26 Kasım 2009 Perşembe

Kurban Bayramınız Hayırlı Olsun /Sır

MERHABA CAN DOSTLAR /SIR
Hayırlı bayramlarınız olsun.
Rabbimiz (cc) “Kurbanlıkları, Biz, sizler için Allah’ın şiarları kıldık. Onlarda sizin için pek çok hayır vardır.” (22 Hac 36) buyurur.
DOSTLAR Şiâr: Allah’a ibadete vesile olan araç, ona yaklaştıran eserdir, bizleri O’ nun yolunda tutan işarettir.Kurban Allah’a götüren araç, menzili gösteren kulluk yolundaki işarettir. Kurban, sırf Allah için kesilirse kurbandır. Sahibini Allah’a yaklaştırırsa, kurbandır. Cahiliye döneminde putperestler de kurban kesiyorlardı, ama onlar putları için kesiyorlardı. Müslüman ise, sadece Allah için kurban keser. Kurban, Hz. Âdem ile başlayan, Hz. İbrahim de sembolleşen evrensel bir tevhid gösterisidir. Kurbanla mümin, kendisinin bu tevhid çizgisinin üzerinde olduğunu ispat eder.
CAN DOSLAR;
Bakın bu konuda Mevlana ne diyor; “Ey insan! Sende yürek olmadıktan sonra hançerin ne faydası var!? Ali gibi bilek olmadıktan sonra Zülfikarın ne yararı olur ki!? Nuh gibi kaptan olmadıktan sonra sana Gemi ne yapsın!? İbrahim gibi, içindeki putları kıramadıktan sonra putperest olmadığının ne alamı vardır!? İsmail gibi, her şeyinden geçip nefsini O’nun yoluna koyamadıktan, O’ nun olamadıktan sonra kurban kesmenin ne anlamı olur ki? Özellikle kurban günlerinde getirdiğin teşrik tekbirleriyle, nefsinin kibrini, müstekbirlerin istikbarını yok edemedikten sonra tekbir getirmenin ne anlamı vardır?”
Peygamberimiz kurbanlık hayvanını kesmek için yere yatırdığında Hz İbrahim peygamberin duası olan şu ayetleri okurdu:
Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben ortak koşanlardan değilim! (6 Enam 79)
Benim namazım, kurbanım, hayâtım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allâh içindir. O' nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim. (6 Enam 162-163)
Peygamberimiz ayetlerden seçtiği bu duasını şöyle sürdürürdü: Allah’ım bu kurban Sendendir, Senin lütuf ve nimetin sayesindedir ve Senin için, Senin rızanı kazanmak içindir. Muhammed ve Ümmeti adına… Bismillahi Allahü ekber/ Allah adına, Allah en büyüktür!
Kurbanın gaye ve hedefini, kısaca tevhidi en veciz bir şekilde özetleyen cümlelerdir bunlar.
DOSLARIM; Bu ayetlerin hedeflediği gerçek kurbanlarla buluşabilme dileğiyle, bayramınız bereketli, kurbanınız bizleri O’ na yaklaştıran olsun CAN DOSLARIM.
BU BİR SIRDIR.

24 Kasım 2009 Salı

Kurban keserek Allah’ın emrini yerine getiren her inanan insan merak eder

Merhaba dostlar..

Kurban keserek Allah’ın emrini yerine getiren her inanan insan merak eder, acaba ben Allah için mi yoksa başka sebepler için mi yaşamaktayım? Bunun cevabını yine Kur’an verir. Bir insanın Allah için yaşayıp yaşamadığını ortaya koyan beş tane özellik söz konusudur. Özet halinde öğreneceğimiz bu beş temel özelliğe sahip olan her mü’min insan, bilmeli ki Allah için yaşamakta ve ömür sermayesini bu inanç istikametinde tüketmektedir:
1. Allah için yaşamanın birinci şartı, kınayanların kınamasından korkmamak, çekinmemektir.

Maide suresi/54
2. Allah için yaşamanın ikinci şartı, mü’minler ve müslümanlar olarak, İSLAM kimliğimizi hep önde tutmaktır. Bu kimlik ise, Müslüman ismini kazanmaktan geçer.

Fussilet suresi/33
3. Allah için yaşayıp yaşamadığımızı belirgin hale getiren üçüncü şart ise hayatımızı yaşarken, görevlerimizi ve kulluğumuzu icra ederken, mükâfatımızı hep Allah’tan beklemektir.

Şuara suresi/109
4. Allah için yaşamanın bir başka şartı ise, galibiyet ve mağlubiyet günlerinin, iyi ve kötü günlerin, başarılı ve başarısız geçen günlerin, Allah’ın elinde olduğuna inanmaktır.

Al-i İmran suresi/140
5. Ve son olarak Allah için yaşamanın şartı, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan ölünceye kadar O’na kulluğumuzu icra etmektir.

Hicr suresi/99

“ÖLÜM GELİNCEYE DEK ALLAHA KULLUK EDİN” ayeti mevzuyu özetler…

DOSTLAR KENDİMİZİ BİR DAHA AMELLERİMİZLE GÖZDEN GEÇİRELİM..
Allah’a emanet olun..

Sır…

16 Kasım 2009 Pazartesi

KURANI ANLAMA VE YAŞAMA


MERHABA DOSTLAR..
BUGÜN DERSİMİZDE KURANI ANLAMA VE YAŞAMA KONUSUNU İNCELEYELİM... CAN DOSTLAR; Yüce Allah yaratmış olduğu insanların dünya ve ahirette daima mutlu olmalarını istemiştir. Bunun için insanlar içerisinden peygamberler seçmiş, bu kutlu elçilere ilahi kitaplarını göndererek insanlığın huzur ve saadetini temine çalışmıştır. İşte bu kitapların sonuncusu olan Kur’an, son peygamber Hz Muhammed (a.s)’ e indirilen ilahi vahyin adıdır.
DOSTLAR; PEYGAMBERİMİZ (SAV) "Kur'ân'da mâhir olan, sefere denilen Kerim ve itâatkar meleklerle beraberdir. (Kur'ân'ı) güçlük çekerek/kekeleyerek okuyana ise iki kat ecir vardır." (Müslim, Salâtü'l-Müsafirîn, 244; Ebu Davud, Salât, 349) "
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 'Kur'ân, her kimi Beni zikretmekten ve Bana el açıp istemekten alıkoyarsa ona, isteyenlere verdiğimin en alâsını veririm. Allah'ın kelâmının diğer kelâmlara olan üstünlüğü, O'nun yaratıklarına karşı üstünlüğü gibidir."(Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 6/25) İşte böylesine mühim olan bir amelin önemini vurgulamak için olmalı ki, Resûlüllah (s.a.s), Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğretenle ilgili olarak şu müjdeyi vermiştir: "Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve onu başkalarına öğretendir." (Buharî, Fezailü'l-Kur'ân, 21) Kur'ân okumanın ve dinlemenin pek çok faydasının olduğu muhakkaktır: "Öyle ise, Kur'ân okunduğunda hemen ona kulak verin, susup dinleyin ki merhamete nail olasınız." (A'râf 7/204):
ALLAH RASÜLÜ (SAV) "Allah'ın evlerinden (herhangi) bir evde, Allah'ın kitabını okuyan, aralarında mutalâa eden topluluğa sekîne iner; onları rahmet bürür, melekler kuşatır ve Allah kendi katındaki kimseler arasında zikreder." (Ebû Dâvûd, Salât, 349 Kur'ân okumadaki asıl maksat, onu anlamaya çalışmaktır.
Aynı konuda, şu hadisi zikretmeliyiz: "Her kim Kur'ân'ı okur, onu anlayarak ezberler ve helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah bu Kur'ân sebebiyle onu Cennete koyar." (Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 13) Konuya dair Ebû Abdürrahmân es-Sülemî'nin şu sözü de anlamlıdır : "Biz, Kur'ân'dan on âyet öğrenince, onun helâlini-haramını, emrini-nehyini öğrenmeden başka bir âyete geçmezdik." (Kurtubî, 1/39)
Kur'ân'ı anlama(ya çalışma)nın, üzerinde kafa yormanın, tefekkür etmenin, nafile namaz kılmaktan daha önemli olduğu, Resûlullah'ın Ebû Zerr'e hitâben söylediği: "Oturup, Allah'ın kitabından bir âyeti anlaman, senin için yüz rekât (nâfile) namaz kılmandan daha hayırlıdır." (İbn Mâce, "Mukaddime", 16) sözünde gayet net olarak ifade edilmiştir. Bir başka hadîste de Resûlullah Efendimiz (sas), şöyle buyurmuştur : "Kur'ân'ı üç günden az bir sürede hatmeden, on(un mânâsın)ı anlayamaz."(İbni Mâce, İkametü's-Salât, 178) Bu hususta İbn Abbas'ın şöyle bir beyanı vardır: "Bakara ve 'Âl-i İmrân sûrelerini tertil üzere düşünerek okumam, Kur'ân'ı (baştan sona) süratle okumamdan bana daha doğru görünmektedir." (Gazalî, 1/282) Süleymân Dârânî de bu konudaki tutumunu şu sözlerle anlatmıştır: "Ben bir âyet okurum, dört-beş gece onu düşünürüm, onu iyice anlamadan başkasına geçmem." (a.g.e., 1/277)
Demek ki faziletli olan, Kur'ân'ı mümkün olan en kısa zamanda okuyup bitirmek değil, onu anlayarak okumaktır. "Kur'ân'ı okuyup da onun mânâsını bilmeyen kimse, lambanın olmadığı bir gecede hükümdarından kendisine bir mektup gelen, (bu yüzden) kendisini korku saran ve mektubun içinde ne olduğunu bilmeyen kimse gibidir. Kur'ân'ın mânâsını bilen ise, lâmba getirerek mektubun içindekini okuyan gibidir." Yukarıda Kur'ân'ın, üzerinde düşünülmesini istediğinden söz etmiştik. Elbette, onu anladıktan sonra hayata geçirmemek olmaz. Bir hadîs-i şerifte de bu hususlar şöyle bir benzetme ile anlatılmıştır: "Kur'ân'ı öğreniniz, onu okuyunuz. Kur'ân'ı öğrenen, onu okuyan ve gereğini yapan kişi, misk ile doldurulmuş bir kap gibidir; kokusu her tarafa yayılır. Kur'ân'ı öğrenip anlayabildiği hâlde gaflete dalan kişi ise, içinde misk varken ağzı sıkıca kapatılmış kap gibidir." (Tirmizî, Fezailü'l-Kur'ân, 2) Kur'ân'ı okuyan ve hükümleriyle amel edenin anne ve babasına kıyâmet günü parlaklığı dünyadaki güneşin parlaklığından daha kuvvetli olan bir taç giydirilir. (Onun sevabını siz takdir edin)." (Ebu Davud, Vitr, 14; I. Müsned, 3/440) Ashâb, Kur'ân'ı okuyor, anlıyor ve yaşıyordu. Hz. Ömer, Bakara sûresini on küsûr senede ezberlemiş, sûreyi ezberleyince Allah'a şükretmek için bir de deve kurban etmiştir. (Kurtubî, 1/40) Anlaşılıyor ki Hz. Ömer, söz konusu sûreyi on küsûr yıl gibi bir zaman zarfında okumuş, anlamış ve hayata geçirmiştir. Yoksa sadece yüzünden okuyup veya ezberleyip bırakmamıştır. İmâm Mâlik'in rivâyetine göre de, "Abdullah ibn Ömer, Bakara sûresini öğrenmek için üzerinde tam sekiz sene durmuştur." (Muvatta, Kur'ân, 11) Bu dönemde Müslümanlar, Kur'ân'ı okuyup onun seviyesine çıkmaya çalışırken, ne hazindir ki, günümüz Müslümanları Kur'ân'ı kendi seviyelerine indirmeye çalışıyorlar. (Gazalî 1998, 41) Demek ki, o devirde Kur'ân anlaşılıp yaşanıyordu, günümüzde olduğu gibi manâsı bilinmeden sadece yüzünden okunmak veya ezberlemekle yetinilmiyordu. Kur'ân hâfızı olmak, baştan sona Kur'ân'ı yanlışsız olarak ezbere okumak değildi. Nitekim Ebû Ömer, Kur'ân hâfızını şöyle tarif etmektedir: "Hameletü'l-Kur'ân/Kur'ân hâfız(lar)ı, Kur'ân'ın hükümlerini, helâlini ve haramını bilen ve onun içindekilerle amel edenlerdir." (Kurtubî, 1/26) Abdullah ibn Amr da, Kur'ân hâfızında bulunması gereken nitelikleri sayarken şöyle demektedir:...Kur'ân'ın hükümlerini öğrenmesi, Allah'ın muradını ve üzerine farz olanı anlaması, okuduğundan istifade etmesi, okuduğuyla amel etmesi gerekir. Kur'ân'ın farzlarını ve hükümlerini ezberden okuyup da, okuduğunu anlamaması ise ne kötü bir şeydir..." (a.g.e., 1/21) Konuyla ilgili olarak, Abdullah ibn Mes'ûd'un şu sözleri oldukça manidar görünmektedir: "Bize, Kur'ân'ın lâfızlarını ezberlemek zor, onunla amel etmek kolay gelirdi. Bizden sonrakilere Kur'ân'ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek zor gelecek."(Kurtubî, 1/40) Kur'ân'dan tam anlamıyla istifade etmek için bu üç merhâle önemlidir. Hayata geçirilmeden Kur'ân'dan beklenen güzellikler gerçekleşmez. İnsanın ve içinde yaşadığı toplumun müsbet yönde değişmesi ve yükselmesi, Kur'ân'ın hayata geçirilmesine bağlıdır. Aksi hâlde, Resûlullah'ın (sas) şu sözünün ilk kısmının gerçekleşmesi umulurken, son kısmı gerçekleşir ki, bu da, insanlık açısından tahammülü imkânsız vahim sonuçlar doğurur: "Allah, bu Kelâm'la bir kısım kavimleri yükseltir, diğer bir kısmını da alçaltır."(İbn Mâce, "Mukaddime", 16) Resûlullah, Kur'ân'ı ayrıca şifa olarak da zikretmiştir: "Şu iki şifalı şeye devam ediniz: Bal ve Kur'ân." (İbn Mâce, Tıb, 7) Bal, maddî bünyenin sağlığı için ne kadar yararlı ise, Kur'ân da maddi hastalıklar için hattâ onlardan daha da fazla manevî yapının sağlıklı olması için elzemdir. Bir başka hadîsinde Resûlullah: "İlacın en hayırlısı Kur'ân'dır."(İbn Mâce, Tıb, 38) buyurmakla Kur'ân'ı, en iyi ilaç olarak tek başına zikretmiştirDOSTLAR.Sözümü Bizzat Kur'ânın, inananlara şifâ ve rahmet oluşunu beyan eden iki ayetle bitiriyorum: "Biz, Kur'ân'ı mü'minlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır." (İsrâ 17/82). Tabiî ki rahmete nail olma, kuşkusuz Kur'ân'ı uygulamaya bağlıdır: "İşte bu Kur'ân da, indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Artık ona tâbi olun, inkâr ve isyandan sakının ki, rahmete nail olasınız." (En'âm, 6/155)
ALLAHA EMANET OLUN.
BU BİR SIRDIR

10 Kasım 2009 Salı

Kurban Bayramı Yaklaşırken


MERHABA CAN DOSTLAR.
Allah (cc) Mumtehine suresinde "Hz.İbrahim ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır." buyurur.

1-İMAN
2-PUTLARI RED
3-FEDAKARLIK.

İlk düşünmemiz gereken en sevdiğimizi ALLAH yolunda verme fedakarlığıdır. Allah'ın işareti sonrası İbrahim (as)o gün en sevdiği biricik oğlunu kurban etmeyi göze almıştı. Bizim kurban keserken de idrak etmemiz gereken en sevdiğimizi ALLAH yolunda vereme bilincidir. Kurban; kiminin tükenmesinden korktuğu malı, kiminin elinden alınacağını düşündüğü makamıdır, kısacası sevgide ve öncelikte Allah'ın önüne geçirdiğimiz her şey kurban edilmelidir.

Kurbanın Tanımı ve Mahiyetine

Kurban, lügat itibarıyla yaklaşma ve yakınlaşma gibi mânâlara gelir. Kurban, Allah'a kul olmanın şuuruna ermektir. Kurban, Hak yolunda fedakarlığın ifadesidir. Kestiğimiz kurbanla, hak yolunda malımızı, hatta Hz. İbrahim ve oğlu İsmail gibi canımızı bile feda edebileceğimizi ifade etmiş oluyoruz. Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de ihlaslı olmak ve yalnız Allah'ın rızasını gözetmek temel prensiptir. Nitekim Yüce Allah, Hacc suresinde “Bu hayvanların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin samimiyetiniz ve takvanızdır” (Hac, 22/37)
Kurban dilimizde ise, kazandığı ve kullanıldığı anlamıyla, Allah’a yakınlaşma niyetiyle kesilen hayvana verilen isimdir.

“Kurbanlık develeri de size Allah’ın şeâirinden kıldık.” (Hac Suresi) ayetiyle “Şeâir-i İslam” dan yani İslam’ın işareti, alameti ve özelliklerinden sayılan kurban, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser Suresi) ayeti ile de meşruiyeti ifade edilen bir ibadettir. “Kurban kesmeye gücü yettiği halde, kurban kesmeyen, bizim namazgahımıza yaklaşmasın” (İbn Mace) hadis-i şerifi ise, kurban kesmenin vacip bir ibadet olduğuna delil olarak kabul edilmiştir.

Zeyd b. Erkam anlatıyor: Ashab-ı Kiram Allah Rasulü’ne şöyle sordu: “Bu kurbanın kaynağı-mahiyeti nedir? Efendimiz (as): ‘Babanız Hz. İbrahim(as)’ın sünnetidir’ buyurdu. Sahabe tekrar sordu: ‘Pekâlâ bizim sevabımız ne kadar?’ Efendimiz (as): ‘Her bir kıl için bir hasene.’ ‘Ya yün (yani kesilen kurban koyun-kuzu olunca)’ diye Sahabe soruyu yineleyince; Peygamber Efendimiz (as): ‘Yünden her bir kıl için de bir hasene’ cevabını verdiler”. (Tirmizi)

Hepimiz topluca şu mübarek hadis-i şerifte bildirilen mükafata nail olalım inşaallah. “İnsanoğlu Allah nezdinde kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir iş işlememiştir. O kurban, kıyamet gününde boynuzları, postu ve tırnakları ile gelir. Kurban kanının Allah nezdinde büyük itibarı vardır. Kan akıp yere düşmeden kurban kabul olur. Kurbanı temiz ve halis bir kalp ile Allah’a takdim ediniz.” (Taç, 209)

Rabbim namazlarımızı, dualarımızı ve kurbanlarımızı; Arafatta vakfe yapan, şu an Kâbe-i Muazzamada tekbir ve dualarla tavaf eden yüz binlerce Müslüman kardeşimizin ibadetleriyle birlikte kabul buyursun.