİK; İNSAN OLDUĞUNUN FARKINA VARMA, İÇİMİZDEKİ GÜZELLİKLERİ PAYLAŞMA, YARADAN’I İLE İRTİBATINI GÜZELLEŞTİRME, ALLAH’A MUHTAÇ OLDUĞUNU UNUTMAMADIR. ZİRA; “EY İNSANLAR! SİZ ALLAH’A MUHTAÇSINIZ, ALLAH İSE ZENGİN VE ÖVGÜYE LAYIK OLAN O’DUR!” (35 FATIR, 15).
ALLAH RASÜLÜ “GERÇEK ZENGİNLİK MAL ÇOKLUĞU DEĞİL, GÖNÜL TOKLUĞUDUR” (Buhari;Rikak 15. Müslim, Zekat 130) SIRRIN SIRLARI.
ZENGİNLİK,KALPTE OLUR
HZ. PEYGAMBER (S.A.V.) İLE EBU ZER (R.A.) ARASINDA GEÇEN ŞU DİYALOG ASIL ZENGİNLİĞİ ORTAYA KOYMAKTADIR:
- EY EBU ZER! MALIN ÇOKLUĞUNA SEN ZENGİNLİK Mİ DİYORSUN?
- EVET, DEDİ.
- MALIN AZLIĞINA FAKİRLİK Mİ DİYORSUN?
- EVET.
HZ. PEYGAMBER BUNU ÜÇ KERE SÖYLEDİ. SONRA ŞÖYLE BUYURDU:
- ZENGİNLİK KALPTE OLUR, FAKİRLİK DE KALPTE OLUR. KALBİNDE ZENGİN OLAN KİMSEYİ DÜNYADAKİ MAL ZENGİN ETMEZ, ANCAK KENDİNİ CÖMERT YAPAR. (Heysemi,Mecmauz-Zevaid,10/237)
BİR Mİ BÜYÜK, YÜZ BİN Mİ?
EBU HUREYRE (R.A.) ANLATIR: RASÛLULLAH (S.A.V.) ŞÖYLE BUYURDU:
-YERİNE GÖRE BİR DİRHEMİN DEĞERİ, YÜZ BİN DİRHEMİN DEĞERİNİ GEÇER. BUNUN ÜZERİNE:
-NASIL OLUR YA RASÛLULLAH! DEDİLER. RASÛLULLAH (S.A.V.):
-İKİ DİRHEMİ OLUP DA BUNUN BİRİNİ TASADDUK EDEN BİR ADAMI DÜŞÜNÜN, BİR DE BOL SERVETİ OLUP DA ONUN BİR UCUNDAN YÜZ BİN DİRHEMİNİ TASADDUK EDEN BİRİNİ DÜŞÜNÜN” BUYURDU. (Nesai, Zekat 49)
SIDAŞLARIM;
HADİSTEN ANLAŞILDIĞINA GÖRE SADAKANIN DEĞERİ, ÇOKLUĞUNA VEYA AZLIĞINA GÖRE DEĞİL, VERENİN DURUMUNA GÖRE DEĞİŞİR. İKİ DİRHEMİ OLAN, BİRİNİ VERDİĞİ TAKDİRDE, MALIN YARISINI VE EN İYİSİNİ VERMİŞ OLUR, MÜKAFATI DA TABİ BUNA GÖREDİR.
ZAYIFIN DUASI
SA’D, PEYGAMBER (S.A.V.)’İN ASHABININ FAKİRLERİNE KARŞI KENDİSİNDE BİR ÜSTÜNLÜK GÖRÜYORDU. BUNUN ÜZERİNE PEYGAMBER (S.A.V.) ŞÖYLE BUYURDU: “ALLAH BU ÜMMETE, ZAYIFLARIN, GÜÇSÜZLERİN DUALARI, NAMAZLARI VE İHLASLARI SEBEBİYLE YARDIM EDER.” (Buhari, Cihad 76. Nesai, Cihad 43)
“Bana zayıf, fakir getirin, onu memnun edeyim. Zira siz, zayıflarınız vasıtasıyla rızıklanırsınız ve yardım görürsünüz.” (Nesai, Cihad 43, (3165).
SÖZÜN ÖZÜ CANLAR;
BAŞKASINI SEVİNDİREREK SEVİNME, PAYLAŞMA AHLAKININ GEREĞİDİR. VERME MUTLULUĞUNU ANCAK MANEVİ AÇIDAN ZENGİN OLANLAR TADABİLİR. VERMEK AZALTMAZ, ARTIRIR; VERMEK TÜKETMEZ, ÇOĞALTIR. HAYIR VE İYİLİK YAPMAK, İMAN-AMEL BÜTÜNLÜĞÜNÜN GÖSTERGESİDİR.
BU BİR SIRDIR...
4 Aralık 2007 Salı
İSLAM IŞIĞINDA HOŞGÖRÜ /SIR
MERHABA CAN DOSTLAR.
Peygamberlerin Allah (c.c.) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlâkî prensipler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahlâkî ilkeler arasında da hoşgörünün ayrı bir yeri vardır. Hz. Peygamber'in getirdiği dine İslâm isminin verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu göstermektedir. Nitekim İslâm kelimesinin çeşitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaşma gibi anlamları da bulmak mümkündür.
İslâm dini gerçek anlamda bir af, hoşgörü ve tolerans dinidir.
Kur' an-ı Kerim' de ki konuyla ilgili âyetlerden bir kaçına göz atacak olursak bu gerçeği görebiliriz:
“O takva sahipleri ki bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” [Ali İmran_134]
”..İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir.” [Maide_2]
”Mü'minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” [Hucurat_10]
”Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Teğabün_24]
DOSTLAR Dinde Hoşgörülü olmanın şartları şunlardır;
1- Nefis muhasebesi yapmak:
“Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.” [Necm, 4]
2- İnsanların kusurlarını örtmek:
Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.” (Müslim, Birr, 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 145)
3- Öfkeyi yenmek:
“ O takva sahipleridir ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.” [Al-i İmran, 134]
“Güçlü, kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.” (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107, 108)
4- Affedici olmak:
“(Ey Nebi!) Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.” [ A'raf,199]
5- Beddua edici olmamak:
Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Rahmet olarak gönderildim.” (Müslüm, Birr, 87)
6- Sû-i zan etmemek:
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” [Hucurat, 12]
7- Kibir ve gururdan sakınmak:
“İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” [31 Lokman, 18]
Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” [Müslim, Birr, 32]
8- İnsanlarla alay etmemek:
“Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay edilenler) kendilerinden daha iyidirler.” [Hucurat, 11]
9- Sabırlı olmak:
Kur'an-ı Kerim'de yetmişten fazla âyette sabırdan bahsedilir.
“Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 46]
Hz. Peygamber de: “Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.” buyurmuştur. (Buhârî, Zekat, 50)
Aile hayatında hoşgörü hanımlara karşı iyi davranmak, çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşmak ve anne-babanın hukukuna riâyet etmekle sağlanır. Bu konularda Hz. Peygamber model ve örnek şahsiyettir. O'nun eşlerine nasıl merhametle, iyilikle, sabırla, sevgiyle yaklaştığı bilinen bir husustur. Çocukları ve torunlarına karşı bir merhamet abidesi olan Hz. Peygamber sürekli olarak onlarla ilgilenmiş, sevgiyle ve yumuşaklıkla davranmıştır. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin'in kendisi namazda bulunduğu sırada kendi omuzlarına binmesine rıza göstermiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
SIRDAŞLAR; İslâmiyet'te din ve inanç konusunda zorlama yoktur. Birisinin inancını değiştirmek zorla değil, ancak onu ikna yoluyla ve kişinin kendi rızasıyla mümkündür. İnanç hürriyeti, insanın en başta gelen haklarından birisidir. Din insanlara korku ve zulümle iletilseydi, inancın hiçbir anlamı kalmazdı. İnsanların hayatlarını yönlendirmeleri hür iradeleriyle kendilerine bırakılmıştır. Yaptıkları işlerden Allah'a hesap verecekleri için insanlara seçme hürriyeti verilmiştir. Aksi takdirde bu hususta insanlara zorlama yapılsaydı adaletsizlik yapılmış olurdu.
Hz. Peygamber hicretten sonra, Medine şehrinin önemli unsurlarından olan ve kendisinin Medine'ye gelişinden pek memnun olmadıkları anlaşılan Yahudilere karşı olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla anlaşma arzusu içinde olduğunu hissettirmiştir. Nitekim onları, aralarında ortak olan bir kelimeye davet etmiş, namazlarında onların kıblesi olan Beytü'l-Makdis'e yönelmiş; Müslümanların, Yahudiler tarafından kesilen hayvanları yemelerine ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin vermiştir. Yahudileri İslâm dinine ısındırmak için önünden geçen Yahudi cenazesine saygı gösterip, ayağa kalkmış ve bunu Ashâbına tavsiye etmiştir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin girmesini yasakladığı mescide, Ehl-i kitab olan Yahudilerin girmesine izin vermiştir. Hz. Peygamber'in Yahudilere karşı izlediği olumlu tavırlar sonucu az sayıda da olsa bazı Yahudilerin Müslüman olduğunu bilmekteyiz. Abdullah b. Selâm, Sa'lebe b. Sa'ye, Esîd b. Sa'ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık, Meymûn b. Yâmin gibi Yahudiler İslâm'ı kabul etmişlerdir. Yahudiler bu anayasa ile Hz. Peygamber'i devlet başkanı olarak kabul etmişlerdi.
Allah'ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet, yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmek İslâm'ın esaslarından birisidir. Hz. Peygamber tüm münasebetlerinde akılcı ve ölçülü olmayı, düşmanlık yerine dostluk ve sevgi bağlarının kurulmasını, öfke, hiddet, intikam veya öç yerine hilmi (huy, tabiat yumuşaklığı); kötülük yerine de ihsanı ön plana çıkarmıştır. Tüm dinlerin temelinde iyiliğin bulunduğunu tespit ederek geçmiş Peygamberlere ve bunların kutsal kitaplarına saygı göstermiştir.
Hz. Peygamber, tüm insanlara hüsnü muamele etmek gerektiğini ifade etmiş ve kendisi de bizzat uygulamalarıyla örnek olmuştur. Bu hususta onun temel dayanağı Kur'an-ı Kerimdir:
”Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi.” [Ali imra.159]
“Mü'min kullarıma söyle, (daima) güzel sözler söylesinler.” [İsra 53]
“Allah'tan başkasını (Tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Zira onlar da haddi aşarak Allah'a söverler.” [Nisa.148]
Bir gün Rasûlullah, Ashâbıyla Mescitte otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp Mescid'in bir köşesine işemeye başladı. Ashâb-ı Kirâm öfkeyle bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasülullah, derhal Ashâbına müdahale ederek: “Bırakın adamı, görsün işini!” buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının Mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattı. Mescidlerde Allah'ın zikredildiğini, namaz kılındığını, Kur'an okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti.
SIRDAŞLAR; Hz. Peygamber'in hoşgörü göstermediği hususlar:
1-Hz. Peygamber İslâm tebliğini engelleyenlere, İslâm devletine açıktan düşmanlık yapanlara mâni olmuş, İslâm dinine açıktan düşmanlıklarını şiirleriyle söyleyen ve müşrikleri Müslümanlara karşı kışkırtanlara hoşgörülü olmamıştır. Yahudi şairi Ka'b b. el-Eşref olayı bunun en güzel örneğidir.
2-Suçu sabit olan kimsenin affını isteyenleri reddetmiş, bu konuda hoşgörülü davranmamıştır. Hz. Peygamber: Allah'a yemin olsun ki, hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun elini keserdim buyurarak bu konudaki hassasiyetini göstermiştir.
3-Kavmiyetçilik ve asabiyeti yasaklamış, bu hususta müsamahalı olmamıştır.
4-Kul hakkı konusunda son derece titiz davranmış, kul hakkına tecavüzü yasaklamıştır.
5-Kötülüklere engel olma, açıktan haram işlenmesi vb. noktalarda müsamahalı olmamıştır.
Hz. Peygamber'in hayatı boyunca insanlığa karşı davranışlarındaki en temel düşüncelerden birisi hoşgörü olmuştur.
“O, Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” [Nahl.125] âyeti ışığında insanlara hoşgörülü yaklaşarak dini tebliğ etmiştir. Bu da'vete karşı insanların sert, katı ve kaba olmaları O'nu bu ilkeden vazgeçirmemiştir. Taif seferi sırasında Hz. Peygamber'e karşı yapılan çirkin saldırı karşısında O'nun affedici tutumu ve bu kavmin helakine değil de ıslahına dua etmesi güzel bir örnektir.
Hz. Peygamber'in hoşgörü anlayışı ve İslâm tarihindeki hoşgörü uygulamalarından modern dünyanın alacağı dersler ve ibretler vardır. Müslümanları herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsini bağnaz, savaşçı ve müsamahasız olarak niteleyenlerin Hz. Peygamber'in hayatını, faaliyetlerini ve İslâm tarihini iyi öğrenmeleri ve yorumlamaları gerekmektedir.
YOKSA BAŞKALARININ PENCERESİNDEN DİNİ VE PEYGAMBERİ ANLAMIŞ OLURUZ. BU BİR SIRDIR…
Peygamberlerin Allah (c.c.) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlâkî prensipler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahlâkî ilkeler arasında da hoşgörünün ayrı bir yeri vardır. Hz. Peygamber'in getirdiği dine İslâm isminin verilmesi, diğer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu göstermektedir. Nitekim İslâm kelimesinin çeşitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaşma gibi anlamları da bulmak mümkündür.
İslâm dini gerçek anlamda bir af, hoşgörü ve tolerans dinidir.
Kur' an-ı Kerim' de ki konuyla ilgili âyetlerden bir kaçına göz atacak olursak bu gerçeği görebiliriz:
“O takva sahipleri ki bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” [Ali İmran_134]
”..İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir.” [Maide_2]
”Mü'minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” [Hucurat_10]
”Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” [Teğabün_24]
DOSTLAR Dinde Hoşgörülü olmanın şartları şunlardır;
1- Nefis muhasebesi yapmak:
“Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.” [Necm, 4]
2- İnsanların kusurlarını örtmek:
Hz. Peygamber (sav) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.” (Müslim, Birr, 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 145)
3- Öfkeyi yenmek:
“ O takva sahipleridir ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.” [Al-i İmran, 134]
“Güçlü, kimse güreşte rakibini yenen değildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.” (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107, 108)
4- Affedici olmak:
“(Ey Nebi!) Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillere aldırış etme.” [ A'raf,199]
5- Beddua edici olmamak:
Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Rahmet olarak gönderildim.” (Müslüm, Birr, 87)
6- Sû-i zan etmemek:
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” [Hucurat, 12]
7- Kibir ve gururdan sakınmak:
“İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” [31 Lokman, 18]
Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” [Müslim, Birr, 32]
8- İnsanlarla alay etmemek:
“Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay edilenler) kendilerinden daha iyidirler.” [Hucurat, 11]
9- Sabırlı olmak:
Kur'an-ı Kerim'de yetmişten fazla âyette sabırdan bahsedilir.
“Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 46]
Hz. Peygamber de: “Hiç kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.” buyurmuştur. (Buhârî, Zekat, 50)
Aile hayatında hoşgörü hanımlara karşı iyi davranmak, çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşmak ve anne-babanın hukukuna riâyet etmekle sağlanır. Bu konularda Hz. Peygamber model ve örnek şahsiyettir. O'nun eşlerine nasıl merhametle, iyilikle, sabırla, sevgiyle yaklaştığı bilinen bir husustur. Çocukları ve torunlarına karşı bir merhamet abidesi olan Hz. Peygamber sürekli olarak onlarla ilgilenmiş, sevgiyle ve yumuşaklıkla davranmıştır. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin'in kendisi namazda bulunduğu sırada kendi omuzlarına binmesine rıza göstermiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
SIRDAŞLAR; İslâmiyet'te din ve inanç konusunda zorlama yoktur. Birisinin inancını değiştirmek zorla değil, ancak onu ikna yoluyla ve kişinin kendi rızasıyla mümkündür. İnanç hürriyeti, insanın en başta gelen haklarından birisidir. Din insanlara korku ve zulümle iletilseydi, inancın hiçbir anlamı kalmazdı. İnsanların hayatlarını yönlendirmeleri hür iradeleriyle kendilerine bırakılmıştır. Yaptıkları işlerden Allah'a hesap verecekleri için insanlara seçme hürriyeti verilmiştir. Aksi takdirde bu hususta insanlara zorlama yapılsaydı adaletsizlik yapılmış olurdu.
Hz. Peygamber hicretten sonra, Medine şehrinin önemli unsurlarından olan ve kendisinin Medine'ye gelişinden pek memnun olmadıkları anlaşılan Yahudilere karşı olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla anlaşma arzusu içinde olduğunu hissettirmiştir. Nitekim onları, aralarında ortak olan bir kelimeye davet etmiş, namazlarında onların kıblesi olan Beytü'l-Makdis'e yönelmiş; Müslümanların, Yahudiler tarafından kesilen hayvanları yemelerine ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin vermiştir. Yahudileri İslâm dinine ısındırmak için önünden geçen Yahudi cenazesine saygı gösterip, ayağa kalkmış ve bunu Ashâbına tavsiye etmiştir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin girmesini yasakladığı mescide, Ehl-i kitab olan Yahudilerin girmesine izin vermiştir. Hz. Peygamber'in Yahudilere karşı izlediği olumlu tavırlar sonucu az sayıda da olsa bazı Yahudilerin Müslüman olduğunu bilmekteyiz. Abdullah b. Selâm, Sa'lebe b. Sa'ye, Esîd b. Sa'ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık, Meymûn b. Yâmin gibi Yahudiler İslâm'ı kabul etmişlerdir. Yahudiler bu anayasa ile Hz. Peygamber'i devlet başkanı olarak kabul etmişlerdi.
Allah'ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet, yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmek İslâm'ın esaslarından birisidir. Hz. Peygamber tüm münasebetlerinde akılcı ve ölçülü olmayı, düşmanlık yerine dostluk ve sevgi bağlarının kurulmasını, öfke, hiddet, intikam veya öç yerine hilmi (huy, tabiat yumuşaklığı); kötülük yerine de ihsanı ön plana çıkarmıştır. Tüm dinlerin temelinde iyiliğin bulunduğunu tespit ederek geçmiş Peygamberlere ve bunların kutsal kitaplarına saygı göstermiştir.
Hz. Peygamber, tüm insanlara hüsnü muamele etmek gerektiğini ifade etmiş ve kendisi de bizzat uygulamalarıyla örnek olmuştur. Bu hususta onun temel dayanağı Kur'an-ı Kerimdir:
”Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi.” [Ali imra.159]
“Mü'min kullarıma söyle, (daima) güzel sözler söylesinler.” [İsra 53]
“Allah'tan başkasını (Tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Zira onlar da haddi aşarak Allah'a söverler.” [Nisa.148]
Bir gün Rasûlullah, Ashâbıyla Mescitte otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp Mescid'in bir köşesine işemeye başladı. Ashâb-ı Kirâm öfkeyle bağrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasülullah, derhal Ashâbına müdahale ederek: “Bırakın adamı, görsün işini!” buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının Mescid olduğunu, pisletmenin, kirletmenin doğru olmayacağını anlattı. Mescidlerde Allah'ın zikredildiğini, namaz kılındığını, Kur'an okunduğunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti.
SIRDAŞLAR; Hz. Peygamber'in hoşgörü göstermediği hususlar:
1-Hz. Peygamber İslâm tebliğini engelleyenlere, İslâm devletine açıktan düşmanlık yapanlara mâni olmuş, İslâm dinine açıktan düşmanlıklarını şiirleriyle söyleyen ve müşrikleri Müslümanlara karşı kışkırtanlara hoşgörülü olmamıştır. Yahudi şairi Ka'b b. el-Eşref olayı bunun en güzel örneğidir.
2-Suçu sabit olan kimsenin affını isteyenleri reddetmiş, bu konuda hoşgörülü davranmamıştır. Hz. Peygamber: Allah'a yemin olsun ki, hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun elini keserdim buyurarak bu konudaki hassasiyetini göstermiştir.
3-Kavmiyetçilik ve asabiyeti yasaklamış, bu hususta müsamahalı olmamıştır.
4-Kul hakkı konusunda son derece titiz davranmış, kul hakkına tecavüzü yasaklamıştır.
5-Kötülüklere engel olma, açıktan haram işlenmesi vb. noktalarda müsamahalı olmamıştır.
Hz. Peygamber'in hayatı boyunca insanlığa karşı davranışlarındaki en temel düşüncelerden birisi hoşgörü olmuştur.
“O, Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” [Nahl.125] âyeti ışığında insanlara hoşgörülü yaklaşarak dini tebliğ etmiştir. Bu da'vete karşı insanların sert, katı ve kaba olmaları O'nu bu ilkeden vazgeçirmemiştir. Taif seferi sırasında Hz. Peygamber'e karşı yapılan çirkin saldırı karşısında O'nun affedici tutumu ve bu kavmin helakine değil de ıslahına dua etmesi güzel bir örnektir.
Hz. Peygamber'in hoşgörü anlayışı ve İslâm tarihindeki hoşgörü uygulamalarından modern dünyanın alacağı dersler ve ibretler vardır. Müslümanları herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsini bağnaz, savaşçı ve müsamahasız olarak niteleyenlerin Hz. Peygamber'in hayatını, faaliyetlerini ve İslâm tarihini iyi öğrenmeleri ve yorumlamaları gerekmektedir.
YOKSA BAŞKALARININ PENCERESİNDEN DİNİ VE PEYGAMBERİ ANLAMIŞ OLURUZ. BU BİR SIRDIR…
1 Aralık 2007 Cumartesi
NEZAKET, ZERAFET, LETAFET

MERHABA DOSTLAR
Bu hafta mektubum üslup konusunda olacak. Önce şu üç başlığı anlayalım; NEZAKET, ZERAFET, LETAFET
NEZİH İNSANLAR SEVİLİR. İNSANI OLGUNLAŞTIRAN, YÜCELTEN KEMAL SIFATLARINDAN BİRİ DE YUMUŞAK HUYLU, İNCE RUHLU VE NAZİK OLMAKTIR. BU MEZİYETİN SAHİPLERİ, YANİ HALİM-SELİM İNSANLAR, DAİMA HÜRMETE VE SEVGİYE LAYIK OLURLAR. HİLİM OLARAK BİLİNEN BU SIFAT HEMEN HERKES TARAFINDAN SEVİLİR VE TAKDİR EDİLİR.
ALLAH, HALİMDİR CENAB-I HAKK’IN BİR İSMİ DE “HALİM” DİR. KUR’AN-I KERİM’DE MÜ’MİNLERE KARŞI ALLAH’IN ĞAFÛR VE HALİM OLDUĞU BEYAN BUYRULUR VE BU İKİ İSİM BİR ARADA ZİKREDİLİR. “ONLARA HALİM İSMİYLE MUAMELE EDER.” YANİ, CENAB-I HAK, GAFUR İSMİYLE MÜ’MİNLERİN GÜNAHLARINI AFFETTİĞİ GİBİ HALİM İSMİ İLE DE ONLARI HEMEN CEZALANDIRMAZ, ONLARA MÜHLET TANIR, MÜSAMAHA GÖSTERİR. KUSUR VE GÜNAHLARINDAN DOLAYI MÜ’MİNLERİN AZIKLARINI KESMEZ.
RASÛLULLAH, YUMUŞAK HUYLU VE NÂZİK İDİ.
“Sen Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandım Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar etrafından herhalde dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran: 159)
DÂVA ADAMI, HİLİM SAHİBİDİR. KIRICI, KABA VE KATI İNSANLAR NE KADAR YÜKSEK BİR HAKİKAT VE ÖNEMLİ BİR DAVA SAHİBİ DE OLSALAR, İNSANLARA DAVALARINI KOLAY KOLAY KABUL ETTİREMEZLER. ONUN İÇİN HİLM SAHİBİ OLUNMALIDIR. RIFK; NEZAKET, HALİM-SELİM İNCE VE HASSAS DUYGULU OLMAKTIR, ZIDDI, KABALIKTIR.
NEZAKET, ÇOCUKLUKTA BAŞLAR. AİLELERDE VE OKULLARDA ÇOCUKLARIN NEZAKETLİ VE SAYGILI OLMALARINA BÜYÜK ÖNEM VERİLMELİDİR. DAHA KÜÇÜKKEN AİLESİNDE VE ARKADAŞLARI ARASINDA KABA SÖZLERE, KÜFÜRLERE ALIŞAN ÇOCUKLAR BÜYÜDÜKLERİNDE BU ALIŞKANLIĞI DEVAM ETTİRİRLER.
DOĞUŞTAN GELEN SERTLİK DEĞİŞTİRİLEBİLİR.
“BEN NE YAPAYIM, SUYUM SERT. DOĞUŞTAN SERT TABİATLI YARATILMIŞIM” DEMEK KİŞİYİ HAKLI ÇIKARMAZ. HZ. ÖMER DE DOĞUŞTAN SERT MİZAÇLI İDİ. AMA İSLAM’A GİRMESİYLE BİRLİKTE BU MİZACINI YALNIZ DİN DÜŞMANI MÜŞRİK VE MÜNAFIKLARA KARŞI KULLANMIŞ, MÜSLÜMANLARA KARŞI İSE ÇOK ŞEFKATLİ DAVRANMIŞTIR. NEZİH İNSAN, KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE SAVAR.
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla önle. O zaman görürsün ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir dost oluvermiştir. Bu haslete ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan büyük pay sahibi olan kimse kavuşturulur. (Fussilet 34-35)
NEZAKET GÜZELLEŞTİRİR,
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“RIFK (NEZAKET), BİR ŞEYE GİRDİ Mİ ONU MUTLAKA TEZYİN EDER (SÜSLER) GÜZELLEŞTİRİR, BİR ŞEYDEN DE ÇIKARILDI MI ONU MUTLAKA KUSURLU KILAR.” (Müslim, Birr, 78; Ebu Davud, Cihad, l)
HAYVANLARA BİLE KİBAR OLMAK GEREKİR.
HZ. AİŞE ANLATIR: “KENDİSİNDE DİKBAŞLILIK, AKSİLİK BULUNAN BİR DEVEYE BİNDİM. DEVE HIRÇINLIK ETMEYE BAŞLAYINCA, BEN DE İLERİ GERİ SÜRMEYE BAŞLADIM. BUNUN ÜZERİNE RASÜLULLAH (S.A.V): ‘RIFKLA, TATLILIKLA DAVRAN!’ DİYE MÜDAHALE ETTİ.” (Müslim, Birr, 75)
GÖSTERMELİK KİBARLIK OLMAZ
SIRF GÖRENLER KİBAR VE NAZİK DESİNLER DİYE KİBARLIK GÖSTERİLMEZ. GÖRGÜLÜ VE TECRÜBELİ BİR KİMSE, BU GÖSTERMELİK KİBARLIĞI DERHAL FARKEDER.
GÖSTERMELİK NEZAKET, YAMA GİBİDİR, HEMEN BELLİ OLUR. MÜSLÜMAN İSE SAMİMİ OLUR. ZİRA HZ.PEYGAMBER (S.A.V.)’E GÖRE “DİN SAMİMİYETTİR.” (Buhari, İman, 42)
NEZAKET SAHİPLERİ, ÖFKELERİNİ YUTARLAR
HİLİM VE RIFK SAHİBİ, YERSİZ YERE ÖFKELENMEZ, ÖFKELENDİĞİ ZAMAN DA NEFSİNE HAKİM OLUR, HİDDETE KAPILMAZ. ÂL-İ İMRAN 134. AYETTEKİ “ÖFKESİNİ YUTANLAR VE İNSANLARI AFFEDENLER.” ZÜMRESİNE DAHİL OLUR.
KONUŞMADA ÖLÇÜ İNSANI DİĞER VARLIKLARDAN AYIRACAK BELGESİ “BEYAN” (İFADE ETME, AÇIKLAMA) DIR. “BİZ İNSANA BİR ÇİFT GÖZ, BİR DİL VE İKİ DUDAK VERMEDİK Mİ?” (Beled, 8-9). BU DA “İKİ KERE BAK, İKİ KERE DİNLE VE BİR KONUŞ.” DEMEKTİR.
“RAHMAN OLAN ALLAH, KUR’AN’I ÖĞRETTİ. İNSANI YARATTI. ONA BEYANI, MAKSADINI ANLATMAYI ÖĞRETTİ.” (Rahman, 1-4)
“USLÛBÜ’L BEYAN, AYNIYLA İNSANDIR” İNSANIN KONUŞMA ÜSLÛBU, ONUN KİŞİLİĞİNİ ORTAYA KOR. KONUŞMA TARZINDAN SİZ ONUN NOTUNU VERİRSİNİZ.
DOSTLAR; İNSANIN EMİN OLMASI DİLİNE BAĞLIDIR.
Rasûlullah (SAV) şöyle der: “Belaya uğrama ve ondan emin olma kişinin diline bağlıdır.” (Camiüs Sağir, H.No: 3218)
Mevlana bu konuda şöyle der: “Dil, tencerenin kapağına benzer. Oynadı, açıldı mı, içinde ne yemek var anlarsın.”
“İnsan, dilinin altında gizlidir. Bu dil, ruh kapısının perdesidir. Bir rüzgar perdeyi kaldırınca, evin içerisi bize görünür.”
ÖYLE BİR SÖZ Kİ… SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI.
AĞIZDAN ÇIKAN SÖZ YAYDAN ÇIKAN OK GİBİDİR.
AĞIZDAN ÇIKAN SÖZÜ SİLAHTAN ÇIKAN MERMİYE BENZETMİŞLER. ARTIK ONU GERİ DÖNDÜRMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
DİL AĞACI; DİL BİR KELİME AĞACIDIR. AŞILANMIŞ BİR MEYVE İLE YABANİSİ ARASINDA NE DERECE FARK VARSA; TERBİYEDEN GEÇMİŞ BİR DİLLE, TERBİYE GÖRMEMİŞ BİR DİL ARASINDA O KADAR FARK VARDIR. BİRİ BAL GİBİ TATLI, DİĞERİ ZEHİR GİBİ ACIDIR.
KÖTÜ SÖZ, AMUDA KALKMIŞ AĞAÇ GİBİDİR.
“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir sözü kökü yerde sabit, dalları gökte olan bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbi’nin izniyle her zaman yemişini meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan pis bir ağaca benzer.” (İbrahim 24-26)
CAN DOSTLAR; GÜZEL KONUŞMAK ÇOK KONUŞMAK DEĞİLDİR, GÜZELİ KONUŞMAKTIR.
GÜZEL KONUŞMAK ÇOK LAF ETMEK DEĞİLDİR. O, ALLAH VE RASÜLÜ’NÜN SEVDİĞİ ŞEYİ AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTIR. GERÇEK TUTUKLUK, DİL TUTUKLUĞU DEĞİL, HAKKI BİLMEMEKTİR.
BU BİR SIRDIR...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)